İlker Çatak’ın “Sarı Zarflar” filmini izledim. Film Berlin Film Festivali’nde Altın Ayı ödülü almış. Çok etkilendim. Çok güzeldi, çok üzüldüm, filmin yarısında çıkmak istedim, çıkamadım.
İşten atılan devlet memurlarına bu durum sarı zarflarla bildirilir. Filmde bir barış bildirisini imzaladıkları için bir gecede işten atılan çok sayıdaki devlet memurumuzun dramı, kurum adı verilmeden anlatılıyor. Bir fakültemizdeki tiyatro bölümünün bütün öğretim üyeleri atıldığı için o bölüm kapanmış, o yıl mezun verememişti. Konu işten atılan tiyatrocu öğretim üyeleri etrafında şekillenmiş.
SARI ZARFLARIN EVRENSELLİĞİ
“Sarı Zarflar” filminin konusu sadece bizi ilgilendirmiyor, evrensel bir konu. Bir zamanlar Nazi Almanya’sında da İtalya’da da Güney Amerika’da da benzer sıkıntılar yaşandı. Hiçbir fiziksel eylemde bulunmamış insanlar, sadece düşüncelerinden veya ırksal aidiyetlerinden ötürü işlerinden atıldılar.
Nazi Almanya’sında Hitler rejimine karşı olan pek çok bilim insanı ve sanatçı ülkesini terk etmek zorunda kalmıştı. Bunlar arasında Freud ve Einstein da vardı. Freud ölmeden bir yıl önce Almanya’dan Londra’ya göç etmek zorunda kalmıştı. Almanya’dan atılan bilim insanlarının bir kısmı Türkiye Cumhuriyeti’ne sığınmıştı. Sığınmaları için Einstein, İsmet İnönü’ye mektup yazmıştı, mektubuna olumlu cevap almıştı. Bunun üzerine çok değerli bilim insanları Türkiye’de ağırlanmıştı, üniversitelerimizde çalışma fırsatı bulmuşlardı.
Türkiye’nin bilim insanlarını misafir etme konusunda tek bir şartı vardı. Bu da bir yıl içinde Türkçeyi öğrenmeleriydi. Hepsi öğrendi. Aralarındaki kimyacı bir öğretim üyesi, “Element ile elemanı ayırt edemeyen elemanlardan el aman” esprisini yapacak kadar Türkçeyi öğrenmişti.
10 Kasım 1938’de öğlen saatlerine doğru Atatürk’ün aramızdan ayrıldığı tüm ülkede duyulmuştu. Bir Alman öğretim üyesi koşup fakültenin dekanına gider, “Atatürk ölmüş, derse gireyim mi girmeyeyim mi?” diye sorar. Dekan o sırada ağlamaktadır, “Ülkenizde böyle bir insan ölünce ne yaparsanız onu yapın” der. Alman hocanın cevabı ise “Benim ülkemde bugüne kadar böyle bir insan hiç ölmedi” şeklinde olur.
Milan Kundera’nın “Varolmanın Dayanılmaz Hafifliği” romanında ve bu romana dayanılarak çevrilmiş filmde sarı zarf konusu ve baskısı işlenmişti. Genç hekim sadece komünist rejime karşı yazdığı makaleden ötürü duygusal ve fiziksel ablukaya alınmış, sonra da işinden atılmıştı.
Amerika Birleşik Devletleri’nde McCarthy döneminde çok sayıda kişi muhbirlerin asılsız ihbarları üzerine soruşturmaya uğramış, işinden atılmıştı. Rosenberg’ler, atılanlar kadar bile şanslı değildi. Amerika’nın atom sırlarını Sovyetlere sattıkları şeklindeki temelsiz suçlamayla bu karı koca idam edilmişti. Bilirkişi olarak mahkemeye çağrılan bir fizik profesörü atom reaktörünün yapısı diye sunulan grafiğin aslında bir elektrikli süpürge makinasına ait olduğunu söylemişti. Ancak mahkeme bu bilgiyi dikkate almamıştı.
Sovyetler Birliği’nde sarı zarf çalışanlar üzerinde bir kabustu. Hatta bu rejim altında işten atılmak veya tutuklanmak için sarı zarflara bile ihtiyaç yoktu.
Bu durumda sarı zarf konusunda faşist, demokratik veya komünist rejimler arasında bir farklılık olmadığını görüyoruz. Aslında baskı pis kokuludur ama renksizdir.
TİYATROCU AİLENİN DRAMI
“Sarı Zarflar” filmindeki tiyatrocu karı koca barış bildirisini imzaladıkları için işlerinden atılmışlardı. Baskıya karşı koydular, işsiz kalmışlardı ancak direndiler, bence yılmazlık (rezılyans) sergilediler, erkek taksi şoförlüğü yaptı. Bir zamanlar Bolşevik rejimden kaçan Beyaz Rus generaller de İstanbul’da taksi şoförlüğü yapmışlardı.
Başlangıçta tiyatrocu karı koca kenetlenmişti ancak sosyal ve ekonomik çalkantılar içinde zamanla araları açıldı, kadın sanatçı kapitalist sisteme ve baskıya boyun eğdi, işten atılanlar aleyhine yayın yapan bir kanalda yüksek ücretle dizi çevirmeye başladı. Çift boşandı.
İBİŞ
Film içinde bir ara ne olduğu belirtilmeden defalarca “İbiş” kelimesi telaffuz edildi. Bu kelime aslında tiyatro ile ilgili bir kavramdır. Tüm öğretim üyeleri atılan tiyatro bölümü, evrensel tiyatro kadar geleneksel Türk tiyatrosu konusunda da çok önemli çalışmalar yapmıştı. İbiş, geleneksel Türk tiyatrosunun bir kavramıdır ve “aptal uşak” anlamına gelir. Her halde bu aptal uşak kavramı filmin yapımcılarına İbiş kelimesini çağrıştırmıştır.
Bir ihbarcının marifeti sonucunda sarı zarflarla işten atılanlar arasında olgun yaştaki hocalar kadar genç asistanlar da vardı. Gerçek yaşamda bir asistan intihar etmişti. İyi yürekli öğretim üyeleri, kimin yardım ettiği anlaşılmasın diye yardım havuzları oluşturdular, genç işsizlere giysi aldılar.