Emeklisi, işsizi, ücreti ödenmeksizin çalışmaya zorlananı; çaresiz kalanların topu birden, dertlerine deva olması gereken yetkili, sorumlu siyasilerin, bakanların kapılarına dayanmaya çalışıyorlar. Ulaşmayı başarabilirlerse yasalara aykırı olarak haklarını gasp eden, yıllarının birikimi olan ücretlerini ödemeden angarya çalıştırmakta direnen işverenlerinin işlediği ağır hak ve insanlık suçunu paylaşacaklar.
İşverenin yılların hak edilmiş ücretlerini ödemeden kapıyı göstermesi, hem işsiz hem de alacaklarına el konması demek. Öylesine çaresizler ki kışın ayazında üstleri çıplak, günler süren yürüyüşlerinden sonra Ankara’ya vardılar. Güven Park’ta esir gibi polis çemberinde, günleri geceleri açlık grevinde geçirerek kimseleri suçlamadan, sadece zaman zaman maden kasklarını yere vurarak çıkardıkları sesle, sorumlu bakana ulaşabilmenin kapılarını açabileceklerini sandılar.
Öfkeli bir polis çemberine alınmış olarak çok sert bir operasyonla gecenin bir saatinde tutuklandılar. Çıkarıldıkları mahkeme önünde sadece bakana ulaşmaya çalıştıklarını, onun aracılığı ile hak edilmiş alacaklarının ödenebilmesi sonucuna ulaşmayı umdular. Yine polis gücü ile Ankara’nın dışına çıkarıldıktan sonra sokaklara atılmış oldular. Geri dönüp evde ekmek bekleyen ailelerinin çocuklarının yanına gidebilirler miydi? Çaresiz aynı parka dönmenin yolunu bulup aynı koşullarda eylemlerini sürdürmek zonuda kaldılar. Dünün sabahına gelene kadar bir yandan soğuk, bir yandan açlık grevi çoğunluğunda hal kalmamıştı.
***
23 Nisan günü çocukları evdeki büyüklerinin elini tutup babalarının yanına desteğe gelince daha bir ağır yaralanmış, aralarından kimileri yerlere düşüp acil hastahaneye kaldırılıyorken madencinin daracık tünelleri aşabilme deneyimleri ile en zayıf gördükleri yerden çemberi delmeyi başarmışlardı ki... Polisle kurulan çember katlanarak geriye püskürtüldüklerinde, yerlere yığılıp cankurtaranla hastaneye gönderilenlerin sayıları hesaplanamaz noktaya gelindi. Gerisini izlemeyi yüreğim kaldıramadığı için geç kalmış olarak gazeteye varacağım uzun yolculuğuma çıktım.
Bakan olacak, yasal sorumlulukları çerçevesinde, şimdiye kadar yaşatılmış haksızlık, hukuksuzluk gasbına seyirci kalabilir miydi? İktidarları ittifakı sorumlularının en yetkili, en tepedekilerinin, kimselerin haklarını vermemek üzere yaşadıkları büyük korku ile verilen talimatlarla, yasal sorumlukları arasındaki uçurumun giderek büyüyor olması kıskacında koltuğunda kalmayı seçiyor olmasa. Geldik mi “İçine gömüldükleri bataklıktan nasıl çıkacaklar?” sorgulamasına.
Güvendikleri, eleştiri yapmamak üzere ağızlarına alamadıkları, bir günde 70’lere ulaştığı sayılmış, çelişkili açıklamaları ile “dostum Trump”ın derdine düşmüş, sadece kendi çevresine dönük kar sağlayan açıklamalarına söz söyleyebilecek, ellerini tutabilecek halleri olabilir mi? Bizde yaratılan ek ekonomik yıkımı saklayabilmek için bize yansıyan sonuçları üzerinden eleştirilerin susturulabilmesinin derdine düşüyorlar. Başta CHP yönetimi, cezaevleri tutsaklıkları üzerinden yükselen sesleri kısabilmenin peşinde, yeni yeni belediyeler yönetimleri için tutuklama kararlarında, yeni parlak hukuksuzluk yollarını deneyerek... Olmuyor, bu maya tutmuyor.