“Bu Kanunu Adalet Bakanı Yürütür”
Çiğdem Bayraktar Ör
Son Köşe Yazıları

“Bu Kanunu Adalet Bakanı Yürütür”

07.05.2026 08:48
Güncellenme:
Takip Et:

Adaleti sağlamak üzere kurgulanan yasalara insanların uymaları gerekirken, yasaları insanlara uydurmak ancak adaletin olmadığı, kanunsuzluğun kanun halini aldığı yerlerde, zamanlarda olabilir. Bir idam sehpasını kral kurar, zalim alkışlar, dalkavuk ilmeği geçirir, ‘devrin adamı’ sandalyeye tekme atar: İnsanlık, adalet, vicdan katledilir. 

ADALET, KANUNDAN ÜSTÜNDÜR

Kanunlaştırılmamış adalet olabilir ama adaletsiz kanun olamaz, olmamalıdır! Ne yazık ki insanlık tarihi boyunca adaleti değil, sistem egemenlerinin ve aparatlarının iktidarını güçlendirmek üzere yasalar aracı kılınıyor. Kanun yapıcılar; yasalar yoluyla otoritelerini sağlamlaştırmak, iktidarlarını kalıcılaştırmak, güçlerine güç katmak istiyorlar.

Bir kanun yapıcı, hemen her şeyi kanunun konusu yapabilir. Örneğin, “Saat 5’ten sonra kadınlar sokağa çıkamaz.” ya da “Sadece kıvırcık saçlılar umumi tuvaletleri kullanabilir.”  ya da “Gamzesi olmayanlar gülemez.” diyebilir. Bu gibi saçmalıklar sistemin ve aktörlerinin dalkavuklarından, korkaklardan, birtakım lobilerden destek bulabilir de… Ama böyle kanunlar, gerçekte adaleti tesis etmeyi amaçlamaz, tersine; sadece adı geçen/geçmeyen toplumsal sınıfın özgürlüğüne getirdiği yasal sınırlamayla cinsiyetçilik, sınıfçılık, ayrımcılık, dışlayıcılık, sınırlayıcılık vb. getirerek özgürlük gibi temel bir hakkı bile gaspedecek kadar ileriye gidebilir. Bunların da ötesinde zalimlerin elinde kanunlar idam mangalarını, sehpalarını yasallaştırır. 

“AD HOMİNEM” YASA 

Ad hominem”, “kişiye özel” demek. Bir fikri öldüremediğinizde sahibini öldürmek bazı acizlerin tek yapabildiğidir. Bunu kolaylaştırmak üzere “ad hominem yasa” yani “kişiye özel” yasa çıkarırlar ya da mevcut yasayı yargılanan için yeniden yorumlarlar. Tarihte örneği çoktur.

Geleneksel tanrılara inanmayı reddeden Socrates, felsefe yapmanın suç sayılmadığı, hatta özendirildiği Antik Yunan’da, “gençlerin beyinlerini sulandırdığı” suçlamasıyla ona özel yorumlanan “asebeia/dine saygısızlık” yasasıyla yargılandı. Hukuki dayanak yoktu. Suç hiç oluşmamıştı. Siyasi konjonktür onu suçladı. Siyaset erkleri yasa uydurdu. Yargı erkleri uyguladı. Sonuç: Socrates öldürüldü ama düşünceleri yaşıyor. 

Thomas More’un suçu, kralı İngiltere Kilisesinin başı saymamasıydı. Kral, ona ve onun gibi düşünenlere uygun yasa çıkardı: 1534 Hainler Yasası. Kralın unvanlarını sadece eylemle değil, sözle bile reddetmek “vatana ihanet” demekti. Düşünürün “tercihli sessizliği”ne bile tahammül edemediler. Tahttakini her şeyin başı saymayan More’un başını istediler. Hem de son anda kralın yaptığı değişiklikle asarak değil, keserek…  

Emile Zola’nın “Suçluyorum!” diye manşetten duyurduğu isyanına sebep olan ünlü Dreyfus Davası, “kahramanına özel” bir biçimde yapılan yorumlama ve uygulamayla, Fransız hukuk tarihinin kara lekelerinden biri oldu. Masum bir subay, çok uzaklarda yıllarca sürecek kürek cezasına çarptırıldı. Alfred Dreyfus idam cezasından kılpayı kurtulduğu için sevinmek zorunda kaldı. 

Kanunsuzluğun kanun” olarak somutlandığı Nazi döneminde “Reichtag Yangını”nı çıkarmakla suçlanan -sonradan belgelendiği üzere- suç giydirilen Van der Lubbe için Hitler özel bir yasa çıkardı. Ardından sözde “komünist dış tehlike”ye ve düşmanlara karşı iktidarını tam yetkiyle donatmak için Anayasayı ortadan kaldırmaya kadar giden yasal bir düzenlemeye girişti. “Reichstag Yangın Kararnamesi” olarak bilinen 28 Şubat 1933 tarihli “Halkı ve Devleti Koruma Kararnamesi”ne dayanarak Lubbe idam edildi. Oysa kundaklamanın karşılığı, bu olaya kadar idam değildi. 

FİDANLAR İPLE BOĞULUR MU?

Deniz Gezmiş, Hüseyin İnan, Yusuf Aslan işte böyle bir “kişiye özel yasa”yla idam edildi. Adalet için değil, adaleti ilke edinenleri yok edebilmek için… 

Üç fidanı idam sehpasına taşıyabilmek üzere mevcut TCK 146/1’i “kişiye özel” yorumladılar, hayattan koparabilmek için adlarına kanun çıkardılar: “Deniz Gezmiş, Yusuf Arslan ve Hüseyin İnan’ın ölüm cezalarının yerine getirilmesine dair Kanun”.

Altına da “Bu kanunu Adalet Bakanı yürütür” yazdılar. 

ZALİMLERİN ADALETİ

“Adalet”, vicdan, mahkemeler kişiye özel tesis edilemez. Herkes içindir. Bir otoritenin mutlaklığını sağlamak, onu yüceltmek, kalıcılaştırmak, çıkarlarını korumak isteyenlerin giyotinine, toplumun sesini bastıracak korkunç bir sese, zalimin zorbalık aracına, iktidarın ve emperyalizmin çıkarlarının bekçisinin tabancasına konan takma ada dönüşmemelidir. 

Pascal’ın dediği gibi “Kuvvete dayanmayan adalet aciz, adalete dayanmayan kuvvet zalimdir, tiranlıktır.” Kötülük bir seçimdir. Adalet ise seçimlik olmayan bir gerekliliktir. 

Adil olmayan kanun, kanunsuzluktur. Yurttaşların, adaleti koşulsuzca talep etmesi zorunluluğu ve gerekliliği bir yana, bu gerçeği herkes kavramalıdır: önce kanun yapıcı, sonra bu kanunları yürüten Adalet Bakanı.