Bir ülkede siyaset, “hangi parti daha dindar?” yarışı üzerinden yapılıyorsa, o ülkede laiklik ilkesi fiilen ortadan kalkmış demektir. Oysa laiklik, bir kişisel tercih konusu değil, bir anayasa maddesidir. O nedenle, her siyasi parti bu ilkeye uygun biçimde siyaset yapmakla yükümlüdür.
Laiklik, devlet, siyaset, hukuk ve eğitim işlerinin dinden arındırılması, dinin bu alanlara müdahale etmemesi ve bu koşulla dini inanç ve ibadet özgürlüğünün güvence altına alınmasıdır. Anayasanın değiştirilemez olan 2. maddesine göre Türkiye Cumhuriyeti, demokratik, laik, sosyal bir hukuk devletidir. Anayasanın 24. maddesinde de, “Kimse, devletin sosyal, ekonomik, siyasi veya hukuki temel düzenini, kısmen de olsa, din kurallarına dayandırma veya siyasi veya kişisel çıkar yahut nüfuz sağlama amacıyla, her ne suretle olursa olsun, dini veya din duygularını yahut dince kutsal sayılan şeyleri istismar edemez ve kötüye kullanamaz” ifadesi yer alır.
Cumhuriyet Halk Partisi Parti Programı’nın 1. Bölümü’nde “Laiklik” başlığı altında şu ifadeler yer alır: “Laiklik, din ve devlet işlerinin birbirinden ayrı tutulmasıdır... Devletin ve kurumlarının, toplumun, hukukun ve eğitimin laik olması, asla ödün veremeyeceğimiz temel kuraldır. Laiklik ilkesinin temel amacı aklın özgürleştirilmesidir... Bu anlayışla, siyasetin dini istismar etmesine kesinlikle karşıdır. Ne dinin siyasallaştırılması, ne de siyasetin dinselleştirilmesini kabul etmez... Devletin dini olmaz. Din kamusal alanın değil, özel alanın olgusudur. Cumhuriyetin, bilimselliğin, demokrasinin, iç barışın, insan haklarının ve ulusal bütünlüğün temel taşıdır. İnsan haklarının, kadın-erkek eşitliğinin, çağdaşlığın ve modernleşmenin güvencesidir. Bütün bu özellikleriyle anayasamızın değiştirilemez ve vazgeçilemez hükmüdür.”
CHP Tüzüğü’ne göre Parti Programı’nı en yüksek karar organı olan Kurultay onaylar. Genel Başkan, Merkez Yürütme Kurulu ve Parti Meclisi, Parti Programı’nı değiştirme yetkisine sahip değildir ve her üye Parti Programı’ndaki temel ilkelere uymakla yükümlüdür. Tüzüğün 68. maddesinin (a) ve (d) şıklarına göre, buna uymayanlar üyelikten kesin olarak çıkartılır.
Devletin, siyasetin, eğitimin dinselleştiği AKP döneminde “Türkiye’de laiklik sorunu yoktur” diyen CHP’liler, AKP iktidara geldiğinde sayısı 450 olan İmam Hatip okullarının sayısının 4000’i aştığı bir dönemde “imam hatip okullarını kapatmayacağız” diyen CHP’liler, laiklik karşıtı “Ümmetçi Görüş” kökenli kişileri TBMM üyesi, MYK üyesi ve PM üyesi yapan CHP’liler, ezanın Arapça yerine Türkçe okunmasını savundu diye CHP Ardahan Milletvekili Öztürk Yılmaz’ı disipline sevk ettiler!
CHP Parti Programı’nda, “CHP üyeleri Türkçe ezanı savunamaz” veya “CHP üyeleri ezan ve din hakkındaki görüşlerini medyada ifade edemezler” diye bir ilke mi bulunmaktadır?! Bir televizyon programında partinin temel ilkelerine aykırı olmayan bir görüşün ifade edilmesi ne zamandan beri disiplin suçu sayılmaktadır?!
Türkçe ezan uygulamasını başlatan kimdir? Türkiye Cumhuriyeti’nin ve Cumhuriyet Halk Partisi’nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk. Bu uygulama neden başlatılmıştır? Bir yandan Arapça bilmeyenlerin ezanı anlamasını sağlamak, bir yandan da Türkçeye sahip çıkmak için. Bu uygulamanın Atatürk döneminde başlayıp, Adnan Menderes döneminde son bulduğu, tarihi bir gerçektir. Bu durumda CHP Genel Merkezi, Atatürk’ü de disipline mi sevk edecektir?!
Ayrıca, hoparlörden yüksek sesle Arapça ezan, Kuran’da yer alan bir şey değildir. Kuran’da namazla ve namaza çağrıyla ilgili ayetler vardır, ancak bunun hangi dilde ve hangi yöntemle gerçekleşeceğine dair hiçbir ayet yoktur. Kuran 7. yüzyılda yazılmıştır, elektrik sistemi ve hoparlör 19. yüzyılda icat edilmiştir!
CHP’de dindarlık yarışı
Yazarın Son Yazıları
Yüksek Seçim Kurulu’nun yetkileri gasp edilerek hukuka aykırı biçimde AKP tarafından CHP’nin “yönetimine” getirilen Kemal Kılıçdaroğlu’nun Sözcü TV’de yaptığı açıklamalar, Kılıçdaroğlu’nun çelişkilerini ve samimiyetsizliklerini bir kere daha ortaya çıkardı.
AKP’nin “mutlak butlan” darbesiyle işbaşına gelen CHP’nin fiili kayyumu Kemal Kılıçdaroğlu, “göreve” atanır atanmaz, CHP Genel Başkanı Özgür Özel’e, kararın hukuka aykırı olduğunu, Yüksek Seçim Kurulu’nun yetkilerinin gasp edildiğini, Özel’in dört ayrı kurultayda farklı delegeler tarafından seçilmiş genel başkan olduğunu, bu nedenle olağanüstü kurultayı acilen toplayacağını ve kendisinin de kurultayda aday olmayacağını aktarmış olsaydı, CHP’de bugün yaşananlar yaşanmayacağı gibi, Kılıçdaroğlu’nun iyi niyetli olduğu sonucuna da varılabilirdi.
Devlet, millet için var olan bir yapıdır.
AKP Genel Başkanı ve “Cumhurbaşkanı” Recep Tayyip Erdoğan, CHP’li belediye başkanları ve 38. olağan kurultay ile ilgili “yargı” süreçlerinin hiçbir yerinde olmadıklarını, bunların CHP’nin iç çekişmeleriyle ilgili olduğunu, yaklaşık bir yıldır, defalarca söylemektedir.
Faşizm yapısı gereği ve kategorik olarak ahlaksızlıktır.
Bir zamanlar hak, hukuk, adalet için yürüyüş yapan eski CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Türkiye’de onlarca yıldır haksızlık, hukuksuzluk ve adaletsizlik uygulayan AKP hükümeti ile işbirliği yapmaya devam ediyor.
CHP’nin cumhurbaşkanı adayı ve İstanbul Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun hukuka aykırı biçimde üniversite diplomasının iptal edilmesi ve tutuklanmasından sonra, CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in de hukuka aykırı biçimde görevden alınmasıyla gerçekleşen darbe, CHP’nin bölünüp bölünmemesi sorununu da beraberinde getirdi.
Türkiye’deki sorunların temelinde ahlakın ne olduğunun bilinmemesi yatmaktadır
Hukuk ters yüz edilerek, CHP’nin cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu’nun diplomasının iptal edilmesi ve tutuklanması da, CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in “mutlak butlan kararıyla” görevden alınıp yerine CHP eski genel başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun getirilmesi de, emperyalizmin bir operasyonu ve projesidir.
AKP “hükümetinin” kurduğu diktatörlük rejimi, geçtiğimiz yıl, CHP’nin cumhurbaşkanı adayı ve İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun üniversite diplomasını iptal ederek ve kendisini tutuklayarak, vatandaşların seçme ve seçilme hakkını gasp etti.
ABD yönetimlerinin sergilediği emperyalizme karşı mücadele, Türkiye’deki bazı çevrelerde, bir antiemperyalizm mücadelesi olmaktan çıkıp, ABD karşıtlığına, anti Amerikancılığa, ABD’ye ait olan her şeye toptan karşı çıkmaya evrilmiş durumdadır.
Almanya’da Adolf Hitler’in öncülüğündeki Nazilerin serbest ve özgür seçimlerle nasıl iktidara geldiği, hem Almanya’nın hem de dünyanın yakın tarihinin anlaşılması ve her ülkede geleceğe yönelik önlem alınması açısından son derece önemlidir.
9 Mayıs, Rusya Federasyonu’nda Zafer Günü ve ulusal bayram olarak kutlanıyor.
Mutlak butlan kavramı, CHP’nin 38. olağan kurultayı ile ilgili “dava” nedeniyle kamuoyu gündemine girdi.
Dinin siyasallaşması, aynı zamanda dinin araçsallaşmasıyla sonuçlanır.
Cumhuriyet Halk Partisi’nin kurucusu ve ilk genel başkanı Mustafa Kemal Atatürk’tür.
Son yıllarda Türkiye’de birçok değerli felsefeciyi yitirdik.
Önceki gün, Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı tüm yurtta kutlandı.
Laiklik, dinin devlet, siyaset, hukuk, eğitim işlerine karışmaması ve müdahale etmemesi, devletin de dindar vatandaşın dini inanç ve ibadet özgürlüğünü ve dindar olmayan vatandaşın felsefi görüşünü ve yaşam tarzını güvence altına almasıdır.
1917 Ekim Devrimi’nin öncüsü ve Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği’nin kurucusu Vladimir Lenin, emperyalizm kavramını çözümleyen, kapitalizm ile emperyalizm arasındaki ilişkiyi açıklayan ve emperyalizme karşı mücadelenin kuramsal temellerini ortaya atan en önemli düşünürlerden ve yazarlardan birisiydi.
AKP’nin ana muhalefet partisi CHP üzerinde uyguladığı baskılar giderek artarken, CHP eski yöntemle yeni sonuç almaya çalışıyor.
ABD’nin ve İsrail’in İran’a saldırması, İran’ın da Ortadoğu’da kendisine saldırmayan başka ülkelere saldırması ve Hürmüz Boğazı’nı hukuka aykırı biçimde kapatması sonucunda ortaya çıkan savaşta, Lübnan ne yazık ki gölgede kaldı.
Düşmana karşı bir savaşı ve mücadeleyi kazanabilmek için, öncelikle düşmanın gücünü ve kapasitesini çok iyi analiz etmek gerekir.
19. yüzyılda felsefe, sosyoloji, siyaset bilimi, ekonomi, tarih alanlarında disiplinlerarası çalışmalar yapan Karl Marks, ekonomik temelin üstyapıyı belirlediğini savunmuştu.
Türkiye, düşünceyi ifade, yayınlama ve medya özgürlüğü açısından, dünyanın en geri kalmış ülkelerinden birisidir.
Savaşlarda her zaman masum vatandaşlar da yaşamlarını yitirirler.
Hürmüz krizi
İran, ABD ve Türkiye
ABD’nin ve İsrail’in, uluslararası hukuku devre dışı bırakarak İran’a saldırmaları kabul edilemeyeceği gibi, İran’daki yönetimin kendisine saldırmayan ve ABD üslerini kendisine karşı kullanmasına izin vermeyen ülkelere saldırması da kabul edilebilir değildir.
Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu ve ilk cumhurbaşkanı Mustafa Kemal Atatürk, genel siyasi hedefini, çağdaş uygarlık seviyesine ulaşmak ve ulaştıktan sonra o seviyeyi aşmak olarak ortaya koymuştu.
ABD’nin ve İsrail’in İran’a saldırmasının sonucunda meydana gelen ve Orta Doğu’ya yayılan savaş büyük tehlikeler ve riskler taşımaktadır.
ABD’nin ve İsrail’in İran’a yönelik askeri operasyonları son günlerde hem Türkiye’de hem de dünyada en fazla tartışılan konuların arasında yer alıyor.
Laikliğin olmadığı bir ülkede demokrasi ve cumhuriyet değil, teokrasi olur. Teokrasinin olduğu bir ülkede halk, millet, ulus değil, ruhban sınıfı egemen olur. Bu nedenle laiklik cumhuriyetin özünde olan zorunlu ilkelerden birisidir.
AKP Genel Başkanı ve “Cumhurbaşkanı” Recep Tayyip Erdoğan bu hafta, “Laikliği Birlikte Savunuyoruz” bildirisini imzalayanların “millete nefret kustuğunu” ve “ülkeyle aidiyet duygusu” taşımadığını iddia etti; MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli de, “168 kişinin tamamı bir insan etmez” diyerek bildiriyi imzalayanlara hakaret etti!
AKP Genel Başkanı ve “Cumhurbaşkanı” Recep Tayyip Erdoğan’ın, “Laikliği Savunuyoruz” başlıklı bildiriyi imzalayan yazarları, gazetecileri, sanatçıları, akademisyenleri, “hezeyan içinde azgın bir güruh” olarak nitelendirerek hedef göstermesinin ardından, “Milli Eğitim” Bakanı Yusuf Tekin’in bildiri hakkında dava açacağını açıklaması, anayasanın laiklikle, devlet yetkisi kullanımıyla ve düşünceyi ifade ve yayımlama özgürlüğüyle ilgili 2, 6, 14, 24, 25, 26, 28. maddelerinin ihlal edilmesi anlamına geldiği gibi, ramazan ayının siyasallaştırılmasıdır ve insanların dini duyguları üzerinden siyasi çıkar elde etmek çabasıdır.
Tüm yasaların ve idari uygulamaların üzerinde olan anayasaya göre, Türkiye Cumhuriyeti laik bir devlettir.
Pedofili, tecavüz ve seks ticareti ağı kurmakla suçlanan Jeffrey Epstein adlı ABD’li işadamı aylardır gündemde.
AKP genel başkanı ve “Cumhurbaşkanı” Recep Tayyip Erdoğan, Türkiye Cumhuriyeti’nin temel ilkelerine ve anayasadaki demokratik, laik, sosyal hukuk devleti ilkesine meydan okumaya devam ediyor.
“Antiemperyalizm” adı altında, İran’daki laiklik karşıtı ve teokratik baskı rejimini savunmak utanç verici bir durum olduğu gibi, antiemperyalist paradigma açısından da tutarsızdır.
CHP’nin geçtiğimiz hafta düzenlediği “Toplumsal Barış ve Demokrasi” başlıklı konferans, CHP’nin yönetim kademesinde kronikleşmiş sorunlarını yeniden ortaya çıkarttı.