Enver Aysever

Kutsallar üzerinden kutuplaşma

20 Mart 2019 Çarşamba

“Ezan” İslam dininde ibadete çağrıdır. Dönemin gereği insan sesiyle ibadet saatlerinin anımsatılması için önemli işlev görmekteydi. Anımsatalım; elbet saygıyı hak eder, ancak Tanrı kelamı değildir. Bugünün koşullarında, bu görevi cep telefonları, çalar saat, radyo benzeri aygıtlar yerine getirebilir. Lakin kimsenin ülkemizde ezanın susmasını istemesi söz konusu değildir. Tanrıya inanan/ inanmayan, Müslüman olan ya da olmayan herhangi biri bunu istemez, çünkü salt dini değil, aynı zamanda kültürel bir olgudur bu. O ses çocukluğumuzdan bu yana belleğimize kazınmıştır. Kendimizi evimizde saymamızın işaretidir. Diğer pek çok başka gösterge gibi!
Kutsallar üzerinden tartışma yaratmak siyasal İslamcıların öteden beri alışkanlığıdır. İktidarlarını güçlendirmek için kutuplaşma yaratarak güç devşirmek isterler. Bu tehlikeli oyunu sürdürürken, güncel zafer ötesinde kaygı taşımazlar. Oysa bizim ülkemizde bayrak, ezan, Tanrı türü konularda kolaylıkla katliamlar yapılabilir. Geçmişimiz bu karanlık örneklerle doludur. Kapitalizme uygun dincilik, düşkünler toplumu yaratarak varlığını sürdürmekte, egemenliği kolayca küresel güçlere devretmektedir. Bayrak, ezan, Tanrı diyerek uyuşan toplum; ortak değerlerini bir bir yitirirken, yazık ki her gün daha körleşmekte, yoksullaşmakta ve yoksunlaşmaktadır.

Yobazın ülkesi bir, milleti aynı!
Yeni Zelanda saldırısı ardından dünya ırkçılık/dincilik bataklığını, yeniden ve sarsıcı biçimde keşfetti. Neo-liberal çağın ölçüsüzlüğü, aydınlanma karşıtlığı, tüm dünyada milliyetçi/dinci hareketleri körükledi. Sonuç ortada. Hıristiyan, Müslüman ya da Musevi yobazı aynı dili konuşuyor, benzer nefreti büyütüyor. Kan, silah, şiddet, ölüm, kutsal değerler adına dile geliyor, sonuçları ağır oluyor. Buna insanlığın büyük kısmı teslim olmuş değil kuşkusuz. Ancak giderek artan dincilik/milliyetçilik salgını yerküreyi esir almakta. Bizim ülkemizde de güncel çıkarlar için bu dil, nefret söylemi körükleniyor.
İşlerin iyi gitmediğini gören siyasetçiler, dünyanın her yerinde, kolay pazarlanan bu olguları öne çıkarır. Yığınlar aklını yitirip, güdüleriyle davranmaya başlayınca kolay yönlenir. Ancak çizgi aşılınca, bu tehlikeli oyunu sahneye koyanların elinden kayar gider yığınlar. Artık savaş/ terör kaçınılmaz olur ve bunun galibinin kim olacağı önden kestirilemez. RTE’nin Yeni Zelanda’daki vahşet görüntülerini miting meydanlarında izletmesi düşündürücüdür. Ülkenin tamamına, hatta insanlığa sorumluluğu olan birinin, günlük siyasetin şehvetiyle bu hatayı yapması affedilemez. Nitekim dünya basını hemen bunu konu yaptı. Ertesi gün Hollanda saldırısıyla ve yazık ki bu tür olaylarda Türklerin adının geçmesiyle, hangi uygarlık düzeyinde olduğumuz ayrıca sorgulanır oldu. Aydınlanmaya verilen bunca emeğe yazık!

Kimin ezanı?
Türkiye’nin tamamı ezanın/İslam’ın kültürel anlamı açısından aynı taraftadır. Diyanet İşleri, imam hatipler, ilahiyat fakülteleri, türlü cemaat ve tarikatlar iktidarın il/ilçe başkanlığı gibi davrandıkça; görevi Tanrı yolunda bilgi vermek olan din adamları doğrudan AKP yöneticisi gibi tutum takındıkça; insanlar ezanı, partinin sesi, bildirisi gibi algılamaya başlamıştır. Endişe verici olan budur. Kimse ezandan rahatsız değildir, insanlar ezanın iktidar partisinin elinden kurtarılmasını istemektedir. Camiye AKP bayrağı diken anlayışın, öte dünyayla, “bir lokma, bir hırkayla” yetinmediğini anlamak için pek zeki olmaya gerek yok.


Yazarın Son Yazıları

Tuz koktuktan sonra! 31 Aralık 2020
Değişim hamaseti! 24 Aralık 2020
Kullar ve yurttaşlar! 21 Aralık 2020
Modern gericilik! 14 Aralık 2020
Paranın dini imanı 3 Aralık 2020