AKP’nin “mutlak butlan” darbesiyle işbaşına gelen CHP’nin fiili kayyumu Kemal Kılıçdaroğlu, “göreve” atanır atanmaz, CHP Genel Başkanı Özgür Özel’e, kararın hukuka aykırı olduğunu, Yüksek Seçim Kurulu’nun yetkilerinin gasp edildiğini, Özel’in dört ayrı kurultayda farklı delegeler tarafından seçilmiş genel başkan olduğunu, bu nedenle olağanüstü kurultayı acilen toplayacağını ve kendisinin de kurultayda aday olmayacağını aktarmış olsaydı, CHP’de bugün yaşananlar yaşanmayacağı gibi, Kılıçdaroğlu’nun iyi niyetli olduğu sonucuna da varılabilirdi.
Ancak bunun tam tersi oldu, Kılıçdaroğlu “göreve” gelir gelmez partinin avukatlarını kovdu, partinin hesaplarına erişimi engelledi, partinin YSK’deki temsilcisini değiştirdi, parti çalışanlarını işten attı, parti merkezini polise bastırarak partiyi fiziken istila etti, partinin lojistik altyapısına el koydu, son olarak da CHP’nin milletvekillerini ve il başkanlarını disipline sevk etti, birçoğunu partiden ihraç etti.
Böylece Kılıçdaroğlu, 47 yıl aradan sonra birinci parti olan CHP’nin yolunu kesti, 2010-2023 yılları arasında CHP genel başkanı olduğu dönemde girdiği on üç seçimin on üçünü de kaybettikten sonra, AKP’ye bir büyük hizmet daha vermiş oldu.
***
Kılıçdaroğlu bununla da yetinmedi, bütün bunları, mutlak butlan kararına bile uymayarak gerçekleştirdi. Kılıçdaroğlu, mutlak butlan kararına göre geçerli olan kurultay delegelerinin olağanüstü kurultay için topladıkları imzaları yok saydı; mutlak butlan kararına göre geçerli olan merkez yürütme kurulunu, yüksek disiplin kurulunu ve parti meclisini etkisiz hale getirdi; mutlak butlan kararına aykırı bir biçimde kendi kendisine bir MYK ve YDK ilan etti; milletvekillerini ve il başkanlarını disipline sevk ederken parti meclisinin onayını almayarak tüzüğü de ihlal etti!
Böylece CHP’ye karşı ilk darbeyi, anayasanın 138. maddesini ve yargı bağımsızlığını ihlal ederek AKP hükümeti vurdu, ikinci darbeyi de, hem mutlak butlan kararını kabul ederek “göreve” gelen, hem de “göreve” geldikten sonra mutlak butlan kararına ve tüzüğe uymayan Kılıçdaroğlu vurdu.
***
Hızını alamayan Kılıçdaroğlu, masumiyet karinesini yok sayarak ve kendisini hâkim yerine koyarak CHP’li yöneticileri yolsuzlukla suçlamakla da yetinmedi, CHP’li yöneticileri hem FETÖ’cülükle hem de anayasanın 34. maddesinin tanıdığı toplanma ve gösteri yapma hakkını yok sayarak, “topyekûn ayaklanma çığırtkanlığı” yapmakla suçladı, CHP’lileri AKP’ye hedef gösterdi!
Oysa ABD/CIA destekli FETÖ’nün eski CHP Genel Başkanı Deniz Baykal’a kurduğu kaset kumpası sayesinde genel başkan olan Kılıçdaroğlu idi! Bu kumpastan önce ABD/CIA iç yazışmalarında ve raporlarında CHP genel başkanı olarak değerlendirilen de Kılıçdaroğlu idi! CHP’deki söylemi de kadrolaşmayı da ABD/CIA’in beklentilerine uygun bir biçimde, antiemperyalizmin simgesi olan Mustafa Kemal Atatürk’ten ve “altı oktan” uzaklaştıran da Kılıçdaroğlu idi!
Ayrıca genel başkan olduğu dönemde, AKP’nin FETÖ’nün siyasi kanadı olduğunu ilan eden de Kılıçdaroğlu idi, bugün AKP ile işbirliği yapan da Kılıçdaroğlu’dur!
***
Kılıçdaroğlu’nun CHP’yi bölmek, parçalamak ve etkisizleştirmek için “göreve” geldiği konusunda ve bu “görevi” kimlerin beklentileri doğrultusunda yerine getirdiği konusunda artık hiçbir kuşku kalmamıştır.
Ancak AKP ile Özel’in genel başkanı olduğu CHP arasındaki oy farkının yaklaşık olarak yüzde iki civarında olduğu dikkate alınacak olursa, “Kılıçdaroğlu’nun yönettiği CHP’nin” yüzde üç veya beş gibi bir oy alması bile, AKP’nin seçimleri kazanması için yeterli olacaktır.
Bu nedenle CHP’den ayrılanların kuracağı yeni bir partiye umut bağlamak yerine, CHP’yi daha etkili yöntemlerle işgalden kurtarmak temel hedef olmalıdır!