4 Temmuz’da tarihe bir rezalet daha eklendi.
Amerika’nın, kitle imha silahlarının var olduğuna ilişkin yalanı gerekçe göstererek Irak’ı işgal ettiği 2003 yılına dönelim.
1 Mart 2003’te “Türk Silahlı Kuvvetleri’nin yabancı ülkelere gönderilmesi ve yabancı silahlı kuvvetlerin Türkiye’de bulunması için Hükümet’e yetki verilmesine ilişkin başbakanlık tezkeresi” TBMM’de oylandı. 250 ret, 264 kabul, 19 çekimser oyu kullanıldı.
Başta o dönem başbakan olan Abdullah Gül ve Recep Tayyip Erdoğan olmak üzere AKP’liler ağırlıklı olarak tezkereden yanaydı, CHP grubu firesiz hayır dedi, AKP içinden tezkereye olumsuz bakan 48 AKP’li de hayır dedi ve böylece anayasanın 96. maddesinde öngörülen 267 salt çoğunluğa ulaşılamadı.
O tezkere geçmeyince ABD’nin planı suya düştü. Ergenekon ve Balyoz operasyonları bu olayın öcünü almak üzere geliştirildi. Onunla da kalmadı. ABD, 4 Temmuz 2003’te Irak’ın kuzeyindeki Süleymaniye’de 11 askerimizin başına çuval geçirip aşağılayarak esir aldı.
Bu vahim olayın 23. yıldönümünde, 4 Temmuz 2026’da İstanbul Boğazı’ndaki Fatih Sultan Mehmet Köprüsü, ABD bayrağının renkleriyle ışıklandırıldı! Çünkü AKP iktidarına göre ABD’nin bağımsızlığının 250. yılı kutlanmalıydı. Amerikancılıklarını ancak bu kadar net olarak kanıtlayabilirlerdi!
HEM NATO’CU HEM ANTİEMPERYALİST OLUNAMAZ!
Birçok kesim bu alçaltıcı olaya tepki gösterdi. CHP Grup Başkanvekili Murat Emir de sosyal medya hesabında “Irak’ta askerlerimizin başına çuval geçirilen günün yıldönümü olan 4 Temmuz’da Fatih Sultan Mehmet Köprüsü’nü ABD bayrağı renkleriyle ışıklandırıp ‘bağımsızlık günü’ için Trump’a şirin görünmeye çalışanlar; bugün de NATO zirvesi öncesi kendi ülkesinin akademisyenlerini, avukatlarını ve gazetecilerini evlerini basarak gözaltına alıyor” yazarak karşı çıktı.
Yerinde bir tespit ama bu durumda Ekrem İmamoğlu ve Özgür Özel’in sık sık yabancı basına yazarak “Biz daha iyi NATO’cu, Atlantikçi oluruz” mesajı vermelerinin yarattığı çelişkiyi ne yapacağız?
“Atatürk’ün partisiyiz” diyenlerin tam bağımsızlık ilkesini göz ardı etmesindeki çelişki nasıl açıklanacak?
AKP iktidarının Cumhuriyet Devrimi’nin kazanımlarını tamamen yok etmek için ilerlediği yolda Ankara’daki NATO zirvesinden faydalandığı açık değil mi! ABD’nin Barrack aracılığıyla “Erdoğan’a ihtiyacı olan meşruiyeti sağlıyoruz” demesinden de anlaşıldığı gibi, NATO zirvesi AKP iktidarı için “yeni bir dış kaynaklı kan” olarak kullanılacaktır.
BAZI SOL PARTİLERİN ÇELİŞKİSİ...
NATO meselesi ve emperyalizm hakkında işaret etmek istediğim bir diğer çelişki, sol partilerle ilgili...
Geçen pazar günü İstanbul’un her iki yakasında da protestolar vardı. NATO’ya Hayır Koordinasyonu adı altında buluşan birçok siyasi parti ve oluşum Kadıköy’de eylem yaparken Türkiye Komünist Partisi ise protestosunu Taksim’den Dolmabahçe’ye süren bir yürüyüş ve basın açıklaması ile gerçekleştirdi.
NATO’ya Hayır Koordinasyonu adına yapılan açıklamada, “Emperyalizm askeriyle, üsleriyle, NATO’su ile bölgemize yeni bir deli gömleği giydirmek, yeni kurşun askerler yaratmak istiyor” deniliyordu. Çok doğru!
Ancak sormak gerekir: Neden aynı partiler, emperyalizmin Öcalan açılımıyla ülkemize giydirmek istediği deli gömleği ve Lübnanlaşma konusunda benzer bir tepkiyi göstermiyor? Bırakın tepki göstermeyi, bazıları Türkiye’ye dayatılan bu tezgâhı destekliyor!
Sakın “Barış, demokrasi, eşitlik istemiyor musunuz?” gibi saçma bir soruyla karşılık verilmesin! Bu sürecin bunlarla ilişkisinin olmadığı, ayrıca o gelişmelerin siyasal İslamcı AKP ile ülkücü faşist MHP’ye kalmayacağı da gün gibi ortada.
AKP’nin anayasayı değiştirerek Erdoğan’ın önünü bir kez daha açmayı ve böylece 1923 Cumhuriyeti’ni tamamen tasfiye etmek istediğini Sağır Sultan bile duydu! ABD’nin ve NATO’nun bu süreçle ilişkisini görmeden, Cumhuriyet Devrimi’nin tam bağımsızlık ilkesini savunmadan, emperyalizme direnilemez.
Kimse kimseyi kandırmasın!