Sivas katliamının sabahında uyanmak...
Şükran Soner
Son Köşe Yazıları

Sivas katliamının sabahında uyanmak...

04.07.2026 04:00
Güncellenme:
Takip Et:

Prof. Dr. Rüçhan Işık, Uluslararası Çalışma Örgütü’nün (ILO) Türkiye direktörüydü. Sivas katliamına uyandığımız günün sabahında, Ankara’daki ILO merkezinde, ülkemizin çalışanlarına dönük bir etkinlik düzenlemişti. Etkinliğin ilk saatlerinden kendisine ulaşan telefonlarla bağlantılı toplantıdan çıkıp geri dönüyor, her dönüşünde de yüzündeki kaygı artıyordu. İlk arada ILO genel kurullarından da çok yakından tanıdığım hocamdan ne olup bittiğini anlamaya çalıştım.

Sivas’taki kültür etkinliklerinin tümü için geçerli olmak üzere, çok tehlikeli, yaygın bir siyasal kuşatmanın yaşanmakta olduğunun haberlerini almıştı. Ankara’dan Tansu Çiller’in gerekli önlemlerin alındığı, kaygılanılmaması gerektiği bilgilendirmeleriyle rahatlamamıştı. Eşi Demet Işık ablamız, dönemin solda siyaset, kadın hakları savunuculuğunda önde, deneyimli bir kişi olarak oradaydı. Telefon bağlantılarında kızlarını korumak üzere gereken her çabayı göstereceğinin altını çizmişti.

Saatler geçiyor, önlem alınabileceği yolunda güvenlik alındığının haberleri ulaşamıyordu. Etkinliği iptal etmiş, ulaşabildiğim ilk uçakla İstanbul’a geçiş yapmayı seçmiştim. Televizyonun düğmesine bastığımda sevgili Aziz Nesin ağabeyimizin yangın merdiveni ile aşağya indirilişinin görüntüleriyle yüzleştim. Ölenler, ağır yaralananları ile can kayıplarımızın listesini sayacak değilim.

***

Aradan yaraların sarılabilmesine dönük bir zaman geçtiğini düşünebildiğimde, Ankara’ya gidip Demet Işık’la bir söyleşi yapmam gerektiğini düşündüm. Rüçan Hoca, her zamanki zarif kişiliği ile bizi yalnız bırakmayı seçti. İlk kez Demet Işık’ın ağlamasını hiç kesemeden saatler süren tanıklıklarını anlatmasını dinledim. Gün boyu süren kuşatmanın ardından beklenen yangın kundakçılığının yaşanması nasıl engellenememişti? Akıl, sır ermese de Demet Işık, bir yandan bina içinde duman altında kalan kızlarının bir bölümünü, arka taraftan, üstüne üstlük yandaş bir derneğin binasındaki dindarlara yeminli teslim ederek kurtarabilmiş olmasını paylaşıyordu. Diğer yandan da başka katlarda önce duman altında kalan, sonra da canlarından olan kızları için ağlıyordu.

Aradan yıllar geçti, hocamız aramızdan ayrıldı. Demet Işık, hak savunma gücünden hangi değerleri geri çağırma gücünü kazanamıyorsa hâlâ Cumhuriyetin üç kuşak söyleşilerinde konuk olamayacağında direniyor.

***

Sevgili Aziz Nesin’i, nerede ise toplumsal suçlama objesi yapma adına, yangın merdiveni ile kurtardıklarına inanasım var. Cumhuriyet gazetesine dönük olanları da içinde, aydınlar dilekçeleri, her tür hak aramada öncülük yapmış Aziz Nesin ağabeyimizi en son Cumhuriyet’in 7 Mayıs etkinlikleri kapsamında görmüştüm. Aydınlar Dilekçesi’nin Meclis üyelerine duyurulması da içinde, her tür eylemde beni nasıl zorlayıp peşinden sürüklediğini anımsayarak elimde olmadan tepkimi gösterdim..

“Gözlerinin içine oturmuş bu karanlık sana yakışıyor mu?” diyerek patlamıştım ki “Beni yangın merdiveninden kurtararak o kadar çok canın yanmasının sorumluğunu benim üzerime attılar ki... Acısı içtimden çıkmıyor. Unutamıyorum” diyerek susuverdi. Aradan bir ay bile geçmemişti ki sevgili Aziz Nesin ağabeyimiz, bizi hep peşinden hak aramaya koşturan, aydınlanmacı, yürekli aydınımız aramızdan uçup gitti.

“Sivas katliamının sorumluları, suçluları ile hesaplaşmadan bu ülkede, karanlıktan aydınlığa doğru yol alınabilir mi ki?...”