Geçen hafta emeğin başkenti Zonguldak’a ilk kez yolum düştü. Kitap Fuarı için oradaydım ama İstanbul’a dönmeden önce Zonguldak Maden Müzesi’ni görmek isteyince yola koyulduk.
Bizi müzeye götüren şoför, 16 yaşında madenciliğe başladığını söyledi. Bir anısını anlatırken akrabalarından birinin kaçak bir madende çalıştığını ve ona da “Sen de yarın gel başla” diyerek çalışması için öneride bulunduğunu anlattı. Ertesi gün işe gidecekken ailedeki bir hastalık nedeniyle gidememiş ve o gün madende yaşanan bir patlama yüzünden çok sayıda madenci can vermiş.
Genç yaşında ölüme o kadar yaklaşıp rastlantı sonucunda kurtulduğu günlerden sonra şoförlük yapmaya başlayınca madenciliği bırakmış. Yaşadığı kentten söz ederken “Zonguldak bir kaderdir. Burada doğup büyüyen çoğu genç için kaçak madende çalışmaktan başka yol yoktur, çünkü başka iş yoktur” dedi; ödenen günlük ücret diğer işlere göre daha iyi olduğundan ve bölgede başka iş bulma zorluğu yüzünden madenciliğin orada zorunlu olduğunu anlattı.
Devlet denetlemiyor mu diye sorduğumda, “Valiler zaman zaman denetler, hatta önceki bir vali kendisi habersiz gidip denetler, kaçak madenleri mühürlerdi. Ama bununla baş etmek çok zor. Şu dağlar hep kaçak madenle doludur” dedi.
BÖYLE KAZANILIR EKMEK PARASI...
Duyduklarımızın yarattığı sarsıntıyla müzeye vardığımızda binaya adım atar atmaz Orhan Veli’nin duvara yazılan dizeleriyle karşılaştık:
“Siyah akar Zonguldak’ın deresi;
Yüz karası değil, kömür karası;
Böyle kazanılır ekmek parası.”
Üç katlı binada Osmanlı döneminden başlayıp günümüze kadar gelen madencilik faaliyetlerinin bir geçidini sunan sergide, ilk toplusözleşmeden mükellef karnelerine, madenci maketlerinden işçi okuma kitaplarına kadar çeşitli belgeler var.
1990-1991 Büyük Madenci Grevi ve Yürüyüşü’nü gösteren fotoğrafa bakarken 13 Mayıs 2014’te Soma’daki maden katliamında can veren 301 madenciyi, İliç’teki altın madeninde siyanürlü toprak yığınının altında kalan madencileri, kısa bir süre önce kazanılmış haklarını almak için açlık grevi yapan SSS Holding’e bağlı Doruk Madencilik’te çalışan işçileri düşündüm...
SARSICI MADENCİ ANITI
Müzenin girişindeki Zonguldak Havzası Maden Şehitleri Anıtı’nı görünce hissettiğim sarsıntı daha da arttı. 1875 yılından bu yana o havzada yaşamını yitiren yüzlerce madencinin adları yıllara göre tek tek plakalara yazılıp duvara çakılmış... Bir tarafından bakınca ucunu zor gördüğünüz uzayıp giden bir isimler dizisi...
O anıta bakarken aklınıza ister istemez AKP’li Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın 301 madencinin ölümünden sonra “Kazalar bu işin fıtratında var” demesi, madenleri işleten yerli ve yabancı holding yetkililerinin yeterli önlemleri almadıkları halde sistem içinde korunması, ihmal ve yanlışların can aldığı madencilik sektöründeki vahşi kapitalist sömürü ve madenlerdeki iş cinayetleri geliyor.
MADENLER DEVLETLEŞTİRİLSİN, KAÇAK MADENLER KAPATILSIN!
Bir günlük Zonguldak seyahatimden dönerken bu yazıyı yazıp bir kez daha acilen yapılması gerekenlerin altını çizmeyi aklıma koymuştum.
Ülkemizde özelleştirilerek halkın kaynaklarını yağmalayan madenlerin hepsinin hemen devletleştirilmesi, kaçak madenlerin tümünün kapatılması ve devlet tarafından işletilen madenlerde madencilerin can güvenliği ile ilgili bütün önlemlerin eksiksiz alınması şarttır.
Bunlar yapılmalı ki yer üstünde doymayan arsızlar, yeraltında ölüm korkusu yaşayanları aç bırakamasın, onların canına kastedemesin, ülkeyi talan edemesin!
Not: 16 Mayıs Cumartesi günü Eskişehir Kitap Fuarı kapsamında saat 14.00’te kitaplarımı imzalayacağım. Okurlarımla Cumhuriyet Kitapları standında buluşmak umuduyla!