Yakın tarihimizin pek çok karanlık yılı var. Bunların içinde en karanlık olanı hangisidir sorusuna, bakış açısına göre farklı yanıtlar verilebilir.
Bize göre 1993...
O “Uğur”suz yıl, 24 Ocak’ta Uğur Mumcu’nun evinin önünde öldürülmesiyle başladı.
24 Ocak 1993, 1990’lı yılların aydın kıyımları sonrasında “sıra kimde” sorusunun yanıt bulduğu çok acı bir gündü.
31 Ocak 1990’da Atatürkçü Düşünce Derneği’nin kurucu genel başkanı Prof. Muammer Aksoy, 7 Mart 1990’da Hürriyet Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Çetin Emeç, 6 Eylül 1990’da din üzerine eleştirel kitaplarıyla öne çıkan emekli müftü Turan Dursun, 4 Ekim 1990’da Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Bahriye Üçok!
***
Uğur Mumcu, Prof. Aksoy’un cenaze töreninde fotoğrafını taşımış, köşesinde de sormuştu:
- Sıra kimde?
Uğur Mumcu sıranın kendisine gelmekte olduğunu biliyordu! Bu, “kalpaksız Kuvvacı”nın kalemi bırakmasına neden olamazdı!
1993’ün 17 Şubat’ında gün şu haberle başladı:
Terörün bitmesi için öncelikle halkı kucaklamak gerektiğini ısrarla vurgulayan, bunu stratejik çalışmaya dönüştüren Jandarma Genel Komutanı Org. Eşref Bitlis’in uçağı kalkıştan hemen sonra düştü. Bitlis’le birlikte 5 kişi şehit oldu.
1993’ün 24 Mayıs’ına da şu haberle uyandık:
PKK, Bingöl-Elazığ karayolunu kesti. Otobüste bulunan silahsız 33 er kuşuna dizilerek şehit edildi.
DYP-SHP, Demirel-İnönü koalisyonunun “demokratikleşme paketi” konuştuğu günlerdi. O gün SHP’li bir bakanın, “Artık demokratikleşme adımlarından söz etmek zor” dediğini anımsıyorum.
1993’ün 2 Temmuz günü Sivas’ta Pir Sultan Abdal Şenlikleri acıyla noktalandı. Şenliğe katılan sanatçıların, aydınların kaldığı Madımak Oteli ateşe verildi. Alev ve duman 35 canı aramızdan kopardı. Sivas artık ölü ozanlar şehriydi.
O gün Cumhuriyet’in haber merkezi müdürüydüm. Öğle saatlerinde Sivas muhabirimiz Hatice Biçer, “Abi burada hiç iyi şeyler olmayacak. Madımak Oteli’nin önündeki grup büyüyor” dedi. O dönem cep telefonu yoktu. Otelin santral telefonundan Asaf Koçak’la konuşabildim. Merdivenlerde beklediklerini söyledi. Birkaç saat sonra acı haberlerini alacağımızı nereden bilebilirdik.
1993’ün 5 Temmuz gecesi, Madımak’tan üç gün sonra Erzincan’ın Kemaliye ilçesi Başbağlar köyünden şu haber geldi:
PKK akşam namazı saatinde köyü bastı, 33 kişiyi camiden çıkarıp kurşuna dizdi.
Pir Sultan Şenliklerinin ve akşam namazı cemaatinin hangi kesimin sinir ucuna daha çok dokunacağını elbette biliyorlardı!
***
Sadece başlıklarını sıraladığımız yukarıdaki olaylara bakınca insan şu saptamayı yapmadan edemiyor:
Böylesine art arda yaşanan saldırılar karşısında çok az toplum sağduyusunu koruyabilir!
2 Temmuz’un yıldönümünde, 33 yıl öncesinden bugüne bakınca Türkiye’nin bütün saldırılara, bütün kutuplaştırma girişimlerine karşın toplumsal bütünlüğünü korumayı başardığını görüyoruz.
Bunda en önemli etken bize göre şudur:
Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş temellerinde vücut bulan yurttaşlık bağlarının koparılamaması!
Konunun güncel boyutuna gelirsek... Bu bağların kurşunla, alevle, dumanla yok edilemeyeceği görüldü! Bunu siyasetin de görmesi, hepimizin ortak özlemi olan terörsüz Türkiye’ye ulaşma hedefini bu zemine oturtması gerekiyor.
Kurşunla, alevle, dumanla yok edilemeyen bağlar elbette partilerin seçim kazanmaya endeksli politikalarıyla da yok edilemez. Ancak böylesi politikalar, buna dayalı yapılacak anayasa hesapları bizi geçmişte yaşadığımız acılar kadar huzursuz edecek sonuçlar doğurabilir.
Yurttaşlık bağlarına dokunmayın!