Yargısal vicdan - Av. Dr. Başar Yaltı
Olaylar Ve Görüşler
Son Köşe Yazıları

Yargısal vicdan - Av. Dr. Başar Yaltı

17.06.2025 04:00
Güncellenme:
Takip Et:

Anayasanın 138. maddesinde yer alan, hâkimler; anayasaya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdani kanaatlerine göre hüküm verirler ilkesi, adaletli bir toplumsal düzenin gerçekleşmesi bakımından oldukça önemlidir. Ancak maddedeki, “vicdani kanaat” vurgusu uygulamada anlamına bir türlü kavuşmamıştır. Vicdani kanaat, uyuşmazlığı çözmeye yetkili yargıcın akıl yürüterek yapacağı içsel muhakeme sonucunda davayla ilgili ulaştığı kuşkuya yer bırakmayan kanaatidir. Vicdani kanaate göre karar vermek, yargıcın verdiği karardan emin olduğunu ve verdiği kararın adil olduğunu gösterir. Bu anayasal ilkeye göre karar verme sürecinde, pozitif hukuk kuralları (anayasa, kanun vd.) dikkate alınarak, doğal hukuka, yani ideal olana (adil olana) uygunluğu sağlayacak bir yol izlenmelidir. Verilecek kararın yalnızca hukuka (norma) uygun olduğuyla yetinilmemeli, kararın adaletli olması da yargıçlardan beklenmelidir. 

Yargıcın yargılama yaparken görevi, önce gerçeği ortaya çıkarmak, daha sonra adaleti gerçekleştirmektir. Bu nedenle yargıcın önüne gelen olayda bir adaletsizlik olup olmadığını görmesi gerekmektedir. Adaletsizliği göremeyen yargıç adil karar veremez ve adaletsizliği önleyemez. Daha da önemlisi yargıç, verdiği kararların adaletsizlik yaratıp yaratmadığının da farkında olmalıdır. Çünkü hukuk dahi adaletsizliğin zemini ve kaynağı olabilmektedir. Örneğin tutuklamanın cezaya dönüşme olasılığını ya da tutuklamanın cezaya dönüştüğü anı yargıç seçebilmelidir. Adaletsizliği görme yeteneği bulunmayan, kararlarının adaletsizlik yaratacağının farkında olmayan bir kişi, unvanı taşısa da o bir “yargıç” değil, olsa olsa görevlendirilmiş bir hukuk teknisyenidir. 

THEMİS’İN BAĞLI GÖZLERİ

Nitekim yargıçlık olgunluğuna erişememiş yetkililerin verdiği kararlarla yaratılan adaletsizlikler ülkemizde sıklıkla yaşanmaktadır. Özellikle tutuklama kararlarında görülen adaletsizlikler kamu vicdanında derin izler bırakmaktadır. Tutuklama, ancak koşulların varlığı halinde uygulanabilen geçici bir önlem olmasına karşın, uzunca bir süreden beri, cezanın önceden çektirilmesi şeklinde uygulanmaktadır. Oysa tutuklama, insan özgürlüğüne doğrudan yöneltilen bir tehdit olduğundan, bu yola başvurulması hem ülkemiz yasalarında hem uluslararası sözleşmelerde sıkı koşullara bağlanmıştır. 

Ceza Muhakemesi Kanunu’nun tutuklamayla ilgili 100 ve 101. maddeleri doğru şekilde uygulandığında adaletsiz bir sonuç yaratmayacak şekilde düzenlenmiştir. Ancak yetkili ve görevli yargıçlar bu kuralları adaletsiz bir sonuç yaratacak şekilde yorumlamaktan ve uygulamaktan geri durmamaktadır. Bu durum yargıçlık görevinin anlam ve sınırlarını aşan, keyfilik içeren, hatta görevi kötüye kullanma kapsamına giren bir sonuçtur. Mevzuatımızda bu tür kararları veren hâkimler hakkında denetim olanakları bulunduğu halde, toplumu infiale sürükleyen, yargıya olan güveni ortadan kaldıran bu keyfi kararlar Hâkimler Savcılar Kurulu tarafından görmezden gelinmektedir. Özellikle cumhuriyet savcıları hukukun değil, siyasal iktidarın hedefleri doğrultusunda tutum takınmaktan çekinmemektedirler. Böylece zincirleme olarak üretilmiş bir adaletsizliği toplumca yaşamak zorunda kalıyoruz. 

Bir insandan vicdanlı olmasını beklemek etik bir kuraldır. Başkalarının yaşamını etkileyen kararlar veren yargıçlardan vicdanlı olmalarını beklemek ise yalnızca etik bir beklenti değil, üstlendiği görevin, ahlaki ödevinin doğal bir sonucudur. Yargıçlık yasayı uygulamakla görevli bir teknisyenlik değil, hukuku, adaletsizliğin önlenmesi için kullanmayı gerektiren yüce bir meslektir. Yargıçlar, Türk milleti adına karar verdiklerinden iktidarın emretme yetkisini kullanan bir aparat durumuna düşmemeli, eksik bilgi ve belgeye, sosyal ve politik yönlendirmelere dayalı kararlar vermemelidir. Bunun için de yargıçlar vicdani özgürlüklerini yitirmemelidir. Adalet Tanrıçası Themis’in gözlerinin bağlı oluşu, tarafsızlığın sağlanması içindir. Gözlerin bağlı oluşu, yargıçları yargısal körlüğe sürüklememelidir. 

Bangalor yargı etiği kurallarına göre yargıçlar, yasama ve yürütme organlarıyla uygunsuz bağlantılardan ve bu organların etkisinden bağımsız olmalı, ayrıca makul bir şekilde gözlemlendiğinde de bunlardan bağımsız görünmelidir. 

İÇİMİZDEKİ AHLAK YASASI

Bir ahlak filozofu olan Immanuel Kant, yaşamını, evrensel olarak geçerli olacak bir ahlak yasasının bulunmasına adamıştır. Tarihten, kültürden, kişiden, yerden ve zamandan bağımsız böyle evrensel bir kurala ulaşmanın yani “içimizdeki ahlak yasasını” keşfetmenin peşinde olan Kant, keyfilik içermeyen bir özgürlükle buna ulaşılabileceğini belirtir. Nasıl ki güzel olan, yüce olan karşısında ortak bir duygudaşlık sağlanıyorsa, böyle bir ortak duygunun ahlaki bakımdan da yaratılabileceğini düşünür. Vicdani özgürlük bize öyle bir davranış kazandırmalı ki davranışımızın ilkesi evrensel bir yasa olarak kabul edilebilsin, ister. Kant, “İki şey üzerinde derinliğine düşününce içimi hep artan bir hayranlık ve saygı doldurur: Üzerimdeki yıldızlı gök ve içimdeki ahlak yasası.” 

İnsanlık böyle bir ahlak yasasının pratiğini, birçok uluslararası sözleşmede tanımlamaya çalışmıştır. Sonuçta “insanlık onurunu” merkezine alan bir hukuk düzeninin kurulmasına yönelik çabalar sonuç vermiş, bu konuda bağlayıcı sözleşmeler imzalanabilmiştir. Bunların en önemlileri arasında bulunan Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve Birleşmiş Milletler Medeni ve Siyasi Haklara İlişkin Uluslararası Sözleşme ürettikleri mekanizmalarla keyfiliğin önüne geçmeye çalışmıştır. 

ADALETSİZLİĞİ GÖREBİLENLER

Anayasa (madde 90) insan haklarıyla ilgili bu tür sözleşmeleri kanunlardan üstün bir konuma yerleştirmiştir. Ancak içlerinde bir “ahlak yasası” taşımadan görevlendirilmiş yargıçların elinde hukuk, adaletsizliğe zemin olmakta, anayasal bir ilke olan vicdanı kanaat ortadan kalkmaktadır. 

Vicdan, içimizdeki uyarıcı ses olmakla birlikte bu sesin duyulabilmesi içsel bir muhakeme gerektirmektedir. Bilgiye dayanmayan, muhakemesiz bir vicdanı kanı, adil olamayacağı gibi keyfilikten öte bir anlam da taşımaz. Vicdan bizim iç mahkememizdir. Vicdani kanaate göre karar vermek, hukukla (normla) etik değer (adalet) arasında köprü kurmayı gerektirir. Yargıç ancak bu yolla gönül gözünü devreye sokarak adaletsizliği görebilir ancak bu şekilde adil bir karar verebilir. 

Kâğıdı kalemi boşa yormak istemem, katlanılmaz yargısal bir kötülük var ülkemizde. Vicdansız olmayın, kötülüğe ortak olup vicdani özgürlüğünüzü yitirmeyin ey yargıçlar! Halkın sabrı kalmadı, vicdanlar taştı, taşacak.

Av. Dr. Başar Yaltı 

İlgili Konular: #Anayasa

Yazarın Son Yazıları

Türkiye Cumhuriyeti hukuk devleti mi? - Erol Türk

Devlet, faaliyetlerini yürütmek için birtakım araçlara muhtaçtır.

Devamını Oku
10.10.2026
Mücadeleyi büyütebilmek… - Hüseyin Özkahraman

İstemeye istemeye de olsa Türkiye’nin kurucu partisi Cumhuriyet Halk Partisi’nde derin bir siyasi ayrışma ve ayrılıklar yaşandı.

Devamını Oku
10.10.2026
Çürümeye alışmak - Mehmet Utku Şentürk

Şükrü Erbaş birkaç dizeyle bazen sayfalar dolusu sosyoloji metninin anlatamadığını anlatıyor.

Devamını Oku
09.10.2026
Nispi temsil ve geri çağırma hakkı - Yüksel Işık

İlk değildi Cemil Tugay, belki son da olmayacak.

Devamını Oku
09.10.2026
Türkiye, ABD ve ‘stratejik ortaklık’ - Doğu Silahçıoğlu

Türk-ABD ilişkilerinde politik altyapı oluşturmak ve kamuoyu desteği sağlamak amacıyla siyasi çevrelerce sıklıkla “stratejik ortak” tanımı kullanılmaktadır.

Devamını Oku
08.10.2026
Endüstriyel demokrasi - Engin Ünsal

Yurttaşların seçmen olarak ülkenin yönetimine katılmasına siyasal demokrasi, işçilerin sendikaları aracılığı ile işyerlerinde ve ülke çapında ekonomik ve sosyal politikaların belirlenmesine katılmalarına endüstriyel demokrasi diyoruz.

Devamını Oku
08.10.2026
Birlikte yaşamın hukukunu kurmak - Cem Alptekin

Toplumsal yaşamda düşünce, inanç ve dünya görüşü farklılıklarının bulunması yaşamın doğal bir sonucudur.

Devamını Oku
07.10.2026
Bir devrin inceliği: Göksel Arsoy - Aybars Kuday

Bazı sanatçılar, oynadıkları rollerin ötesinde bir dönemin belleğinde yer edinir.

Devamını Oku
07.10.2026
Türkiye’nin Ezopları - Ülkü Sarıtaş

“Türkiye’nin Ezopları”nın sonuncusu İoanna Kuçuradi’ydi.

Devamını Oku
07.10.2026
'İyi ana' İoanna Kuçuradi - Mucize Özünal

İoanna Kuçuradi’nin adını anarken insan olmanın onuru ve sorumluluğunun bilgisiyle insanı insan etmeye adanmış bir ömürden söz etmeliyiz.

Devamını Oku
06.10.2026
İstanbul’un düşman işgalinden kurtuluşu - Atilla Can Akarcalı

30 Ekim 1918 tarihli Mondros Mütarekesi sonrası yurdumuz işgal edilmiş, işgallere karşılık çok geçmeden bölgesel direniş örgütleri kurulmuştu.

Devamını Oku
06.10.2026
Planlı ekonomiden ‘nas ekonomisi’ne - Mehmet Tomanbay

Cumhuriyetle şekillenen ekonomi yönetimi anlayışı; bilimin ve aklın yol göstericiliğinde, kamunun rolünü ve planlamayı önemseyen, güçlü kurumlara ve hukuka dayanan, yaratılan refahın toplum kesimleri arasında adil paylaşılmasını amaçlayan kurumsal bir yapıya dayanıyordu

Devamını Oku
05.10.2026
Londra yeniden Avrupa’ya mı dönüyor? - Göktürk Tüysüzoğlu

İngiltere Başbakanı Andy Burnham geçen temmuz ayında Keir Starmer’ın yerine geçtiğinde Brexit tartışmasının yeniden alevleneceği öngörülebiliyordu.

Devamını Oku
05.10.2026
Kimi koruyor, kimi yok ediyoruz? - Gülay Ertürk

Yarın 4 Ekim Dünya Hayvanları Koruma Günü.

Devamını Oku
03.10.2026
Bir zihniyetin iflası - Ayşe Atalay

Günlerdir tüm Türkiye’yi derinden sarsan fon krizi aslında bir zihniyetin, bir dünya görüşünün iflasıdır.

Devamını Oku
02.10.2026
Mekke Anlaşması - Cihangir Dumanlı

Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan arasında 7 Ağustos’ta Riyad’da imzalanan Mekke Ortak Savunma Anlaşması basında ve kamuoyunda gereken ilgiyi görmemiş, yeteri kadar tartışılmamıştır.

Devamını Oku
02.10.2026
Çocuklar iş cinayetlerinde neden ölüyor? - Özgür Hüseyin Akış

Aslında başlıktaki sorunun kendisi bile başlı başına bir toplumsal itirazdır.

Devamını Oku
02.10.2026
Çin’in silahı: Zaman - Nejat Eslen

Çin’in siyasetini uzun vadeli, küresel jeopolitik vizyonu yönlendirir.

Devamını Oku
01.10.2026
İş kazasının görünmeyen ortakları - Mehmet Altınkaynak

Bir iş kazası olduğunda ilk yaptığımız şey genellikle bir neden aramak oluyor.

Devamını Oku
01.10.2026
Eriyen bütçenin faturası vatandaşa... - Mehmet Özdağ

Bütçe açığının asıl kaynağı halka verilen enerji desteği değil faiz ödemeleridir; çözüm faturaya yeni zam yapmakta değil, enerji verimliliğinde aranmalıdır.

Devamını Oku
30.09.2026
Siyasetin sonu mu? - Utku Yapıcı

Siyasetin sonunun geldiği iddiası, ilk duyduğunuzda kulağa gerçeklikle açıkça çelişen bir iddia olarak gelebilir.

Devamını Oku
30.09.2026
Bilgiyi koruyan kim? - Ömür Tanyel

2001’de ortaya çıkan Vikipedi’nin fikri cesurdu...

Devamını Oku
30.09.2026
Sosyal devlet olmayınca... - Şafak Yüca

Sabah 6’da çıkıyorlar yola.

Devamını Oku
29.09.2026
Dünya Kuduz Günü - Gülay Ertürk

Kuduzdan insan ölümü kader değildir.

Devamını Oku
28.09.2026
Kavganın da hukuku var - Abdullah Dörtlemez

İnsanların aynı şeyi düşünmesi, aynı şeyi istemesi, aynı yerden bakması beklenebilir mi?

Devamını Oku
28.09.2026
Yapay zekâ eylem planı ne söylüyor? - Tayfun İşbilen

18 Ağustos 2026’da Resmi Gazete’de yayımlanan bir genelgeyle Türkiye Yapay Zekâ Eylem Planı (2026- 2030) yürürlüğe girdi

Devamını Oku
26.09.2026
Kapitalizmin sonsuz sonu- Kaan Eroğuz

İngiltere’de tarımsal üretim ilişkilerinin dönüşmesi ve kırsal alandaki nüfusun geçimini sağlamak için pazara bağımlı (market dependence) duruma gelmesiyle ortaya çıkan kapitalizm, genel itibarıyla 16. yüzyıldan bu yana ekonomik, siyasal ve sosyal yaşantımızı şekillendirmektedir.

Devamını Oku
25.09.2026
Siyaset sahnesi ve Özgür Özel - Gani Aşık

Özgür Özel’in parti genel başkanı olarak siyaset sahnesine çıktığı dönem, siyasal İslamcı iktidarın 24 yıldan bu yana Atatürk Cumhuriyeti’nin burçlarına ortaçağ topları ile saldırdığı, temellerini Vahdettin salvoları ile sarstığı bir devreye denk geldi.

Devamını Oku
25.09.2026
Okulda şiddet tırmanıyor - İsmail Doğan

Son yıllarda toplum olarak içimizi yakan olaylara tanıklık ediyoruz.

Devamını Oku
24.09.2026
Sanatın metalaşması - Hüseyin Yıldırım

İş dünyası veya yerel yönetimlerin “konaklama ve ağırlama” karşılığında eser toplama modeli giderek yaygınlaşıyor.

Devamını Oku
24.09.2026
Dil, tarih, eğitim ve ‘Kürtçe’ - Ahmet Küçükşahin

Kürtlerin dili “Kürtçe” midir?

Devamını Oku
23.09.2026
Türkiye’de sosyal politikaların aşınması - Halit Payza

Sosyal devlet kavramı, yurttaşlarına asgari bir yaşam standardı sağlamayı, gelir eşitsizliklerini azaltmayı ve eğitim, sağlık gibi temel hizmetlere herkesin ulaşabilmesini amaçlayan bir anlayışı ifade eder.

Devamını Oku
23.09.2026
Siyasal projeler ve Aleviler - Mahmut Aslan

Türkiye, 40 yıla yayılan Kürt meselesini çözme olanağını arıyor.

Devamını Oku
22.09.2026
İmamoğlu’na hapis ve siyasi yasak

İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin (İBB) 19 Mart 2025’ten bu yana kanıtlanmamış birtakım suçlamalarla tutuklu olan, o nedenle İçişleri Bakanlığı’nca anayasanın 127., Belediye Kanunu’nun 47. maddesi uyarınca “geçici bir tedbir olarak” görevinden uzaklaştırılan başkanı Ekrem İmamoğlu, 25 Ekim 2022 günü Tuzla İleri Biyolojik Atıksu Arıtma Tesisi 3. Kademesi’nin açılışında Tuzla Belediye Başkanı Şadi Yazıcı’nın yaptığı konuşma üzerine kendi konuşmasında “kamu görevlisine hakaret” ettiği iddiasıyla yargılandığı İstanbul Anadolu 16. Asliye Ceza Mahkemesi’nde iki kez beraat ettikten sonra istinaf yoluyla başvurulan İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 23. Ceza Dairesi, bozma kararıyla dosyayı yeniden incelenmek üzere ilk derece mahkemesine geri gönderdi.

Devamını Oku
21.09.2026
‘Sanayinin musikisi’ susarken... - İbrahim Berksoy

Cumhuriyetin iktisadi kalkınmaya dayalı “atılım dönemi”nin ilk yıllarından beri ülkemizde dokuma sanayisi öncelikli sektörlerin başında gelmiştir.

Devamını Oku
19.09.2026
Birleşik Krallık’ta ayrılık sınavı - Göktürk Tüysüzoğlu

İskoçya, Galler ve Kuzey İrlanda’daki bağımsızlık yanlısı siyasi liderlerin Cardiff’te imzaladığı mutabakat zaptı, Birleşik Krallık’ın anayasal mimarisini yeniden tartışmaya açtı.

Devamını Oku
19.09.2026
Kıbrıs’ta değişmeyen denklem - Ahmet Göksan

Kıbrıs adasının uluslararası gündemden hiç düşmemesinin temelinde, adanın iki halkı arasındaki siyasi anlaşmazlığın yanı sıra, 1960’ta kurulan ortaklık düzeninin kısa sürede bozulması ve bugün de devam eden statü tartışması bulunuyor.

Devamını Oku
18.09.2026
Emeklinin örgütlenme hakkı ve sendika - Musa Kocaman

Emekli olmak, toplumdan emekli olmak değildir.

Devamını Oku
18.09.2026
Yargı kurumlarının anayasayı ihlali - Doğan Soyaslan

Anayasaların temel amaçlarından bir kişinin hak ve özgürlüklerini devlet iktidarı karşısında korumaktır.

Devamını Oku
17.09.2026
Cam tavanları kırmak - Suna Türkoğlu

A Milli Kadın Voleybol Takımı bir kez daha başardı ve 2023’ten sonra 6 Eylül’de tarihinde üst üste ikinci kez Avrupa şampiyonu olarak hepimize çok büyük bir gurur ve mutluluk yaşattı.

Devamını Oku
17.09.2026