250 yaşında, hasta adam
Ergin Yıldızoğlu
Son Köşe Yazıları

250 yaşında, hasta adam

02.07.2026 04:00
Güncellenme:
Takip Et:

Amerika’da başkanlar görevi devralırken hemen her zaman John Winthrop’un ünlü, “Yeni Kudüs”, “istisna ülke”, “aşikâr yazgı” (manifest destiny) vaazını (1630) anarlar. Bu umutlu, kutsanmış başlangıç ne yazık ki gerçekte yerlileri hedef alan bir soykırım ve kölelik üzerine inşa edilen bir tarihin de başlangıcıydı. 1776’daki bağımsızlık bildirgesi “Bütün insanlar eşit yaratılmıştır” derken milyonlarca insanın zincir altında yaşıyor olması, Amerikan tarihinin ilk ve en derin çelişkisini oluşturuyordu. Bu yeni cumhuriyet, feodalizmin yükünden arınmış, saf kapitalizmin ilk laboratuvarı oldu; mülkiyet, toprak, emek ve sermaye arasındaki ilişkiyi Avrupa’nın bin yıllık geleneklerinden kopuk bir şekilde, derin bir bireycilik ve toplumsal dayanışma fikrine düşman bir karakter (ethos) üzerinde kuruldu.

İngiltere’ye karşı kazanılan antiemperyalist zafer, zamanla ironik bir dönüşümle Amerikan emperyalizmine açıldı. ABD, iki dünya savaşı arasındaki dönemde, dünyanın en yıkıcı askeri gücünü ve 1929-33 Büyük Buhran’ının ardından en büyük mali kapasitesini kurdu, Fordizm olarak bilinecek, yeni sermaye birikim rejiminin temellerini attı. Bu zeminde emperyalist reflekslerini güçlendiren ABD, 1945 sonrasında Bretton Woods sistemi, NATO ve küresel demokrasi söylemiyle yeni bir dünya düzeninin mimarı oldu. Soğuk Savaş boyunca “özgür dünyanın lideri” sıfatını taşıyan Amerika yeni düzenin, zaman zaman askeri darbeleri, suikastları besleyen, rejimleri değiştirebilen bir küresel hegemonuydu.

Bu yıl, 250. yaşını kutlayan ABD, John Winthrop’un o vaazındaki, “görkemli” başlangıçtan çok uzakta. Hegemonyası Çin’in hızla yükselişi karşısında görece gerilerken içeride “süreç olarak faşizm” hızlanıyor: Trump’ın ikinci dönemi, ilkinden çok daha organize, kurumsal; eğitim politikalarından sivil haklar mekanizmalarına kadar her alan, kültür savaşlarının (faşist propagandanın) cephesi haline geldi. Yüksek mahkemenin yürütmenin (Trump’ın) yetkisini genişleten kararları da liberal demokrasinin çöküşünün devam ettiğini gösteriyor. Mahkemenin başkana tanıdığı, Federal Rezerv dışında kalan federal bürokrasinin personelini, keyfi olarak işten çıkarma yetkisi adeta “Devlete ve topluma ne yaparsan yap ama Wall Street’in işine karışamazsın” diyor. Böylece Nixon’un skandal istifasından sonra kurulan denetleme ve denge mekanizmaları altüst oluyordu.

Trump’ın yetkileri artıyor ama onu, Proje 2025 faşizmini iktidara taşıyan sosyal taban MAGA hareketi ikiye bölünüyor, önemli liderleri Trump’ı terk ediyor. Bu sırada muhalefette Demokrat Parti içinde sosyalistler ile ılımlılar arasında bir kutuplaşma derinleşiyor; Zohran Mamdani gibi yeni liderlerin yükselişi, merkez siyasetin tükendiğini kanıtlıyor.

Toplumsal dokuyu seyrelten kutuplaşmanın altında beyaz nüfusun azınlık konumuna düşeceğini savunan “Büyük Değişim” paranoyası ve iklim felaketlerinin kapitalist büyümeye dayattığı fiziksel sınırın getirdiği gerginlikler de var. Colorado’da kuraklık, Kaliforniya’da yangınlar, Florida kıyılarındaki kasırgalar milyonlarca Amerikalıyı iç göçe zorlarken su ve enerji kaynakları üzerinde eyaletler, yerel halk ile veri işlem merkezleri arasındaki rekabet merkezi hükümetin otoritesini aşındırıyor.

En derin kriz ise tarih ve kimlik üzerine: “Dönemler arasındaki çizgiler aşılırken algılanamazlar. Bir dönemin artık geride kaldığı, geriye dönmek isteyenler kalın bir duvara çarptığında bilinçlere çıkar.”

Bugün, 250. yıldönümünde, “güzel zamanlara” geri dönmek isteyenler de silahlı isyancıların Capitol’ü bastığı, LGBT+ bireylere karşı ayrımcılığın meşrulaştığı, pedofil elitlerin cezalandırılamadığı, göçmen ülkesinde göçmenlere yönelik ırkçı saldırıların, devlet zulmünün arttığı, milyarlarca dolarlık savunma bütçesinin Çin’in teknoloji liderliğini engellemeye yetmediği bir ortamda duvara çarpıyorlar.

Amerikan deneyi, başlangıcındaki çelişkilerle yüzleşiyor: Bir imparatorluk olarak kurulmamıştı ama imparatorluğa dönüştü. Antiemperyalist bir savaşla doğdu ama emperyalizmin aracı, Siyonist soykırımı destekleyen, yeni faşizmi besleyen, yayan ülke oldu. ABD’nin yaşadığı kriz yalnızca siyasi değil, varoluşsal. 250 yıl önce başlayan “Yeni Kudüs” öyküsü, şimdi bir çöküş öyküsüne dönüşüyor.

Yazarın Son Yazıları

250 yaşında, hasta adam

Amerika’da başkanlar görevi devralırken hemen her zaman John Winthrop’un ünlü, “Yeni Kudüs”, “istisna ülke”, “aşikâr yazgı” (manifest destiny) vaazını (1630) anarlar.

Devamını Oku
02.07.2026
NATO zirvesi-genel çerçeve denemesi

NATO Ankara Zirvesi, ittifakın stratejik yöneliminde yapısal bir değişimi yansıtıyor.

Devamını Oku
29.06.2026
Caligula, Trump, Musk üzerine spekülatif düşünceler

Amerikan toplumunda Roma İmparatorluğu’nun çürüme, çöküş aşamasını anımsatan bir dönüşüm yaşanıyor.

Devamını Oku
25.06.2026
Versay’dan sonra yeni jeopolitik

7 Haziran 2026’da Versay Sarayı’nda ve Tahran’da eşzamanlı imzalanan 14 maddelik İslamabad Mutabakatı, İran-ABD savaşını resmen durdurdu

Devamını Oku
22.06.2026
Apartheid şimdi küresel

Sonuçta yeni Apartheid, duvarlarla değil, yaşamın dolaşımını düzenleyen görünmez mekanizmalarla kuruluyor. Bir tarafta sermaye, veri, mineraller ve su için sınırsız hareket; diğer tarafta insan için sınırlı hareket, sınırlı hak, sınırlı nefes. Küresel düzenin hakikati şu: Artık-değer çevrede üretiliyor, fakat yaşamın güvenliği merkezde korunuyor. Bu yüzden Apartheid artık küresel; sermayenin düzeni ise hem ekonomik hem biyopolitik hem de biyo-ırkçı.

Devamını Oku
18.06.2026
Buradan nereye?

Tren bu istasyona, Gezi Parkı, gar katliamı, “darbe”, mühürsüz oy pusulaları, İstanbul Belediye seçimleri hezimeti, tutuklamalar, gizli tanıklar, uydurma kanıtlar, büyük kitlesel mitinglerin yarattığı korku duraklarından geçerek geldi.

Devamını Oku
15.06.2026