Baldwin hâlâ yaşıyor

Baldwin hâlâ yaşıyor

31.05.2026 04:00
Güncellenme:
Takip Et:

James Baldwin’in “Kimseler Bilmez Adımı” kitabı, uzun yıllar sonra Bülent O. Doğan’ın çevirisiyle ilk kez Türkçe yayımlandı. (Yapı Kredi Yayınları) Usta yazarın farklı coğrafyalardan (ABD ve Paris’ten) gözlemlerini, izlenimlerini, deneyimlerini, kimlik sorgulamalarını içeren kitapta, İstanbul’dan herhangi bir izdüşümü yok. Çünkü kitabın ilk basımı “Nobody Knows My Name” 1961 yılındaydı. James Baldwin’in İstanbul yılları ise 1961-71. İşin ilginç yanı daha sonraki yıllarda da Baldwin İstanbul hakkında herhangi bir şey yazmadı. Ancak dikkatli okurlarıyla yazar üzerine çalışan akademisyenler, onun sayısız romanında her daim İstanbul’un ve İstanbul’da yaşadıklarının izlerini görmekten geri kalmadı. 

ÖNEMİ HER GÜN ARTIYOR  

Geçen hafta ABD’nin Northwestern Üniversitesi’nde Keyman Modern Türkiye Araştırmaları bölümünde düzenlenen “James Baldwin’in İstanbul’unda” konferansının önemi de burada yatıyor: Yazarın İstanbul yıllarını, dünya âleme daha görünür kılmak!

Çünkü günümüzde dünyanın her bir yanında otokrasi, baskı, sansür egemen oldukça; insan onuru ve emeği yok sayıldıkça; kimliği ve kişiliği, korku, yargı, tehdit, suçlama, şantajla belli bir kalıba sokuldukça ya da sokulmaya çalışıldıkça James Baldwin’in insan hakları, kimliğini ve onurunu koruma hakları konusunda verdiği savaşın, sürdürdüğü mücadelenin önemi daha da artıyor.

Konferansın onur konuğu olarak kendi yaptığım açılış konuşmamın bir bölümünü daha önce sizinle paylaşmıştım. Şimdi sıra konferansın genelinde.

FARKLI DİSİPLİNLER  

İki günlük konferansın en ilginç yanı, farklı disiplinlerden gelen akademisyenlerin, çok farklı yönleriyle James Baldwin’i ele almasıydı.

Örneğin, Berkeley Üniversitesi’nden gelen Jason R. Vivrette, Yaşar Kemal’le Baldwin’in dostluğundan yola çıkıp Afrika-Amerika-Kürt-Türk ilişkilerini irdeliyordu. Irkçılık karşıtı kitaplarıyla ödüller kazanmış tarihçi Martha Biondi, “Soğuk Savaş yıllarında Baldwin”i ; Boğaziçi Üniversitesi’nden edebiyat profesörü Kim Fortuny, yazarın Vietnam Savaşı karşısındaki tutumunu ele alıyordu.

Kimi hoca İstanbul’un mimari ve fiziksel yapısında; kimi Cumhuriyet boyunca Amerikan-Türk ilişkilerinde Baldwin’in izini sürüyordu.

Amerikan politikasının etkisiyle Türkiye’de ırkçı söylemler de irdelendi. Konferansa Bilkent Üniversitesi’nden videoyla katılan Emirhan Mutlu ve Enes O. Sayın’ın verdikleri örnekler -mesela Ahmet Hamdi Tanpınar’ın ırkçı söylemleri- çarpıcıydı. (Meraklısı araştırsın.) Mert Koçak’ın, “Düşenin Dostu” oyununun eleştirilerden yola çıkarak Türk basınındaki eşcinselliğe ilişkin yorumları, o oyunda James Baldwin’in asistanlığını yapmış benim için özellikle ilginçti.

HAYATIN İÇİNDEN  

Akademik konuşmaların ağırlığından uzaklaşmamızı sağlayan belgesel sinemacı ve de akademisyen Can Candan oldu. Bugüne dek gerçekleştirdiği belgesellerle (“3 Saat”, “Duvarlar”, “Benim Çocuğum”) insan hakları savunuculuğunu üstlenen Can Candan, bu kez bize ilk kez göreceğimiz farklı filmler sundu.

Şöyle ki; James Baldwin’in aynı zamanda arkadaşı olan fotoğraf sanatçısı ve yönetmen Sedat Pakay (1945-2016) onun sayısız fotoğrafını ve filmlerini çekmiş ve 1973’te “James Baldwin: Başka Bir Yerden” adlı çok başarılı bir film çekmişti. Sedat Pakay’ın kullanmadığı parçacıklardan Can Candan’ın yeniden kurgulayıp sunduğu siyah beyaz dijital videolar, sadece Baldwin’i değil, 70’lerin İstanbul’unu ve Sedat Pakay’ı da hayatın içinde yakalıyor; belgeselden belgesele bir serüvene evriliyordu. (Şimdilerde “Nükleer Alaturka” pişmekte ama yerim kalmadı, başka yazıya...)

Konferansın ilk konuşması bendendi; son konuşması ise İngiliz yazar Maureen Freely’den geldi. O da gazeteci kökenli olduğundan hayatın içinden bir konuşmayla sonlandırdı toplantıyı: Babası John Freely (1926-2017) Boğaziçi Üniversitesi’nin efsanevi hocalarındandı. 1960-70 yıllarında İstanbul’un bohem yaşantısında muhteşem nostaljik bir geziye çıkardı bizi.

Umarım günün birinde tüm bu sunumlar kitaplaşır, böylelikle “İstanbul’da nefes alabiliyorum” diyen arkadaşım Jimmy’ye ve İstanbul’a görevimizi yerine getirmiş oluruz. Baldwin hâlâ yaşıyor. Hâlâ çok etkileyici. Onu okuyun derim.

Son söz: Ahlaksızlığın, utanmazlığın, kendini bilmezliğin, millet iradesini yok saymanın tavan yaptığı şu günlerde herkesin nefes alabileceği bir ülke, bir dünya yaratmak için mücadeleye devam.