Tuncay Mollaveisoğlu

PTT meselesi ve sansürün, yasakların, davaların gölgesinde gazetecilik...

06 Ocak 2021 Çarşamba

Bir yıl önce devletin kurumunun iç denetim raporuna dayanarak yazdım...

Kasasında 650 milyon TL olan PTT, Varlık Fonu’na aktarıldıktan sonra tam 900 milyon TL zarar etmişti!

Gazetemizin manşetinden verilen haberde oda parfümlerine yılda 5 milyon TL harcandığını ve bir dizi yolsuzluk iddiasını belgeleri ile gündeme getirmiştim.

Haberin henüz mürekkebi kurumamıştı...

Varlık Fonu mahkemeye başvurdu ve İstanbul 1. Sulh Ceza Hâkimliği “ışık hızı” ile habere erişim engeli getirdi...

Haber, yayımlandığı tüm mecralarda, alınan karar gereği “buhar olmuştu”...

*

Peşini bırakmayıp İstanbul Baro Başkanı Mehmet Durakoğlu’ndan, deneyimli hukukçu Haluk Pekşen’den ve İYİ Partili Aytun Çıray’dan görüş istedik...

Aytun Çıray, “Bu haberin yasaklanması, halkın parası ve vergilerinin Varlık Fonu tarafından doğru kullanılmadığını gösteriyor. Eğer kendilerinden emin olsalardı haber alma özgürlüğünü kısıtlamak yerine daha şeffaf olurlar ve PTT’nin hesaplarını kamuoyuna ilan ederlerdi...” diyordu.

Eski CHP milletvekili av. Haluk Pekşen ise haberde yolsuzlukların kamuoyu ile paylaşıldığını belirterek “Bu, mahkeme kararı değildir... Sayın yargıç hangi gerekçeyle yolsuzlukların üzerine gidilmesinin engellenmesini karara bağlıyor” diyerek tepki göstermişti...

İstanbul Barosu Başkanı Mehmet Durakoğlu da habere getirilen yasağın basın özgürlüğünde bir kilometre taşı olduğunu belirterek “PTT’de vurgun” başlıklı haberin erişim engeline şu sözlerle tepki göstermişti: “Kurumun kendi bünyesinden çıkan bir iç denetim raporu gibi ‘gerçek haber’ niteliği taşıyan bir bilginin yayımlanmasına tahammül gösterilememiş olması, halkın haber alma hakkının ihlalidir. Özgürlüğe açılan bütün pencerelerin birer birer kapatılması suretiyle nefessiz bırakılan bir toplum yaratılmaya çalışılmaktadır.

*

Aradan bir yıl geçti... PTT’nin, Varlık Fonu yönetiminde içinin boşaltıldığı haberi “buhar olmuştu”... Derken CHP İzmir Milletvekili ve KİT Komisyonu Sözcüsü Atilla Sertel Sayıştay raporuna dayanarak ortaya çıktı ve skandalı bir kez daha yeni belgelerle gündeme taşıdı.

Sertel, “soygun var” diyerek başladığı basın açıklamasında 2019 yılındaki 1.2 milyarlık zararla birlikte PTT’nin 2.75 milyarlık özkaynaklarının yüzde 43.5’inin kaybedildiğini söylüyordu.

Benim yazdığım iç denetim raporu Sayıştay raporuna yansımış ve Sertel üzerinden gerçekler bir kez daha yüzünü göstermişti...

Sayıştay raporlarını televizyonlarda konuşmaya RTÜK yasak getirdi... Düşünün devletin resmi denetim kurulunun yolsuzluk dosyalarını televizyonlarda anlatamıyorsunuz!

Yolsuzlukları yazan gazeteciler her türlü baskıya katlanmak zorunda kalıyor.

Saray’ın dizayn ettiği hukuk düzeni, özgür gazetecilik üzerinde sopa, sansür, cezalandırma aygıtı olarak kullanılıyor.

Uygarlığın can suyu; hukuk ve demokrasi, cehaletin, kötülüğün çöl sıcağında tıpkı PTT’de vurgun haberi gibi buharlaştırılıyor...

Çok kötü günlerden geçiyoruz... Gerçeğe ekmek kadar aç ve muhtaç bir toplum var. Romalı tarihçi Livius milat öncesinden sesleniyor:

Gerçek, çoğu zaman karartılır ancak hiçbir zaman sönmez...

AŞI BİLMECESİ SÜRÜYOR...

Papatya falına dönen aşı tedarikinde en sıcak bilgileri paylaşıyorum:

- Çin aşısı olarak bilinen Sinovac’ın faz 3 çalışmaları, üç ülkede yapılıyor: Türkiye, Endonezya ve Brezilya. Brezilya’da faz 3 çalışması bitti ancak şirket söz vermesine rağmen sonuçları açıklamıyor. İki nedeni olabilir, ya sonuçlar kötü çıktı, diğer iki ülkeden iyi haber bekleniyor ya da -iyimser düşünce ile- üç ülkenin faz 3 çalışma sonuçları aynı anda açıklanacak...

- Faz 3, 10 bin denekte ikinci doz aşı yapıldıktan iki hafta sonra gerçekleştirilen test sonuçlarına göre değerlendiriliyor. Yani uzun bir süreç... Brezilya tamamlandığına göre, şirketin bu sonuçları diğer ülkeleri beklemeden açıklaması yerinde olurdu... Sonuçların sır olması soru işaretlerini artırıyor.

- Sinovac’ın kendi internet sitesinde bile aşı ile ilgili bilginin olmaması anlaşılır gibi değil...

- Türkiye faz 3 sonuçları açıklanmış, üç farklı aşı firması ile anlaşma yapabilirdi. Daha önceki yazımdaki soruyu tekrarlıyorum: Neden tek bir aşı firmasına mecbur bırakıldık?

- Dünyaya güvenle aşı ihracatı yapan üç farklı firmanın aşıları ile ilgili hiçbir soru işareti yokken, güvenilirliği hâlâ test aşamasında olan firmada neden ısrar edildi?

- ABD’de aşıya karar veren kuruldaki “karar toplantısı” canlı yayımlandı... Yani bilim insanlarının düşünce ve yorumları, kararları ile birlikte anında halk ile paylaşıldı. Türkiye’deki sır perdesi neden?

- Kaç adet aşı alındı? Sır... Kaç liradan alındı? Sır... Verileri henüz açıklanmamış bir aşıya neden mecburuz? Sır... Kaç kişi aşı olacak? Sır...

Tıbbi mikrobiyoloji uzmanı Prof. Ayça Arzu Sayıner ile konuştum. Çin aşısı ile ilgili kendisi de denek olarak aşı olmuş. Tüm soru işaretlerine rağmen “Mutlaka aşı olmalıyız” diyor. Aşının yan etkisinin ise olmayacağının altını çiziyor...


Yazarın Son Yazıları