33 yıl oldu. 33 yıl önce 33’ü aydın ve sanatçıyı diri diri yakmışlardı, Sivas Madımak’ta. 33 köylüyü kurşuna dizmişlerdi Erzincan Başbağlar’da.
Madımak’ta olan, kamu yetkililerinin gözü önünde ve doğrudan Alevileri hedef almıştı. Başbağlar katliamı ise Madımak’a misilleme gibi gösterilerek bin yıldır birlikte yaşayanların arasına duvar örülmek istenmişti.
Neden? Kardeşlik iklimini bozmak için...
Her iki katliam da kendiliğinden olmamış; her iki katliamın üzerinden 33 yıl geçmiş olmasına karşın hâlâ kimlerin yaptırdığı bir türlü açıklığa kavuşturulamadı.
Bir amaçları vardı elbette; Kahramanmaraş’ta, Çorum’da ne amaçlandıysa Madımak’ta da onu amaçlamışlardı. O amacı perçinlemek için benzerini Başbağlar’da yapmışlardı.
Bir rakam değil, 33... Doğrudan doğruya 33 ayrı noktaya düşen ateşin alazıdır. 33 yıldır, 33 ayrı noktada yanmayı sürdürüyor. Biliyorum, yargılamalar oldu; bazı aparatlar suçlu bulundu ama hepimiz biliyoruz ki o ateşin yakılmasına aracı olanlar, o yangına körükle gidilmesini sağlayanlar hâlâ açığa çıkarılamadı.
Ne zaman Madımak’ı yahut Başbağlar’ı hatırlasam, şu Meksika atasözü gelir aklıma:
“Biri size parmağıyla güneşi gösterdiğinde, parmağa odaklanmayın; gerçeği göremezsiniz. Güneşe odaklanmayın, gözlerinizi alır; gerçeği göremezsiniz. Gerçek, parmak ile güneş arasındadır.”
Nedir o gerçek?
‘İSKENDER DE TAKMAYIZ, SULTAN MURAT DA’
Farklı inanç ve etnisiteler arasına nefret tohumları ekerek küresel hükümdara bağımlı hale getirmek; yani ülkemizi modern sömürge, insanımızı da modern köle yapmak için bizi birbirimize düşman etmek...
Bugüne dek başaramadılar. “Nuh’a beşikler veren, Havva Ana’yı dünkü çocuk sayan” Anadolu’dur burası. Kardeşlik iklimi, boy verir burada. Ne demişti Ahmed Arif?
“Binlerce yıl sağılmışım,
Korkunç atlılarıyla parçalamışlar
Nazlı, seher-sabah uykularımı,
Hükümdarlar, saldırganlar, haydutlar,
Haraç salmışlar üstüme.
Ne İskender takmışım,
Ne Sultan Murat.
Göçüp gitmişler, gölgesiz!
Selâm etmişim dostuma
Ve dayatmışım... Görüyor musun?”
Gerçeği görelim. O nedenle aparatların yargılanmasından, aldıkları cezaların ağırlığına bakıp, üstünü kapatıp zamanın nankör çarkının arasında unutulup gitmesine rıza göstermeyelim. Unutursak, aynı acıları yeniden yaşamamız kaçınılmaz olur. O aparatları kışkırtan, o senaryoları yazan ve içinde nefes aldığımız iklimi bozmak için her yolu deneyen toplumsal mühendislik çalışmasını kimlerin yaptığına odaklanalım ki yeniden aynı acılara gark olmayalım.
Katiller, elbette cezalandırılsın ama bilin ki her biri birbirinden farklı, her biri bir diğerini tamamlayan ve kuş uçumu bile birbirinden uzak iki ayrı yerde, iki ayrı günde, katledilen iki ayrı 33 canın gerçek katilleri, ucu uluslararası güçlere uzanan karanlık odaklardır.
Onların amacı, bu toprakların direniş simgelerinden biri olan Pir Sultan Abdal adına düzenlenen şenlikleri yaptırmamak değildi; onların amacı, Pir Sultan Abdal şenliklerini bahane ederek toplumu terörize etmek, kardeşlik iklimini bozmaktı. O kadar gözleri dönmüştü ki bu kez Kahramanmaraş veya Çorum’da olduğu gibi yarım bırakmamak için benzerini Başbağlar’da yapıp güya “kanı kanla yıkamak” kinini ekmekti amaçları.
Şöyle diyor ya Hasan Hüseyin:
“Vurma dedim vurulursun
Kandan kına yakan var mı
Kandan kına bre yezit
Yakınıp da onan var mı”
Yok elbette; onanmasın da...
VİCDANLARIN BİRLEŞTİĞİ YER
Birini yakmak, birinin gözünün içine baka baka kalbine kurşun sıkmak, nasıl bir gözü dönmüşlüktür? Bırakın insanı, herhangi bir canlıyı diri diri yakmak yetmezmiş gibi karşısına geçip slogan atmak nasıl bir canavarlıktır?
Hepimiz biliyoruz; bu topraklarda farklı inanç ve etnisiteler yaşıyor. Her iki katliam da bu farklılıkları kanatmak için yapılmıştı. Başaramadılar.
Bugün, benzer senaryoların başka versiyonlarıyla karşı karşıyayız. Kardeşlik iklimini “bildik” yöntemlerle bozamayan uluslararası güçler, bu kez, Cumhuriyeti kuran kadroların oluşturduğu, Cumhuriyetin kuruluş sürecinin her anına tanıklık eden ve bugün toplumsal muhalefetin odaklandığı Cumhuriyet Halk Partisi’ni etkisizleştirmek için “butlan” dahil her yola başvurmuş durumdalar.
Onlar da farkında ki Sivas Kongresi’nde kurulan, kurtuluşu gerçekleştiren, kuruluşun her aşamasında var olan, Cumhuriyeti demokrasi ile buluşturmak için çaba gösteren, grevli-toplusözleşmeli sendika hakkını yasalaştıran ve her türlü olumsuzluğa rağmen laiklik ilkesinde ısrar eden CHP olduğu sürece Türkiye Cumhuriyeti’ni, küresel hükümdarın av sahası haline getirmek olanaksızdır.
Onlar da biliyor ki Madımak’ta katledilenin de Başbağlar’da kurşuna dizilenin de yanında, bu ülkenin vicdanlarının birleştiği CHP vardır. Onlar da biliyor ki CHP etkisizleştirilmeden Madımak’ı Başbağlar’dan ayırmaya kimsenin gücü yetmez.
O halde başa dönelim: 33 yıl önce, bu güzel Anadolu’nun iki ayrı noktasında, iki ayrı 33 canımıza kıyanlar bilsinler ki var olduğumuz sürece işbirlikçilerin karşısında, bağımsızlık ateşinin yanında olacağız. Katliamları da o katliamlarda yitirdiğimiz canları da unutmadan geleceği kazanmak için çalışacağız.
Gelecek kuşakların hiçbir kaygı duymadan, kimsenin inancına da etnik kökeni de bakılmadığı ve güven içinde yaşadıkları özgürlükçü, demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devletini hep birlikte inşa edip, iki ayrı katliamın, o katliamlarda yitirdiğimiz iki ayrı 33 canın gerçek katillerinin açığa çıkmasında ısrarcı olacağız.
YÜKSEL IŞIK
YAZAR