Kızılay’da kan sorunu ve çözümleri - Prof. Dr. Bekir S. KOCAZEYBEK
Olaylar Ve Görüşler
Son Köşe Yazıları

Kızılay’da kan sorunu ve çözümleri - Prof. Dr. Bekir S. KOCAZEYBEK

27.04.2023 03:00
Güncellenme:
Takip Et:

1868’de Osmanlı Hilal-i Ahmer Cemiyeti olarak kurulan Kızılay, son yıllardaki yönetim ve icraatlarıyla çok tartışılmaktadır. Kızılay’ın bu kadar hedefe konması diğer devlet kurumlarındaki (AFAD, TÜİK vb.) yönetim yanlışları ve yetersizliklerinden bağımsız düşünülemez. Deprem sonrası halkın güvendiği kurumlar için yapılan ankette Kızılay son sırada yer almıştır. 

Kan ve ürünlerini tek elden sağlayan Kızılay, bunları yeterince sağlayamamıştır. Son depremlerde çadır ve destekleyici hizmetlerdeki yetersizliği sorgulanmaktadır. Bu eleştirilerin temelini Kızılay’ın çadır satması, vergiden muaf kurum statüsüyle ENSAR ve TÜGVA arasında yurtdışına para trafiğinde rol aldığı ve yöneticilerinin iktidar sahiplerinin yakınları olduğu iddiaları oluşturmaktadır. Son günlerde “Kızılay kan satıyor” iddiasıysa güvensizliği daha da artırmıştır. Nisan ayının başında günlük kan bağışı çok düşmüştür. Gelinen noktada Kızılay’a karşı ciddi güvensizlik ikliminin rolü olduğu kadar, yanlış dini bilgilerin (dinen kan vermenin orucu bozmadığı bilinmektedir) ya da bireyin sağlık kaygılarıyla (iftardan 1 saat sonra kan verilebilir) kan vermemesinin etkisi olduğu düşünülebilir.

Kızılay’ın kan alım ve dağıtım hizmetinin istikrarlı şekilde sürdürülebilmesi için şunlar gerekir:

1 Yönetimde, uzman ve liyakatli kadrolara öncelik verilmelidir. Kurum, siyasal iktidarların arka bahçesi olarak kullandırılmamalıdır. Tarikat, cemaat gibi dinsel örgütlerin ve nepotizmin etkileri sıfırlanmalıdır.  

2 Kan alım ve dağıtımla ilgili hizmetler, büyük üniversite hastanelerinde, eğitim araştırma hastanelerinde ve şehir hastanelerindeki kan bankalarında yapılabilmelidir. Uygun kriterlere sahip birimlerde mikrobiyolojik ve immünohematolojik testlerin yapılabilmesi için uygun ortamlar, mevzuatta sağlanmalıdır.

3 Kan bağışlarının uygun aralıklarla (en az 3 ay) yapılmasına, özellikle gönüllü kan verici sayısının artmasına dönük etkili planlar yapılıp hayata geçirilmelidir. Bu bağlamda, 

a. 18 yaş üstü gençler ve özellikle üniversite öğrencilerine kan vermeyi özendirici teşvikler sağlanabilir (toplu taşıma, tiyatro ve müze girişlerinde indirimler). 

b. Büyük hacimli fabrikalar, işletmeler ve futbol kulüplerine belirli aralıklarla kan bağışının yararları anlatılarak sürekli kan bağışı sağlanabilir. Bu birimlere belirli ekonomik teşvikler sağlanabilir.

c. Kan vermenin hücreleri yenilediği ve bu hücreleri üreten kemik iliği gibi merkezlerin belirli zaman aralıkları uyarımının faydalı olduğu okullara, yazılı ve görsel medyaya basit ve spot bilgilerle verilebilir.

d. Kan ve kan ürünüyle ilişkili personele dönük ekonomik teşvikler ve hizmet içi eğitimler uzmanlar gözetiminde verilebilir. 

e. Kızılay’a gönüllü ve sürekli kan bağışı yapan kişilere çeşitli ayrıcalıklar (kısmi vergi indirimleri, uçakla uçuşlarda VIP muamelesi vd.) uygulanabilir. 

Kızılay ülkemizin iç ve dış güvenliğinde göz bebeği olan, önemli bir kurumdur. Bu kurum; halk sağlığını ve çıkarlarını daha fazla gözeten, konusunda uzman, liyakatli, siyasal iktidarın baskısından etkilenmeyecek kadrolarla yönetilmelidir.

PROF. DR. BEKİR S. KOCAZEYBEK

İUC CERRAHPAŞA TIP FAKÜLTESİ

Yazarın Son Yazıları

Mustafa Kemal ve ‘Çanakkale Efsanesi’ - Hüner Tuncer

18 Mart 1915 Çanakkale Deniz Savaşı’nda yenilgiye uğratılan müttefik güçler, Çanakkale Boğazı’nı yalnızca donanma ile geçemeyeceklerini anlamıştı.

Devamını Oku
25.04.2026
Okul kapısında biriken öfke - Deniz Öztürk

Şiddet, Türkiye’de artık tekil bir davranış değil; dilde kurulan, kültürde beslenen ve kurumlarda derinleşen yapısal bir sorundur.

Devamını Oku
25.04.2026
BİÇİM, İÇERİK VE KALKINMA - Necdet Adabağ

Biçim, bir şeyin dış görünüşüdür.

Devamını Oku
25.04.2026
Şeffaflaşan baskı - Fadime Uslu

Ulusal egemenlik tam bu noktada kırılıyor: 23 Nisan’da makam koltuklarının çocuklara devredilmesi sırasında.

Devamını Oku
24.04.2026
Güç zehirlenmesi - Suna Türkoğlu

Anayasamıza göre “Devletin temel amaç ve görevleri” Türk milletinin bağımsızlığını ve bütünlüğünü, ülkenin bölünmezliğini, Cumhuriyeti ve demokrasiyi korumak, kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak; kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak biçimde sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmaya, insanın maddi ve manevi varlığının gelişmesi için gerekli koşulları hazırlamaya çalışmak olarak; çok açık, kesin ve net bir biçimde belirlenmiştir.

Devamını Oku
24.04.2026
Egemenliğin adı: 23 Nisan - Hamza Kiye

23 Nisan 1920, yalnızca bir meclisin açıldığı tarih değildir.

Devamını Oku
23.04.2026