Önce kısa bir hatırlatma...
Arka Bahçe’de iki hafta önce iki ayrı genelgeyi deşifre ettim. İlgili genelgeler, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’nın sorumluluğundaki teftişlerin nasıl yapılacağına dair yeni kurallar getiriyordu. 18 Mart tarihli olanında bakanlık, müfettişlerine özetle şu emri veriyordu: “Bundan böyle, bir işyerine teftişe gitmeden önce, patronu ‘Ben şu tarihte geliyorum, ona göre’ diye bilgilendireceksin.” Neyse ki teknik prosedürlerden dolayı 18 Mart’taki o skandal genelge için şimdilik “erteleme” kararı verildi.
Köşeye taşıdığım diğer genelge ise 13 Mart tarihini taşıyordu. Normalde müfettiş, denetim sırasında eksiklik tespit ettiğinde işverene bir kereliğine süre verebiliyordu. Zaruri hallerde bu süre bir kez daha uzatılabiliyordu.
İşte Çalışma Bakanlığı’nın 13 Mart tarihli yeni genelgesinde ise her denetim tutanağında patrona “Gideremediğim eksiklikler için tekrar süre istiyorum” diye bir ekleme hakkı veriyordu. Müfettiş “ek süre vermek uygun değil” görüşünü belirtse dahi; yeni düzene göre bakanlık yöneticileri müfettişin görüşünü onaylamayabiliyordu. Yani, müfettişin yaptırım gücü elinden alınacak, teftiş işyerini ziyaret pozisyonuna düşürülecek, patronlar da düzenli olarak ek süre isteyebilecekti. Özetle, adeta tüm işverenler bakanlıktaki bir bürokrata bağlanmış ve müfettiş de işverenin sanki çalışanı haline getirilmişti. İşte 15 Nisan’da bu köşede öğrendiğiniz inanılmaz genelgeye dair sevindirici bir gelişme yaşandı. Çalışma Bakanlığı’nda büyük ses getiren bu deşifre, büyük bir skandaldan dönülmesine yol açtı. Zira öğrendim ki yazımdan iki gün sonra yeni bir genelge yayımlandı ve 13 Mart tarihli skandal genelge iptal edildi. Özetle, yeni genelge ile teftiş yine sadece bir kez süre vererek yapılacaktı.
Bu satırların tek sebebi gazeteciliğin başarısını aktarmak ve fikri takibin gereğini yapmak değil. Maden işçilerinin direnişine tanık oluyoruz günlerdir. Ve yine günlerdir, bir patronun parti devletiyle ilişkilerini görüyoruz. Yerin altında canla, yerin üstünde açlıkla sınanan madencilerin nasıl sıkıştırıldığını izliyoruz.
İşte bakın aynı süreçte, önceliği çalışan olması gereken devlet nasıl da patron lobilerine boyun eğmek için çabalıyor. Bu sayfalarda bu gerçekler ortaya çıkmasa, kim bilir kimlere verilen hangi zalim sözler hayata geçiriliyor. Unutmayalım ki denetimsiz bırakılan her işyeri, sadece birer çalışma alanı değil, işçinin hayatıyla kumar oynanan birer masaya dönüşüyor.