‘At izi it izine karışır’ derler ya, tam da bu yaşanıyor bu günlerde Cumhuriyet gazetesinde olan bitenlerle ilgili dışarda, sosyal medyada... Fısıltı gazetesi tam gaz işbaşında. Sevdiğimiz arkadaşlarımız peş peşe ayrıldılar. Kimse onlara git demediği, yeni yönetim, aksine kalmaları için ısrar ettiği halde... Çiğdem Toker, Musa Kart, Kadri Gürsel, Tayfun Atay, Özgür Mumcu, Ceyda Karan ve diğerleri... Anlıyorum onları, diyebileceğim bir şey yok; olamaz da, takdir kendilerinin... Keşke bunların hiçbiri yaşanmasaydı, keşke adım adım bugünlere gelinmeseydi. Ama yaşandı. Giden gitti, kalan kaldı. Umarım bir süre sonra yeniden dönerler...
Giden neden gittiğini anlattı da, kalan neden kaldığını anlatamıyor. Ve büyük bir yargısız infaz yapılıyor. Sahi biz niye kaldık? Bu toplu ayrılış kervanına katılmadık?
Mağdurun yanında olmamakla suçlanmak, hain damgasını yemek için mi? Yeni yönetim yeni fırsat demek, kendimize daha iyi yerler açalım beklentisi içine girmek için mi? İddia edildiği gibi biraz da Saray’ın emrinde hizmet etmek için mi?
Biz neden buradayız biliyor musunuz? Cumhuriyet bir kale ve biz o kalenin bekçileriyiz. Kendimizi yeni yönetime ya da eski yönetime ait hissetmek zorunda değiliz. Hissetmiyoruz da. İşimiz gazetecilik. İşimiz doğru gazete yapmak. Kimi fikir emekçisi, kimi sayfa yapımda, kimi grafikte, kimi reklamda, kimi muhasebede, pazarlamada... Kasım 2016’da Cumhuriyet Vakfı yöneticilerinin PKK ve FETÖ suçlaması ile tutuklanmalarını takiben serbest bırakılmalarına kadar olan süreçte kesintisiz yanlarında olduk. Duruşmalarında hep vardık. Çünkü ortada AKP eliyle yapılan büyük bir haksızlık ve büyük bir mağduriyet söz konusu idi. Beraber güzel gazetecilik de yaptık, ama yönetimsel hataları karşısında sessiz de kalmadık.
Şimdi de aynısı olacak. Yine sessiz kalmayacağız...
Cumhuriyet ile yollarını ayırma kararı veren arkadaşlarımı anlıyorum; bu durumu Cumhuriyet’i karalama kampanyasına dönüştürme çabasına girenleri de. Çünkü amaçları belli. Ama şunu anlamıyorum: Aydın olma sorumluluğunun gereğini yerine getirmeden yargısız infaz yapanları, ki aralarında çok yakın dostlar da var.
- Aaa filanca da mı ayrıldı? AKP tamamen ele geçirmiş gazeteyi...
- Kendi arkadaşlarını ihbar eden insanların yapacağı bir gazetenin haberlerine de güvenmiyorum.
- İşten atılan kişilerin açıklamalarından aşırı ulusalcı bir tutum izlendiği algısını edindim.
Cumhuriyet gazetesi tarihi boyunca çok çalkantılar geçirdi. Şimdi de zor, yıpratıcı dönemlerinden birinin içinde. Bunu da atlatacak. Çünkü elimizde tek bir gazete var. O gazetenin Türkiye’nin aydınlık yüzü olması için okur olarak da, çalışan olarak da, yazar olarak da hepimize iş düşüyor. Keşke bu mücadeleyi beraber verebilsek...
Yargısız infazlar...
Yazarın Son Yazıları
Ve bu arayış yalnızca ABD’ye özgü değil... Küresel bir yön değişimi bugün aynı konular Avrupa Birliği’nden Hindistan’a, Japonya’dan IMF ve OECD gibi uluslararası kurumlara kadar geniş bir alanda tartışılıyor. Tam da bu noktada, BirGün gazetesinde Güldem Atabay’ın aralık ayı başından bu yana bir seri halinde ele aldığı ve benim de özellikle önemli bulduğum bir kavrama değinmek istiyorum: London Consensus.
ABD’nin saygın gazetelerinden New York Times’ın editör kurulu önceki gün ülkelerinin otokratik bir rejime savrulduğunu söyleyerek “demokratik erozyonun 12 kırmızı alarmını” yayımladı.
Koç Üniversitesi’nin onuncu kez verdiği Rahmi M. Koç Bilim Madalyası bu yıl Prof. Dr. Ufuk Akçiğit’e verildi.
Brezilya’nın tropik sıcaklığı altında toplanan COP30, dünya siyasetinin iklim krizine nasıl baktığını -daha doğrusu bakmadığını- tek karede özetleyen bir zirve oldu.
“Az sayıda insanın yaşadığı küçücük bir ada...
New York’un yeni belediye başkanı Zohran Mamdani, yalnızca Amerika’daki Demokratlar için değil, tüm dünya için bir mesaj verdi: “Değişim hâlâ mümkün.”
Buruk, öfkeli ama öte yandan coşkulu..
Türkiye ara çözümlere sıkışırken dünya “neoprime” savunma çağına giriyor.
Nadir elementler konusu Türkiye’de kamuoyunun gündemine CHP tarafından Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Trump görüşmesinden hemen önce “Pazarlık konusu yapılacak” diye getirildi.
“Eğer ateşkes kalıcı bir barışa evrilemezse, bu savaş yalnızca Gazze’yi değil, Batı ittifakının meşruiyetini ve küresel düzeni de sarsmaya devam edecek...”
Şu son bir yıl içinde yaşadıklarımızı diyelim beş yıl önce yaşasaydık herhalde “Olağanüstü günlerden geçiyoruz” derdik.
Cumhurbaşkanı Erdoğan ile ABD Başkanı Trump’ın New York’ta yaptığı görüşme, sadece ikili ilişkiler bağlamında değil, küresel dengeler açısından da kritik.
Bir süredir gözüm Nepal’deki gelişmelerde...
Moda Caddesi’nden Kadıköy Rıhtım’a doğru yürüyorum.
Erdoğan AKP’si; karşısındaki tek önemli muhalefeti yani CHP’yi işlevsizleştirmek için elindeki tüm yetki ve yargı güçlerini kullanıyor.
Önce şunu görmeliyiz...
"CHP’nin üzerindeki yük öyle ağır ki özgür; laik, demokratik bir ülke olma mücadelesini tek başına omuzladı."
Neredeyse çeyrek asır...
Sahte diplomalar, sahte ehliyetler, sahte sağlık raporları...
Seyrediyoruz. Kimi insanlığın geldiği noktadan utanarak, kimi umarsızca sanki bir film seyreder gibi...
Tam bitti derken yeniden başlıyor. Rüzgârın hızına göre şiddetleniyor; ortalığı yakıp kavuruyor.
Şaşırdık mı? Hayır...
CHP’li belediyelere yapılan operasyonların sonu gelmiyor. Belli ki yaz böyle geçecek.
Çünkü çözüm üretemiyor. Çünkü halkın sorunlarına yanıt veremiyor.
“At izinin it izine karıştığı” günlerden geçiyoruz yine.
Daha sular durulmadan Ortadoğu yeniden karıştırılmaya çalışılıyor...
“Bizim bayram görecek halimiz yok arkadaşlar” dedi ve ekledi CHP lideri Özgür Özel...
Sadece anayasal hakkı olan barışçıl protesto hakkını kullandıkları için hapiste tutulan üniversite öğrencileri olan bir ülke...
O kadar fazla sistematik saldırı altındayız ki... Kimi zaman büyük resmi görebilmek için yaşananları alt alta sıralamak önemli...
Barışı uzak bir hayal olmaktan çıkarmak hiç kolay değildir, en azından bizim coğrafyada.
Karartma... Otokratik rejimde sıradan bir gün
Siz gidene kadar...
Deprem ensemizde: 40 milyar A dolarlık sessizlik
Yüzde 3.5 kuralı: Değişim kaç kişiyle başlar?
Tarife savaşının şifreleri
Uyanış...
Yeni bir siyaset... Ama nasıl?
AKP’nin elinde 2 torba: Biri Gezi, diğeri ‘terör’
Tehdit... Atlantik’in öte yakası
Kadın sorunu yok, erkek sorunu var