Atatürk’ün aşama stratejisi ve Türk Devrimi

Atatürk’ün aşama stratejisi ve Türk Devrimi

09.07.2025 04:00
Güncellenme:
Takip Et:

Mustafa Kemal Atatürk, Nutuk’ta, 21 Nisan 1920 tarihinde yayınladığı, TBMM’nin 23 Nisan 1920 Cuma günü dinsel bir törenle açılacağını duyuran bildirinin, “O günün duygu ve anlayışına uyma zorunluluğundan kaynaklandığını” belirtmişti.

Geçen hafta, AKP’li Cumhurbaşkanı Erdoğan, Leman olayındaki doğru tutumu nedeniyle Özgür Özel’i eleştirirken Mustafa Kemal Atatürk’ün, TBMM’nin 23 Nisan 1920 Cuma günü dinsel bir törenle açılacağını bildirdiği ve dinsel bir terminoloji kullandığı 21 Nisan 1920 tarihli telgrafını okuyup “Bu ülkeyi kuran esas irade budur!” dedi. Böylece Erdoğan, Atatürk’ün 1920’de TBMM’yi açmadan önce yayınladığı bildiri ile 2025’teki güncel siyasetine haklılık kazandırmaya çalıştı.

Image

11 Nisan 1920'de üçü birlikte yayınlanan “Fetvayı Şerife”, “Hattı Hümayun” ve “Hükümet Beyannamesi” (BOA, İ.DUİT.9140-11).

Atatürk’ün 1920’de TBMM’yi dinsel bir törenle açtırması, bu amaçla yayınladığı bildiride “hilafet ve saltanatın da kurtarılmasına” vurgu yapan dinsel bir terminoloji kullanması, o koşullarda çok normal, çok akılcı, mantıklı ve gerçekçiydi.

Fahrettin Altay Paşa’nın deyişiyle, “Açılış töreninin Cuma namazı ile birlikte dualar edilerek yapılması o zamanının zaruri icaplarındandı.” (Fahrettin Altay, Görüp Geçirdiklerim; 10 Yıl Savaş ve Sonrası, s.238)

Mustafa Kemal Atatürk de Nutuk’ta, TBMM’yi dualarla açtırırken, “O günün duygu ve anlayışına uygun olarak” hareket ettiğini belirtmişti.

SARAYIN KIŞKIRTMALARI VE HİLAFETÇİ İSYANLAR

23 Nisan 1920’de TBMM’nin açılmasından sadece 12 gün önce, 11 Nisan 1920’de İstanbul Saray Hükümeti, Anadolu’daki milli harekete karşı bir “iç savaş” başlattı. Sarayın bu savaştaki en güçlü silahlarından biri dindi.

11 Nisan 1920’de Osmanlı Saray Hükümetinin Şeyhülislamı Dürrizade Abdullah, -Halife-Sultan Vahdettin’in onayıyla- “Kuvayı Milliyecilerin katli vaciptir!” diyen fetvalar yayınladı. Bu fetvalara göre Kuvayı Milliyecileri öldürenler “gazi”, bu uğurda ölenler “şehit” sayılacaktı. Bu emre uymayanlar cezalandırılacaktı. Bu ihanet fetvaları İngiliz ve Yunan uçaklarıyla Anadolu’ya atıldı. Kahvelerde, meydanlarda halka okundu.

11 Nisan 1920’de Sadrazam Damat Ferit, milli hareketi “fitne” ve “fesat”, Kuvayı Milliyecileri “isyancılar” diye adlandıran bir hükümet bildirisi yayınladı.

11 Nisan 1920’de Padişah Vahdettin de, milli hareket karşıtı hattı hümayunu yeniden yayınladı. Vahdettin, Milli Mücadele’nin “Bastırılması gereken bir ayaklanma olduğunu” belirtiyordu.

18 Nisan 1920’de Osmanlı Saray Hükümeti, doğrudan Halife Vahdettin’e bağlı paralı ordu Kuvayı İnzibatiye (Hilafet Ordusu) kurdu. Bu ordunun görevi Kuvayı Milliye’yi yok etmekti. Halifenin Ordusu, İzmit ve civarında Kuvayı Milliye’ye saldıracaktı.

23 Nisan 1920’de, Ankara’da TBMM açılmadan kısa bir süre önce “sarayın paşası” Ahmet Anzavur’un ikinci isyanı sürüyordu. Kendisini, “Kuvayı Muhammediye Komutanı” diye adlandıran Anzavur, “Rüyasında Hz. Muhammed’i gördüğünü ve onun arkasında Mekke-i Mükerreme’de namaz kıldığını!” söyleyerek taraftar topluyordu. İkinci Anzavur İsyanı bastırıldığında TBMM’nin açılmasına sadece bir hafta vardı.

O günlerin canlı tanığı Yunus Nadi Bey, bu konuda şu bilgileri veriyor: “Milletle saray arasında dehşetli bir güç denemesi başlamıştı... Padişahın fermanlarını ve beyannamelerini ve şeyhülislamın fetvalarını Teali İslam Cemiyeti adlı bir hocalar cemiyetinin beyannameleri takip ediyordu. Bu beyannamelerde Yunan ordusunun ‘Hilafet Ordusu’ gibi olduğu, ondan bir zarar gelmeyeceği, asıl kafaları koparılacak mahlûkatın Ankara’da bulunduğu açıkça söyleniyordu. Bu beyannamelerin yüz binlerce nüshası Eskişehir muhitine kadar Yunan tayyareleri tarafından atılıyordu.” (Yunus Nadi, Türkiye’yi Sokakta Bulmadık, s.133, 134)

Saray Hükümetinin ve yandaşlarının milli hareket karşıtı fetvaları, bildirileri nedeniyle Anadolu’da milli harekete karşı çok sayıda hilafetçi isyan çıktı.

Atatürk, Nutuk’ta, TBMM’yi açmaya çalıştıkları günlerde bir taraftan Düzce, Hendek, Gerede, Bolu’da başlayıp Nallıhan ve Beypazarı üzerinden Ankara’ya yaklaşacak görünen “irtica (gericilik) ve isyan dalgalarını” durdurmaya çalıştıklarını, diğer taraftan Meclisin açılmasında acele ettiğini belirtip “Nihayet, gelebilmiş mebuslarla yetinerek Meclisin Nisan’ın 23. Cuma günü açılmasına karar verdik” diyor. Atatürk, verdikleri bu karar üzerine, 21 Nisan 1920 tarihinde bir bildiri yayınladığını belirterek ve “o günün hissiyat ve anlayışlarına ne derece uymak mecburiyetinde bulunulduğunu gösterir bir vesika olması itibariyle aynen bilgilerinize arz etmeyi uygun gördüm” diyerek söz konusu bildirinin içeriğini açıklıyor.

İşte geçen hafta AKP’li Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, yayınlandığı zamandan ve zeminden kopararak okuduğu ve yorumladığı o telgraf, Atatürk’ün, “o günün duygu ve anlayışına uyma mecburiyetinden kaynaklandığını” söylediği bu bildiridir.

TBMM’NİN DİNSEL BİR TÖRENLE AÇILMASI

TBMM, Atatürk’ün 21 Nisan 1920 tarihli bildirisine uygun olarak, 23 Nisan 1920 tarihinde Cuma namazından sonra dualar okunarak, kurbanlar kesilerek açıldı. Atatürk’ün TBMM’yi çok koyu bir dinsel törenle açtırmasının ve yayınladığı bildiride -İhanetini bilmesine rağmen- “halife/ sultanı kurtarmaktan” söz etmesinin nedeni, Osmanlı Saray Hükümeti’nin, Kuvayı Milliyecilere yönelik “halife/sultana isyan eden dinsizler, zındıklar” suçlamasını boşa çıkarmaktı. Atatürk, TBMM’nin açılışındaki bu dinsel törenle, Milli Mücadele’ye katılanların “dinsiz”, “zındık” olmadıklarını, “halife/sultana isyan etmediklerini” göstermek istiyordu. Böylece Ankara kapılarına kadar dayanan Hilafetçi, irticacı isyanların daha fazla büyümesini önlemeyi amaçlıyordu.

O günlerin tanıklarından Yunus Nadi Bey, TBMM’nin 22 Nisan Perşembe günü açılacakken bu tarihin özellikle 23 Nisan Cumaya alındığını anlatıyor: “Hasımlarımız bizi mağlup edebilmek için özellikle dine ve şeriata dayanıyorlar; bizi şer’en ‘asi’ ilan etmek hususunda çok ileri gidiyorlardı. Şeyhülislamlık makamının fetvaları hep bu esas ve maksada dayanıyordu. Damat Ferit bu yoldan yürüyordu. Hâlbuki Ankara’da vatan ve milletin kurtuluşu ve bağımsızlığı etrafında toplanan insanlar da dinsiz ve imansız kişiler değildi, onların içinde de hakiki din âlimleri vardı...” (Yunus Nadi, Birinci Büyük Millet Meclisi, s.30)

Strateji ustası Atatürk, Osmanlı Saray Hükümeti’nin, Kurtuluş Savaşı’nda dini kullanmasına karşı iki önemli hamle yaptı. İlk olarak sarayın ihanet fetvalarına, Anadolu’daki yurtsever din adamlarının karşı fetvasıyla cevap verdi. Ankara Müftüsü Rıfat (Börekçi), Şeyhülislam Dürrizade’nin 11 Nisan 1920 tarihli fetvasına, 16 Nisan 1920’de, 150’den fazla din adamının imzaladığı fetva ile karşılık verdi. (Bkz. Yunus Nadi, Birinci Büyük Millet Meclisi, s. 52-53) Atatürk’ün, ikinci hamlesi ise TBMM’yi özellikle bir cuma günü görkemli bir dini törenle, kurbanlar kestirerek, dualar ettirerek açtırmak oldu.

Bu aşamada “Peki ya laiklik?” diye soranlar olabilir. Yanıt çok basit! 23 Nisan 1920’de Atatürk, kendi deyişiyle, “o günün duygu ve anlayışına uyma mecburiyetiyle” Meclisi dualarla açtırırken, henüz saltanat ve hilafet kaldırılmamış, cumhuriyet ilan edilmemiş, LAİK bir düzen kurulmamıştı. Mustafa Kemal (Atatürk) de henüz laik bir devletin cumhurbaşkanı değil, ”Milli Mücahede” diye de adlandırılan bir “kutsal savaşın” sivil önderiydi. O sıradaki önceliği, vatanı düşman işgalinden kurtarmaktı.

ATATÜRK’ÜN DEVRİM STRATEJİSİ

Atatürk, bir “din devleti” kurmayı değil, tam tersine –zamanı gelince- saltanat ve hilafete son verip milli iradeye dayanan bir “laik cumhuriyet”, bir “ulus devlet” kurmayı amaçlıyordu. Ancak bunun birdenbire yapılması olanaksızdı. Bu nedenle Atatürk Nutuk’ta, “aşama stratejisi” diye adlandırdığı bir strateji ile adım adım ilerledi. Kurtuluş Savaşı yıllarından başlayarak aşama aşama devleti laikleştirdi.

Bu kapsamda 1921 Anayasası ile egemenlik saraydan alınıp ulusa verildi. 1922’de saltanat kaldırdı. 1923’te cumhuriyet ilan edildi. 1924’te Hilafet ve Şeriat Mahkemeleri kaldırıldı, Medreseler kapatıldı. 1925’te tekke, zaviye ve türbeler kapatıldı. 1926’da Türk Medeni Kanunu ve diğer kanunlarla laik hukuk kabul edildi. 1928’de “Devletin dini İslam’dır” maddesi anayasadan çıkarıldı. 1937’de –diğer Atatürk ilkeleriyle birlikte- laiklik anayasaya koyuldu. Bu arada her alanda aydınlanmacı devrimler yapıldı. Böylece 1921-1938 arasında aşama aşama her yönüyle laik bir devlet kuruldu.

Atatürk’ün “aşama stratejisinin” iki önemli ayağı, Atatürk’ün 23 Nisan 1920’de TBMM’yi açmadan önce yayınladığı 21 Nisan 1920 tarihli bildiri ve 20 Ocak 1921 tarihli Teşkilatı Esasiye Kanunu’dur.

Atatürk’ün 23 Nisan 1920’de “O günün duygu ve anlayışına uygun olarak” dinsel bir törenle açtırdığı TBMM’nin, 24 Nisan 1920’de aldığı ilk kararlardan biri “Meclise bir Padişah vekili atamanın doğru olmadığı”, bir diğeri de “Padişahın geleceğine Meclisin karar vereceği” şeklindedir. 23 Nisan 1920’de açılan TBMM, tarihimizde, üzerine saray-sultan gölgesi düşmeyen ilk meclistir. 1921’de “Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir” diyen Teşkilatı Esasiye Kanunu’nu kabul eden TBMM, Atatürk’ün aşama stratejisi ile Türkiye’yi Meşruti Monarşiden Laik Cumhuriyete taşıyacak trenin lokomotifi gibidir.

TBMM’nin 20 Ocak 1921’de kabul ettiği Teşkilatı Esasiye Kanunu (1921 Anayasası) olağanüstü savaş koşullarının olağanüstü anayasasıdır. Türk Devrimi’nin önemli aşamalarından biri durumundaki 1921 Anayasası’nın içinde laiklik, ulus tanımı (Türk milleti) ve cumhuriyet ifadesi yoktur. Ancak 23 madde 1 ek maddelik bu Teşkilatı Esasiye Kanunu, Kurtuluş Savaşı devam ederken ve henüz cumhuriyet ilan edilmemişken çok devrimci bir yaklaşımla “Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir” diyerek Osmanlı’dan, Osmanlı’nın dine dayalı hukuk düzeninden kopuş ve Laik Cumhuriyete gidiş yolunu açmıştır.

1920’de TBMM’nin dinsel törenle açılmasını, 1921 Anayasası’nın laik olmamasını, Atatürk’ün aşama stratejisi kapsamında Türk Devrim süreci ve sürekliliği içinde değerlendirmek gerekir. Ancak Laik Cumhuriyetle kavgalı çevreler, 1920’de TBMM’nin açılmasını ve 1921 Anayasası’nı bu devrimci yönleriyle öne çıkarmıyorlar; tam tersine bunları devrimci niteliklerinden ve tarihsel süreçte oynadıkları ilerici rolden koparıyorlar; TBMM’yi sadece “Dini törenle açılan meclis”, 1921 Anayasası’nı da “Laikliğin, cumhuriyetin ve ulus devletin olmadığı anayasa” olarak görmek istiyorlar.

1920’de dinsel bir törenle açılan TBMM ve o TBMM’nin kabul ettiği 1921 Anayasası bir amaç veya sonuç değil, Türk Devrimi’nin birbirini tamamlayan ve Laik Cumhuriyete ve ulus devlete giden yolu açan ilerici iki büyük adımıdır. Bu yolda ilerleyen Türk Devrimi, II. TBMM ve 1924 Anayasası ile devam ederek laik, üniter, ulus devleti, Türkiye Cumhuriyeti’ni kurmuştur.

Gerçek şu ki, Atatürk’ün Türk Devrimi’ni düşünceden uygulamaya geçirirken uyguladığı aşama stratejisinin parçaları durumundaki 21 Nisan 1920 tarihli bildirisini ve TBMM’nin dinsel törenle açılmasını veya 1921 Anayasası’nı alıp zamanından, zemininden ve bağlamından (devrim sürecinden) koparıp Laik Cumhuriyet karşıtı güncel siyasetlerine araç yapıyorlar; bu çerçevede Atatürk’ün Kurtuluş Savaşı sırasındaki bazı uygulamalarını “Cumhuriyetin kuruluş felsefesi yerine” koyuyorlar. AKP’li Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, Atatürk’ün –dinsel terminoloji kullandığı- 21 Nisan 1920 tarihli bildirisini “kurucu irade” olarak adlandırması da bu cümledendir. 

İlgili Konular: #Atatürk #TBMM

Yazarın Son Yazıları

Direniş mitingleri: ‘Halkın önünde hiçbir güç duramaz!’

‘Milletin heyecanını ve milli gösterileri yasaklamak için hiç kimsede güç ve kuvvet göremem.’

Devamını Oku
03.06.2026
19 Mayıs'ın Matematiği: 'Teslim Olan Saray, Direnen Halk'

Türk Kurtuluş Savaşı, sarayın (sultanın-halifenin; padişahın) desteğiyle değil, saraya (padişaha) karşın kazanılmıştır.

Devamını Oku
20.05.2026
1935 CHP Kurultayı ve Kemalizm

“Partinin güttüğü bütün bu esaslar Kemalizm Prensipleridir.”

Devamını Oku
06.05.2026
Meşruti Monarşi Övgüsü ve II. Abdülhamit

“II. Abdülhamit’in 33 yıllık iktidarının 30 yılı meclis denetiminden uzak tek adam otoritesiyle geçmişti. II. Abdülhamit bu 30 yıl içinde devleti genelde saraydan yönetmiş ve muhaliflerine nefes aldırmayan bir İstibdat (Baskı) Düzeni kurmuştu.”

Devamını Oku
29.04.2026
23 Nisan ve Ulusal Egemenlik

“Milli egemenlik öyle bir nurdur ki, onun karşısında zincirler erir, taç ve tahtlar yanar yok olur…”

Devamını Oku
22.04.2026
Köy Enstitüleri: ‘Türkiye’yi Aydınlatan Fenerler’

“Köy Enstitüleriyle kapalı olan köylü hazinesi keşfolunmuştur...

Devamını Oku
15.04.2026
Anayasa böyle laikleştirildi

“Kanunlarımızı bugünün gereklerini, maddi zorunluluklarını göz önünde tutarak yapmalıyız. Memleketin maddi hayatı ancak bu şekilde kurtulur. (…) Onun içindir ki biz, her şeyden önce laikliğimizi ilan ettik. Kanunlarımızı ona göre yaptık. Şimdi de anayasamıza koymak istiyoruz…”

Devamını Oku
08.04.2026
II. İnönü Zaferi: ‘Milletin Kötü Kaderini Değiştiren Zafer’

“Siz orada yalnız düşmanı değil, milletimizin makûs talihini (kötü kaderini) de yendiniz. Düşman çizmesi altındaki kara yazılı topraklarımızla birlikte bütün yurt bugün, en kıyıda köşede kalmış yerlerine kadar zaferinizi kutluyor.” (M. Kemal Atatürk, 1 Nisan 1921)

Devamını Oku
01.04.2026
Kurtuluş Savaşı'nda Nevruz Bayramları: “Ergenekon-Nevruz İlişkisinin Anlamı”

“Bugün Türklerin tarihi kurtuluş gününe yani Ergenekon’a tesadüf ettiği için Ankara’da sevinç gösterileri yapıldı...

Devamını Oku
25.03.2026
Atatürk'ün gözünden 18 Mart Deniz Zaferi

“18 Mart 1915 Deniz Muharebesi’nde… O gün sahil bataryalarımızda bulunan askerler, subaylar ve kumandanlar, gerçekten takdire değer bir fedakârlıkla; hani, cesaretin, tevekkülün, en üst düzey(in)de, sonuna kadar toplarını kullanmışlar, görevlerini yapmışlardır…”

Devamını Oku
18.03.2026
Atatürk, Kemalizm ve Üçüncü Dünya

“Doğudan şimdi doğacak güneşe bakınız... Bugün günün ağardığını nasıl görüyorsam, uzaktan bütün Doğu milletlerinin de uyanışlarını öyle görüyorum...”

Devamını Oku
11.03.2026
Devrim Kanunları’nın gerekçesi

“Din ve ordunun siyasetle ilgilenmesi birçok kötülükler doğurur. Bu gerçek, bütün uygar uluslar ve hükümetlerce bir temel ilke olarak kabul edilmiştir…”

Devamını Oku
04.03.2026
Laikliğin gerekçesi

“Çağdaş uygarlık kamu hukukunda, ulusal egemenliğin meydana çıkmasına dayanan en gelişmiş devlet şeklinin ‘Laik ve Demokratik Cumhuriyet’ olduğu kabul edilmiştir…”

Devamını Oku
25.02.2026
Devlet İçinde Devlet DÜYUN-I UMUMİYE

“Düyun-ı Umumiye, ülkenin iktisaden sömürülmesine çalışan Avrupa sermayesinin bekçiliğini yapmıştı.”

Devamını Oku
18.02.2026
Atatürk’ün Mirası Laik Cumhuriyet

“Memnuniyetle tekrar görüyorum ki laik Cumhuriyet esasında beraberiz...

Devamını Oku
11.02.2026
Laikliğin anayasaya girişi

“Din düşüncesi vicdani olduğundan, parti, din fikirlerini, devlet ve dünya işlerinden ve siyasetten ayrı tutmayı milletimizin çağdaş gelişiminde başlıca başarı etkeni görür.”

Devamını Oku
04.02.2026
Misakı Milli nedir ne değildir?

Misakı Milli, İngiliz emperyalizmine teslim olmuş sarayın-sultanın değil, emperyalizme karşı bir bağımsızlık savaşı yürüten Mustafa Kemal Atatürk’ün ve İsmet İnönü gibi arkadaşlarının eseridir.

Devamını Oku
28.01.2026
İran'da Atatürk etkisi ve Rıza Pehlevi

Atatürk’ten etkilenen liderlerden biri de İran Şah’ı Rıza Pehlevi’ydi.

Devamını Oku
21.01.2026
İslam dünyasının derin uykusu ve Atatürk

“Bütün Türk ve İslam âlemine bakın: Düşüncelerini, fikirlerini medeniyetin emrettiği değişiklik ve ilerlemeye uyduramadıklarından ne büyük felaket ve ıstırap içindedirler…”

Devamını Oku
14.01.2026
ABD emperyalizmi, Venezüella ve Türkiye

“Nihayet barışı korumak için en hızlı ve etkili tedbir, barışı bozacak herhangi bir saldırganın istediği gibi hareket edemeyeceğini kendisine fiilen gösterecek uluslararası teşkilatların kurulmasıdır.” (Atatürk, 1935)

Devamını Oku
07.01.2026
Atatürk Ankara’dan sesleniyor

“Her Halde Âlemde Hak Vardır ve Hak Kuvvetin Üstündedir”

Devamını Oku
31.12.2025
Menemen Olayı, İrtica ve Laiklik

“Bizi yanlış yol sevk eden habisler (kötülükler), bilirsiniz ki, çok kere din perdesine bürünmüşler, saf ve temiz halkımızı hep şeriat sözleriyle aldatagelmişlerdir. Tarihimizi okuyunuz, dinleyiniz, görürsünüz ki, milleti mahveden, esir eden, harap eden fenalıklar hep din kisvesi altındaki küfür ve melanetten gelmiştir ” (M. Kemal Atatürk, 16 Mart 1923)

Devamını Oku
24.12.2025
Lozan Antlaşması ve ABD

“Bugün Türk Delegasyonu ile imzaladığımız dostluk ve ticaret antlaşması, benim elde etmek istediğimden çok uzaktır. Bu anlaşma, Türklerden koparmak istediğimizden çok fazla imtiyazı (ayrıcalığı) bizim Türklere verdiğimizin belgesidir.”

Devamını Oku
17.12.2025
‘ABD’nin ‘Yeni Türkiye’ hayali’

Samuel Huntington, “Medeniyetler Çatışması” adlı kitabında Türkiye’nin yönünü Batı’dan Doğu’ya çevirerek İslam dünyasının lideri olmasını öneriyor, bunun için de “Atatürk’ün (laik Cumhuriyet) mirasının reddedilmesi” gerektiğini belirtiyordu.

Devamını Oku
10.12.2025
Atatürk’ün ders kitabında ‘Demokrasi ve Kadın Hakları’

“Özetle kadın, seçmek ve seçilmek hakkını elde etmelidir...

Devamını Oku
03.12.2025
Millet Mektepleri

“Türk harflerinin bütün vatandaşlara kapılarının önünde ve işlerinin başında öğretilebilmesi için daha bu sene içinde Millet Mektepleri teşkilatı yapacağız.

Devamını Oku
26.11.2025
Vahdettin nasıl kaçtı?

“17 Kasım 1922 günlü resmi bir telgrafın ilk cümlesi şu idi: ‘Vahdettin Efendi bu gece saraydan kaçmıştır.’

Devamını Oku
19.11.2025
Türkiye'de Opera ve Vals

“Sanatsız kalan bir milletin hayat damarlarından biri kopmuş demektir.” (M. Kemal Atatürk)

Devamını Oku
05.11.2025
Cumhuriyetimiz

Dile kolay, ilan edildiğinde bazı İngiliz yetkililerin sadece iki yıl ömür biçtikleri Türkiye Cumhuriyeti 102 yaşında...

Devamını Oku
29.10.2025
Cumhuriyet’in şeker fabrikaları

“Meclis kürsüsünde bir de ‘üç beyaz’ parolası revaçtaydı...

Devamını Oku
22.10.2025
Nutuk 98 Yaşında: ‘İşte Bu Ahval ve Şerait İçinde…’

Atatürk Nutuk’u bir açılış ve kapanış döngüsüyle yapılandırır.

Devamını Oku
15.10.2025
Atatürk'e saygı duymayan teğmen: ‘Din Dilinin Türkçeleştirilmesi’

Mustafa Kemal Atatürk’e saygısı olmayanın onun kurduğu Türkiye Cumhuriyeti Devletine ve Anayasasına da saygısı yoktur.

Devamını Oku
08.10.2025
Patrikhane ve Ruhban Okulu

Heybeliada Ruhban Okulu Fener Patrikhanesi’ne bağlıydı.

Devamını Oku
01.10.2025
Dil devrimini anlamak

“Gece meşguliyetimiz, bildiğin gibi dil dersleri… Gündüz de yalnız olarak aynı mesele üzerinde birkaç saat çalışıyorum.”

Devamını Oku
24.09.2025
Tek Partiden Çok Partiye: ‘Partili Cumhurbaşkanlığından Tarafsız Cumhurbaşkanlığına’

“Aramızdaki farkı bilelim. Biz, mutlakıyetten bugüne geldik. Siz ise bugünden mutlakiyete gidiyorsunuz.”

Devamını Oku
17.09.2025
Tarih Kürsüsü ve Suçluların Telaşı ‘CHP’nin Mallarına El Konulması’

Atatürk’ün kurduğu Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) 102 yaşına girdi.

Devamını Oku
11.09.2025
ETHEM: “İsyan ve İhanet”

“Efendiler, askerî harekâtı çapulculuktan, devlet kurup yönetmeyi, şunun bunun mâsum çocuklarını fidye dilenmek için dağlara kaldırmak haydutluğundan ibaret zanneden, şarlatanlıklarıyla, yaygaralarıyla bütün bir Türk vatanını bezdiren...

Devamını Oku
03.09.2025
Büyük Zafer'in sırrı

Tam 103 yıl önce, 26 Ağustos 1922’de, Afyon Kocatepe’de, sabah saat 05.00’te, Başkomutan Gazi Mustafa Kemal Paşa’nın işaretiyle Türk tarihinin en önemli taarruzu Büyük Taarruz başladı.

Devamını Oku
27.08.2025
Aşiret-Tarikat Sorunu

Yeni açılım sürecinde etnik ayrılıkçı siyaset ve dinci, liberal ortakları, gerçeği çarpıtmaya devam ediyorlar.

Devamını Oku
20.08.2025
Saltanat Şurası’ndan Saray Komisyonu’na

1920 yılında Sevr Antlaşması’nı kabul etmek için kurulan “saltanat şurası”nın ve uygulamak için kurulan “barış komisyonu”nun amacı vatanı, milleti değil, sarayı, (sultanı) ve hükümeti kurtarmaktı.

Devamını Oku
13.08.2025