Nasrettin Hoca bir gün camiden çıkıp evine doğru giderken tanımadığı bir adamla karşılaşır. Hoca ile selamlaştıktan sonra adam minareyi göstererek “Hoca efendi, buna ne derler?” diye sorar. Hoca, tereddüt etmeden “Kuyu!” cevabını verir. Adam, hocayı sıkıştırmak için “Hocam, anladım da kuyu nasıl böyle tersyüz olmuş?” deyince hoca, “Efendi, kuyuyu tersyüz ettikten sonra kurusun diye güneşin altına dikmişler” deyiverir. (Kaynak: aksehir.bel.tr, 3.7.2026)
Neyse ki birkaç yüzyıl önce “Dini değerleri aşağıladı” diyerek Nasrettin Hoca’yı içeri atmamışlar. Belli ki birkaç yüzyıl önce hakaret ve aşağılama ile hiciv arasındaki kalın fark, yönetenler katında daha iyi biliniyormuş!
HAKARET YOK, HİCİV VAR
Oysa bugün, 21. yüzyılda, uzay ve atom çağında, yapay zekâ yıllarında, Nasrettin Hoca’nın torunlarından birini, Deniz Göktaş’ı “dini değerleri aşağıladığı” iddiasıyla tutukladılar.
2023’te cami cemaatini Erdoğan’ın mitingine götürmeyi reddettiği için sürgün edilen İmam Yusuf Kılıç’ın mesajı neyin ne olduğunu çok net anlatıyor: “Hakaret yok, hiciv var. Bir imam olarak yanındayım Deniz kardeşim.” (evrensel.net, 3.7.2026)
Evet, dün tutuklandığı an itibarıyla gösterisini YouTube’da 9.5 milyon kişinin izlediği Deniz Göktaş’ın gösterisinde hakaret yok hiciv var, aşağılama yok mizah var.
Hedefi “kindar nesil” yetiştirmek olanlar için gülmek, neşelenmek, mizah yapmak elbette büyük suç. O nedenle dün sadece Deniz Göktaş’ı tutuklamadılar; Deniz Göktaş ile birlikte Nasrettin Hoca’yı, mizahı, hicvi tutukladılar.
HAÇLI SEFERİNE DESTEK OLANLAR
Deniz Göktaş’ın “dini değerleri aşağıladığı” iddiasıyla tutuklanması, sadece demokrasimizin nereye geriletildiğini resmetmiyor. Muhafazakâr mahallenin ikiyüzlülüğünü de ortaya koyuyor!
Hayır, “Her cuma Bakara makara bir ayet sallıyorum” diyenin büyükelçilikle ödüllendirilmesini hatırlatmayacağım. Çünkü asıl vahim olanın yanında o ne ki.
ABD Başkanı George Bush 23 yıl önce Afganistan ve Irak’ta başlattığı, Büyük Ortadoğu’da sürecek saldırısını “haçlı seferi” diye nitelemişti. Ardından gelen ABD başkanları da haçlı seferini Büyük Ortadoğu’da, Libya’da, Suriye’de, Filistin’de, Lübnan’da sürdürdü. Neyse ki İran “şimdilik” haçlı seferini durdurdu.
Ne acı ki ABD’nin İslam coğrafyasını hedef alan haçlı seferine 23 yıldır destek verenler, “Deniz Göktaş dini değerlerimizi aşağıladı” diyebiliyorlar!
İslam coğrafyasına haçlı seferi düzenleyen ABD’ye destek vermek sorun değil ama Deniz Göktaş’ın hicvi, “dini değerleri aşağılamak” öyle mi! İşte muhazakârların muhafaza sorunu!
AK-DEMOKRASİNİN KODLARI
Rejimi yıktılar, yenisini inşa etmeye çalışıyorlar, mesele budur. Bugün Türkiye’deki hemen her mesele de bununla ilgilidir.
Demokrasiyi inilecek durağa götüren tramvay diye tanımladılar önce, ardından demokrasiden bile ileride olduklarını propaganda etmek için “ileri demokrasi” dediler ve bugün Türkiye’yi gerilettikleri zeminde inşa etmeye çalıştıkları rejimi özetle şöyle uyguluyorlar:
- Vatandaş istediği gibi yaşar, istediğini giyer, istediğini içer ama sınırlı yerlerde, özellikle evinde olması tercih edilir çünkü dışarıda giyilen tahrik edebilir, içilen haram görülebilir.
- Gazeteci özgürce haberini yazabilir ama yazılanın yalan olduğu varsayılarak “yalan haber yayma” suçuyla tutuklanabilir. Haberin sonradan doğru çıkmasının bir önemi yoktur.
- Herkesin düşünce ve ifade özgürlüğü vardır ama düşünce beğenilmezse “halkı kin ve düşmanlığa tahrik” kapsamına sokulabilir. Kimsenin tahrik olmasına ve tepki göstermesine elbette gerek yoktur.
NASRETTİN HOCA VE GIRGIR KAZANDI
Mizahın güçlü olduğu dönemler, toplumların baskılandığı dönemlerdir. Nasrettin Hoca da Anadolu’daki zor yıllara tepkidir sonuçta.
Bugün de öyle değil mi? Türkiye’de mizahın sıçrama yaptığı iki dönem var: 12 Eylül rejiminde Gırgır’lar, Fırt’lar, Hıbır’lar, sonra Olacak O Kadar’lar; AKP rejimininde de sayıları hızla artan stand-up’çılar, tek kişilik gösteri yapan mizahçılar...
Birkaç yüzyıl önce Nasrettin Hoca, yakın geçmişte de Gırgır kazandı; göreceğiz, bugün ve yarın kazananlar da bu genç mizahçılar olacak.