Anadolu Ajansı’na konuşan NATO Genel Sekreteri Mark Rutte, Ankara zirvesinde üç temel başlığın ele alınacağını açıkladı. Sırasıyla, savunma harcamaları, Ukrayna’ya destek ve NATO 3.0 dönüşümü...
Savunma harcamalarının ilk sırada olması çok şey ifade ediyor. Zira ABD’nin uzun süre bastırdığı ve NATO üyelerine kabul ettirdiği konuydu: NATO üyeleri, savunma harcamalarını gayrisafi milli hasılalarının yüzde beşine çıkaracaklar.
Bu durum, konunun ekonomi-politiğini incelememizi gerektiriyor.
TRİLYON DOLARLIK PASTA
NATO ortalaması yakın zamana kadar yüzde ikinin altındaydı, hızla yüzde iki buçuğu geçti. Polonya yüzde dördü geçen ilk ülke oldu.
NATO üyelerinin kısa zamanda yüzde dörde ve ardından yüzde beşe ulaşması demek, hacimli bir pastanın ortaya çıkması demek. Buna Japonya gibi hızla askerileşme programı uygulayan NATO ortaklarını da eklediğinizde, bu hacim birkaç yıl içinde trilyon dolar mertebesinde olacak.
İşte ABD bu büyük parasal varlığı kullanarak ve kendi istediği doğrultuda üyelerin nemalanmasını sağlayarak amaçlarına ulaşmak istiyor.
ASELSAN ÖVGÜSÜNÜN NEDENİ
Örneğin ABD bu pastadan alacağı pay üzerinden Ankara’ya yeni NATO görevlerini verdi. Kuşkusuz Ankara da alacağı pay üzerinden o yeni NATO görevlerine talip oldu. Pasta da büyük, pay da...
NATO Genel Sekreteri Rutte’nin ASELSAN’ı ziyareti ve övgüsü boşuna değil. ABD, ASELSAN başta Türk askeri şirketlerini, kendi hedefi doğrultusunda Avrupa’nın silahlandırılmasında değerlendirmek istiyor. Kuşkusuz bu, Türkiye’nin NATO’da merkez cephe ülkesi haline getirilmesinin de havucudur.
Ancak meselenin kamu şirketleri dışında bir de özel şirketler ayağı var:
ASKERİ SANAYİ MERKEZLİ YENİ EKONOMİ
İktidar, NATO zirvesini aynı zamanda Baykar merkezli savunma sanayinin büyük atılımı olarak görüyor. Ankara’daki liderler zirvesi öncesinde İstanbul’da yapılan NATO parlamenterler zirvesinin katılımcıları da Baykar tesislerine götürüldü.
Aynı işi yapan kamu şirketimiz TUSAŞ yerine iktidarın sürekli Baykar’ı öne çıkarması, askeri sanayi merkezli yeni AKP ekonomisi nedeniyle elbette.
Örnek olması amacıyla onlardan birine bakalım.
NATO SÖZLEŞMELERİ
Birkaç gün önce Türkiye’nin ihracat şampiyonları açıklandı. Listenin beşinci sırasında 2.9 milyar dolarlık ihracatla ARCA Savunma Sanayi var. Kurulalı 6 yıl olan bu şirket Türkiye’nin en büyük beşinci ihracatçısı durumunda!
Nasıl mı? Size iki yıl öncesinin bir haberini anımsatayım: “NATO, ittifakın savunma kabiliyetini güçlendirmek ve Ukrayna’ya destek olmak amacıyla 155 milimetrelik top mermisi tedariki için 1.2 milyar dolarlık sözleşme imzaladı.”
Altı yıllık bir şirketin bu sözleşmeleri imzalayabilmesi elbette aynı zamanda politik bir konu. Çorum’daki ana tesisinin temel atma töreni bizzat cumhurbaşkanı tarafından yapılabilen bir şirket bu çünkü.
JAPON SERMAYESİ
Anımsayacaksınız. Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, kısa süre önce Japonya merkezli Nikei Asia’ya bir makale yazmıştı ve Japonya ile birlikte ABD’nin Asya-Pasifik’teki ortakları Güney Kore, Avustralya ve Yeni Zelanda’yı NATO’nun Ankara zirvesine davet etmişti.
O makale aynı zamanda iktidarın Japonya’ya “ortak insansız hava aracı geliştirme ve üretme” teklifini içeriyordu. Teklif elbette gazete köşeleriyle sınırlı değil. Örneğin Japonya Savunma Bakanı Gen Nakatani, geçen sene Türkiye’ye Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler’i ziyarete geldiğinde, Baykar’a götürülmüş ve gezdirilmişti.
NATO-SERMAYE-NATO’CULUK
Türk savunma şirketlerinin büyümesine itiraz ediyor değiliz elbette. İtirazımız, kamu şirketleri varken siyasetin özel şirketleri pazarlıyor oluşu. Kamu şirketleri bizim, hepimizin ama o özel şirketler bizim değil, sahiplerinin.
Ekonomi ile politika arasındaki ilişki temel ilişkidir. Bu özel şirketlerin NATO savunma harcamalarının ortaya çıkardığı büyük pastadan alacağı pay, sadece parasal bir mesele değil, aynı zamanda siyasal bir meseledir, bağımsızlıkçılığın ve bağlantısızlıkçılığın değil NATO’culuğun zeminini oluşturmaları meselesidir.