Köşe Yazısı

A+ A-

‘Rejim’ ve kuşatılan Türkiye

16 Temmuz 2019 Salı

• Şam (ve Esad) ile barış içinde ve ortak ulusal çıkarları karşılıklı dengeleyerek yürüten bir “Ankara” vardı. Siyasal İslam odaklı dış politikaya geçerek Şam (ve Esad) düşman ilan edilince Türkiye Suriye bataklığının içine gırtlağına kadar saplandı.
Bu büyük hata Ankara’nın ABD, Rusya, AB, Yunanistan, Mısır ve İsrail ile ilişkilerini Türkiye aleyhine çevirdi ve Türkiye tam bir yalnızlığın içine sürüklendi.
Suriye’nin yüzde 25 bölümünde YPG (ve PYD) aracılığı ile fiilen Suriye Kürdistan’ı gerçekleştiriliyor: hem de ABD, İsrail, Fransa, İngiltere ve Almanya’nın ön karakolu konumunda olacak. Suriye Kürdistanı’nın arkasında ABD, Rusya, AB, İsrail, Yunanistan, Mısır ve Suudi Arabistan hep birlikte Türkiye’ye karşı “cephe tutmuş” durumdalar. Ve bütün bu gelişmeler, parlamenter sistemden tek adam rejimine geçmiş Ankara’da iç kamuoyuna yönelik beyanlarla geçiştiriliyor.
Güçlü bir Meclis’te, doğal olarak tartışılamıyor bile, çünkü fonksiyonu kalmamış.
Yunanistan Doğu Akdeniz ve Ege’de ABD, AB, İsrail ve Mısır’ı tam anlamı ile arkasına alarak fiili egemenliğini genişletiyor: Ege adalarını işgal ederek Yunan adaları haline papazları, kiliseleri ve askerleri ile getiriyorlar. 9 Temmuz 2019’da Rusya da Ankara’nın sondaj girişimine karşı olduğunu açıkladı. Ve arkasından AB Ankara’ya sert bir çıkış yaptı.
Kısacası, “tek adam rejiminin dış politikası hepsini, Türkiye’ye karşı bir konuma sokmuş oldu”.
S-400, F-35, 99 Boeing “pazarlıkları” ve ulusal çıkarlarımızla örtüşmeyen girişimler, dış politikamızın iflas ettiğinin kanıtlarıdır. Gelen S-400’ler umarım depoda kalmaz. Ankara yürüttüğü uygulamalarla, “kendini yalnızlığa kilitlemiş bulunuyor”.
Demokrasiden kopmak ve siyasal İslam odaklı dış politikaya girmek bu sonucun iki temel nedenidir.

Ve ekonomik kaos
Bütün bu gelişmeler, “her ne pahasına olursa olsun iktidarda kalma hesapları üzerine oturtulmuş” ekonomik politika yanlışları ile birleşince bugünkü sonuç ortaya çıkıyor.
23 Haziran İstanbul seçimlerinin sonucu, halkın tepkisini gösterdi.
Ancak “iktidar”, halkın “seçimine” karşı çıkarak, senin değil benim seçimim esastır, “Ankara’yı, İstanbul’u çalıştırmam” demeye getiriyor. Ve “çıtayı daha da yükseltiyor”.
Sürdürülebilir üstünlükler tezimde” savunduğum gibi.
Ancak çıta bu kadar yükselince, “kendilerinin de atlayamayacağı bir düzeye çıkınca” AKP içinde de çözülmeler arttı.
En son Ali Babacan’ın istifası, “rejimin yükselttiği çıtanın, ne düzeye geldiğinin” göstergesidir. “Bu kadar da olmaz ki” diyenler parti içinde de artınca, iniş başlıyor.
Bu gidiş aslında “tek adam rejimiyle siyasal İslam odaklı stratejinin” kaçınılmaz sonucudur.
1970’lerden beri bu sütunlarda ve kitaplarımda hep yazdım: bu coğrafyada siyasal İslam odaklı krallık, şeyhlik, tek adamlık rejimleri emperyalist güçlerle işbirliği yapmadan ayakta kalamazlar. Onlarla işbirliği yapıldığında da, “gerektiğinde de onlar sizi devirirler”.
15 Temmuz’da yaşadık, Suudi Arabistan’da Kaşıkçı’yı doğrayıp paketleyenler ile Trump’ın mutluluklarını Tokyo’daki G20’lerde görmediniz mi?
Emperyalizm ve siyasal İslam bu coğrafyada birbirlerinin hep ortağı olmuşlardır, kavga ederlerken bile...

Cumhuriyet Arşivi Gazete Kupürlerinde:

Ali Babacan