Öfkeyi doğru yönetebilmek...
Özlem Yüzak
Son Köşe Yazıları

Öfkeyi doğru yönetebilmek...

05.06.2026 04:00
Güncellenme:
Takip Et:

Yürütülen planlı sistematik süreçte sıranın ana muhalefet partisinin işlevsizleştirilmesine gelmesi kaçınılmazdı. Darbe içeriden geldi, iktidarın elindeki “yargı” çubuğu devreye girdi Kemal Kılıçdaroğlu’nun önünü açtı, AKP’li Cumhurbaşkanı RTE ellerini sevinçle ovuşturarak “Takip mesafesinden yaşananları izliyoruz” açıklamasını yaptı.

Kuşatma alan daraltılarak sürüyor: MASAK incelemeleri, kurultay tartışmaları... Ve artık konu sadece CHP de değil. Çünkü milyonlarca seçmeni temsil eden ana muhalefet partisinin yönetiminin, kurultaydan yıllar sonra yargı kararıyla değiştirilmesi çok ciddi bir siyasi ve kurumsal tartışmayı masaya yatırdı. Böyle bir karar sadece CHP’yi değil, parti içi demokrasinin sınırlarını ve yargının siyasal alanla ilişkisini de yeniden tanımlamış oluyor. Ve artık mesele Türkiye’de demokratik meşruiyetin kaynağının nerede başladığı ve nerede bittiği meselesi. Şunu da vurgulamalıyız ki bu dava, sonucu ne olursa olsun, son yılların en önemli siyasal-hukuksal tartışmalarından biri olarak tarihe geçecek.

Ancak iktidarın gözden kaçırdığı bir gerçek var: toplumun öfkesi. Bu öfke pazarda, markette, kira öderken, iş ararken gelecek kaygısıyla yaşayan milyonların hayatında zaten birikmişti. Geçim sıkıntısına ek olarak adalet duygusunun aşınması ve geleceğe duyulan güvensizlik ile katmanlanmıştı. Şimdi “mutlak butlan” ise bu öfkeyi başka boyuta taşıdı. 

Evet Özgür Özel ve ekibini zor günler bekliyor ama belki de tek çıkış noktası halkın artan öfkesini doğru yönetebilmek. Türkiye’de iktidar, toplumsal sorunları çözmek yerine siyasal alanı yeniden dizayn etmeye çalışıyor ama tarih de şunu gösteriyor ki toplumun değişim talebi belirli bir eşiği aştığında hiçbir mahkeme kararı, hiçbir idari düzenleme ve hiçbir siyasi mühendislik bu talebin önünde kalıcı bir set oluşturamaz. İktidar CHP’yi etkisizleştirmek isterken aslında Özgür Özel’i CHP’nin sınırlarının dışına itti. Eğer Özgür Özel bugüne kadar izlediği çizgiyi sürdürebilir, toplumsal muhalefeti canlı tutabilir ve farklı kesimlerin taleplerini ortak bir demokrasi ve adalet zemini üzerinde buluşturabilirse o zaman siyasi denklemler yeniden değişebilir.

Siyasette bazen güç makamdan gelir. Bazen de toplumsal meşruiyetten. İkinci tür gücün birincisinden daha etkili olabileceği durumlar da var.

Bu nedenle önümüzdeki dönemde belirleyici olacak şey mahkeme salonlarında alınacak kararlar kadar, toplumdaki değişim talebinin gücü de olacaktır.

Toplumdaki itiraz büyüdüğünde, siyasetin dili de bazı yargı kararlarının yönü de değişebilir.

Toplumdaki baskı arttığında, bugün imkânsız görünen bazı gelişmeler mümkün hale gelebilir.

Cezaevindeki siyasetçilerden soruşturmalara kadar birçok konuda dengeler yeniden kurulabilir.

Elbette bunların hiçbiri kesin değil. Ama neden denenmesin ki?...

***

SADECE KADINA DEĞİL, SOSYAL DEVLETE DE DARBE

Her alanda kuşatılmışlık dedik. Son örnek yine yargıdan geldi. Anayasa Mahkemesi, boşanılan eşe ödenen süresiz nafaka verilmesine ilişkin düzenlemeyi iptal etti. Oysa aynı mahkeme bundan 14 yıl önce o dönemde düzenlemeyi sosyal devlet anlayışının bir gereği olarak değerlendirmiş ve reddetmişti. Nafaka meselesi yalnızca boşanmış iki insan arasındaki hukuki bir anlaşmazlık değil. Aynı zamanda sosyal devletin varlığı ya da yokluğuyla ilgili bir mesele. Bugün Türkiye’de milyonlarca kadın çalışma yaşamının dışında. Kadınların işgücüne katılım oranı OECD ortalamalarının çok altında. Boşanma sonrasında ekonomik olarak ayakta kalabilmek birçok kadın için hâlâ büyük bir mücadele anlamına geliyor. Ve bizler nafaka tartışmasından emekli maaşlarına, eğitimden adalete kadar uzanan bütün başlıklarda aynı sorunla karşılaşıyoruz: Türkiye’nin, anayasanın tarif ettiği sosyal hukuk devleti olma iddiasından hızla uzaklaşıyor olması.