“Asım’ın nesli”, “Fatih’in ruhu”, “TEKNOFEST kuşağı”, “imanlı ve ahlaklı gençlik”, “Türkiye Yüzyılı’nın mimarları”... 19 Mayıs Gençlik ve Spor Bayramı’nda Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, AKP Gençlik Kolları tarafından Kocaeli’nde düzenlenen büyük bir stadyum buluşmasında gençlere seslendiği konuşması sembolik ve ideolojik referanslarla bezeliydi. Zaten başka şey de yoktu. Hiç olmadı. Olamaz da.
24 yıldır Türkiye’yi tek başına yöneten AKP iktidarının başındaki kişinin konuşması ile Atatürk’ün ülkeyi emanet ettiği gençlerin gündelik gerçekliği arasındaki ciddi yarılmayı gözler önüne serme açısından ilginçti.
Gelin önce konuşmanın satır aralarını yorumlayalım: AKP’nin daima gençleri siyasi-ideolojik aidiyet üzerinden tanımlanan bir “kadro” gibi görmesi... “Sizi aparat olarak kullanmak isteyenler”, “tahriklere kapılan gençler” gibi ifadelerle onları sürekli olarak “tehlikelere karşı korunması gereken kitle” olarak tarif etmeyi yeğlemesi... Aidiyet, birlik, dava, gelenek, medeniyet, sadakat, iman vurguları... Özgür düşünen bireyler topluluğu değil, yönlendirilmesi gereken bir sosyolojik güç olarak görüyor olmaları... Ülkenin geleceğinin değil kendi siyasi geleceğinin derdine düşmüş bir iktidar karşımızdaki.
Oysa bugünün gençliği büyük ölçüde ekonomik sıkışmışlık, güvencesizlik ve geleceksizlik hissi içinde yaşıyor. Toplumsal çürümenin en ağır bedelini bugün onlar ödüyor. Yalnızca ekonomik krizle değil; aynı zamanda güven krizinin, adalet krizinin ve anlam krizinin içindeler. Türkiye, OECD ülkeleri arasında “ne eğitimde ne istihdamda” olan gençlerin oranında yıllardır ilk sıralarda yer alıyor. Son verilere göre 18-24 yaş grubundaki gençlerin yaklaşık yüzde 31’i ne okuyor ne çalışıyor. OECD ortalaması ise bunun yarısından bile düşük. Bu tablo yalnızca ekonomik bir veri değil; sisteme dahil olamayan, geleceğe tutunamayan milyonlarca gencin sessiz alarmı. Türkiye’de artık çok sayıda genç, eğitim alsa bile bunun hayatını değiştireceğine inanmıyor. Diploma ile gelecek arasındaki bağ zayıfladıkça umutsuzluk büyüyor.
AKP’nin anlattığı “gençlik masalında” kurye olarak çalışan mühendisler, atanamayan öğretmenler yok. Yoksulluk nedeniyle eğitimden kopan gençler yok. Giderek büyüyen bir sorun yumağı haline gelen bahis bağımlılığı, uyuşturucu, depresyon, intihar eğilimleri yok.
“Bu ülkede gelecek göremiyorum” diyerek umutlarını yurtdışına kapağı atmaya bağlayan gençler yok.
Cumhurbaşkanı Erdoğan gençlerin yüzüne baka baka “İdeolojik aidiyetin ehliyet ve liyakatin önüne geçtiği günler artık geride kaldı” diyebiliyor. İktidarın gençlik yaklaşımı büyük ölçüde kendi ideolojik gençliğini üretme ve koruma mantığı üzerine kurulu. Partili olmak, yakın çevrede bulunmak, doğru ağların içinde yer almak; beceri ve liyakatin önüne yerleşebiliyor.
Oysa bir ülke gençlerini yalnızca “kendi mahallesinin gençleri” olarak görmeye başladığında geleceğini küçültmeye başlar. Gençlik meselesi günlük siyasetin dar alanına sıkıştığında ülke uzun vadeli düşünme yeteneğini kaybeder.
Dünyada başarılı örneklere baktığımızda gençlik politikalarının iktidarlar değişse bile devam eden bir “devlet stratejisi” olarak ele alındığını görüyoruz. Yapay zekânın dijital teknolojilerin her alana hâkim olduğu bu dönemde gençleri ezberle, ideolojik yönlendirmeyle ya da yalnızca sınav başarısıyla yetiştiren sistemler artık çağın çok gerisinde. Eleştirel düşünceyi, bilimsel merakı, yabancı dili, dijital becerileri, yaratıcılığı, problem çözme kapasitesini merkeze alan bir eğitime yapısına yönelen ülkeler ilerliyor. Başarılı örneklere baktığımızda ortak bir nokta görülüyor: Gençlere yalnızca “milli söylem” sunmuyorlar; eğitim, liyakat, sosyal güvenlik, özgürlük ve gelecek hissi veriyorlar.
Türkiye’de gençlik bugün yalnızca ekonomik baskı altında değil; aynı zamanda büyük bir anlam ve yön kaybı yaşıyor. Bu duygu bir toplum için çok yıkıcıdır. Çünkü yalnızca umudu değil, emeğe olan inancı da çökertir. Kamuda da özel sektörde de şeffaflık, adil sınav sistemleri, objektif işe alım süreçleri güçlendirilmeden gençlere güven duygusu verilemez.
Türkiye’nin bugün en büyük ihtiyacı gençlerine yeniden inanabileceği bir gelecek sunabilmesi.