Köşe Yazısı

Kapat
A+ A-

Her şey rastlantı mı?

10 Eylül 2018 Pazartesi

Yoksa siz, hak, hukuk, adalet, insan hakları, demokrasi.. derken, katledilmelerinde suç ortaklığı saflarına düşenlerden misiniz?

Dün 9 Eylül, İzmir’in kurtuluşu, CHP’nin kuruluşu, Atatürk’ün devrimlerinin, laik Cumhuriyetin evrensel değerlerle kurumlaşmasında görev üstlenmiş Cumhuriyet gazetesinin, Yunus Nadi ile başlayan, Doğan Nadi, Nadir Nadi ile sürdürülen, Berin Nadi - İlhan Selçuk önderliğinde kurulmuş Cumhuriyet Vakfı’nın, dünyada bir örneği olmayan koşullarda, okurları, yazarlarıyla, patronsuz, bağımsız gazetecilik değerleriyle ayakta kalma savaşımında, yeni bir dönemeç noktasındaki geçişi...

***

Elbette rastlantı değil, liberal demokrasi, liberal manifesto üzerinden, dünya ve ülkemizde, ağırlıklı İslam dünyasında, bölgemiz, yoksul güney cephesinde, emperyal en kirli çıkarlar adına, kirli oyunlarla çaprazlama elleriyle kurdurulmuş terör örgütlenmelerinin en kanlılarının vahşeti üzerinden, ırk soslu, ağırlıklı uygarlığı binlerle yüzyıl geriye çekebilen inançlar, mezhepler, aşiretler, cemaatler bağları içinde, iç savaşlarla akıtılan kanların, yoksunlaşma, yoksullaşma, ödetilen bedellerin hesabını tutan yok. Kaçınılmaz en güçlü emperyal merkezlere de kriz popülist, otoriterleşmeler, liderler eliyle, liberal demokrasi, manifestosundan sapmalar olarak yaşanıyor.
Sadece bir raslantı, Cumhuriyet Vakfı’nda yargı kararı gereği 7 Eylül günü yaşanan yönetim değişikliği toplantısının sonuçlarını okuduğunuz 8 Eylül günü yayımlanmış köşe yazıma, liberal demokrasi, liberal manifesto üzerinden yaşanan çöküşün tartışmalarını birkaç cümle ile yansıtmak zorunda kalmıştım. Liberal manifestonun ilkelerini yaşatmada hâlâ dirençli siyaset yapmaya çalışan Alman liberal siyasetinin örgütü Friedrich Naumann Vakfı’nın Türkiye’ye dönük çalışmalarından alıntı, manifestonun Türkçe çevirisi ile ilk kez tanıştığımı da itiraf etmiştim.
Profesyonel gazeteciliğe başladığım 1966 yılından günümüze, Cumhuriyet gazetesine yönelik üç büyük kimlik darbesi operasyonlarına içinden tanıklık etmiş olarak, 12 Mart, 12 Eylül askeri darbe süreçlerinde de kaçınılmaz basın özgürlüğü, tüm sol, sendikal, siyasal, meslek örgütlülüklerini hedef almış saldırıların bire bir ayrıntılarında, yaşanmışlıklarda, evrensel örgütlülüklerin, dayanışmanın, ülkemiz içindeki örgütlülükler, aydınlanmacı dayanışmaların direnci, gücünün, öyle hafife alınacak, yadsınacak gibi de olmadığının başından altının çizilmesi gerek...

Neden hedef tahtası?
Türkiye, laik Cumhuriyet, aydınlanmacı kazanımlarına, 1960-80’li yıllar diliminde, gelişmiş demokratik ülkeler kazanımlarını yakalama yolunda, hızlı ekonomik, sosyal, siyasal, sendikal, meslek örgütlülükleri patlamasını üretir, Cumhuriyet gazetesi de aydınlanmacılığın odağında işlev yaparken, ne oldu da akıl almaz bir baskılama, geriye çekmenin hedef tahtasına oturturuverildi?
Doğal olarak 1. - 2. Dünya gelişmiş ülkeler paylaşım savaşlarında o kadar çok kan akıtılıp, Hitler faşizmi odaklı travmalar yaşandıktan sonra, savaşlarda en az bedel ödeyerek kapitalizm adına en güçlenmiş Amerika başrolde, insanlık adına alınmaya çalışılan yeni önlemler zincirinde, liberal manifesto ile kapitalizmin insan hakları, demokrasiden yana ehlileştirilmesi gündeme girmişti. Aynı kapitalist dünya içinde aynı hızla, Sovyetler’de köylülük üzerinden, demokratik olmadan gerçekleşmiş olsa da Marksizmin uygulamaya girmesi, özünde kapitalist dünyada doğal emek örgütlenmeleri, hak patlamaları, sendikaların doğuşu ile birlikte Sosyalist Enternasyonal ideoloji de Marx felsefesine uygun olarak gelişmişti. İnsan hakları, basın özgürlüğü, sendikal haklar dünya ölçeğinde evrensel değerlerle gelişip dururken, Türkiye’de dünyanın kabul ettiği deha lider öncülüğünde, Kurtuluş - Kuruluş savaşları, Atatürk devrimleri, değerleriyle Anadolu uygarlığı, çokkültürlülüğü toprakları üzerinde, dünyanın tüm bağımsızlık savaşımları, yoksul ülkeleri gelişiminde örnek, rol model olmuştu.

Kemalizm eleştirisi rastlantı değil
Laik Cumhuriyet, Atatürk devrimleri, değerleri, Anadolu aydınlanmacılığının, CHP ve Cumhuriyet gazetesinin, Türkiye’nin gelişimlerinin patlamalar yaşadığı süreçlerde hedef tahtasına alınmaları rastlantı olabilir mi? Lozan’a imza atmamış, tek kutuplu dünyanın ideolojik lokomotifi katında Amerika’dan, tam da iki kutuplu dünyanın soğuk savaşlarının yükseliş süreçlerinde, hele de tek kutuplu dünya ideolojisine geçişte, Sovyetler parçalanırken Türkiye’nin, Cumhuriyet gazetesinin, Kemalizmin eleştiri, hedef tahtasına oturtulmaları rastlantı mı?
Desteklenen ülkenin sağ siyasi partileri, hele de her türden ayrımcı, ırk soslu, siyasal İslam, mezhep ağırlıklı, tek mezhep otoriterleşmesi çabalı sivil, askeri darbelerin yaşanması neyin nesi?
Liberal manifestonun ideolojik sahipleri, Trump başta AB içinde ve dışında kapitalizm, emperyalist çıkarlar adına güçlenen tüm popülist siyasetler, başkanlık diktatoryal otoriter modellerine karşı çıkışlarında sonuçta rejimlerin kökleşmiş demokratik güçler ayrılığı, hak-hukuk-adalet işleyişine, bağımsız tüm örgütlülükler, piyasa kurumlarını güvence olarak görüyorlar. Türkiye içinde Ortadoğu, yoksul Güney, İslam dünyası üzerinden, çaprazlama terör örgütlenmeleri üzerinden yaşatılan çatışmalardan kendilerine de yansıyan boyutları ile giderek daha fazla kaygı duyuyorlar. Ancak hâlâ emperyal güç odaklarının oyunlarının, tuzaklarının bozulmasında, insandan, yoksul, yoksun kitlelerden yana kalıcı evrensel denetime geçişte evrensel etkin araçlar yok.
Türkiye’de gerçekten hakhukuk, adalet, insan hakları, demokrasi arayanlar için, popülist siyasetin en garabet, ucube modeli, siyasi parti liderliği ile başkanlığı tek kişide, Saray’da toplayan, güçler ayrılığının tüm ilkelerini, Meclis gücünü katleden gelişmeler, büyük tehdit karşısında, CHP, Cumhuriyet gazetesi çatısı altında cepheleşme tuzağında, hakhukuk- adalet arayışının dışına çıkanlar, suç ortaklığı yapmış, en azından tuzağa düşmüş olmuyorlar mı?