Siz Kimsiniz? Kendimizi Ne Sanıyoruz?
Sadık Çelik
Son Köşe Yazıları

Siz Kimsiniz? Kendimizi Ne Sanıyoruz?

15.05.2026 04:00
Güncellenme:
Takip Et:

Son aylarda aynı sorunun etrafında dolaşıyoruz kalemimizle. Dünyayı saran bu sertleşmenin izini sürüyor, bu kopuşu farklı yüzleriyle anlamaya çalışıyoruz. Çünkü ortada, hepimizin zihnini sessizce kurcalayan, insana dair derin bir kaygı var…

Savaşlar, katliamlar, gündelikleşen şiddet, tekinsizleşen şehirler. İnsanın insana tahammülünün giderek azalması. Siyasetten sokağa, medyadan sosyal hayata kadar uzanan o sert, hoyrat dil… Çocuk yaşlarda başlayan şiddet eğilimleri… Giderek normalleşen bencillik, kayıtsızlık, yabancılaşma…

Büyük bir tablo bu. Dağınık gibi görünen ama aslında birbirine değen sayısız parçadan oluşan bir tablo.

O tabloya uzaktan baktığımızda gördüğümüz şey açık: Devasa bir insanlık krizi.

Ancak biz bu krizi hep yukarıdan, uzaktan okumaya çalışıyoruz. Siyasetten, ekonomiden, başıbozuk sistemlerden.

Peki ya kamera biraz daha yaklaşsa? Biraz daha alçalsaO büyük manzaradan kopup, tek bir insana odaklansa? Bir yüze, bir zihne. Bir ben”e…

Orada ne görürüz? İnsan dediğimiz şey gerçekten nedir? Biz kendimizi ne sanıyoruz?

***

Bugün bu soruya verilecek cevabı tahmin etmek zor değil. Her birimiz bağımsız bir bireyiz, değil mi? 3 yaşındaki de, 33 yaşındaki de, 83 yaşındaki de. Kendi kararlarını veren, kendi yolunu çizen, kendi ayakları üzerinde durması gereken bir özne.

Modern dünya, insanı böyle tarif ediyor. Daha doğrusu, böyle tarif etmekle kalmıyor; böyle olmaya zorluyor. Kendi hayatının mimarı ol. Kimseye ihtiyaç duyma. Zayıflık gösterme. Kendin ol… Çağın en çok tekrarlanan  motivasyon cümleleri.

Fakat burada gözden kaçan, hatta özellikle görünmez kılınan, sessizce geri plana itilen fakat katı bir gerçek var.

İnsan hiçbir zaman bu kadar kapalı, bu kadar kendi kendine yetebilen bir varlık olmadı.

Bir çocuk dünyaya geldiğinde ortada hazır bir ben” yoktur. Ne kendine ait net bir sınır, ne de başkalarından ayrılmış bir bilinç.

Önce temas vardır. Bir bakış, bir ses, bir ilişki.

Çocuk, kendini doğrudan dünyadan değil, başka bir insanın içinden öğrenir. Kendi varlığını, bir başkasının varlığına temas ederek kurar. Çünkü algı dediğimiz şey bile sandığımız kadar yalnız değildir. İnsan, dünyayı sadece duyularına çarpan verilerle değil, başkalarıyla kurduğu etkileşim içinde anlamlandırır. Bir bakışla, bir sesle, bir tepkiyle…

Bu yüzden ben”, dış dünyaya kapalı bir bilinç değil, başkalarıyla kurulan ilişkinin içinden doğan bir farkındalıktır.

Yani ben”, başlangıç değildir, bir sonuçtur!

***

Yetişkin dediğimiz insan da hakeza, sandığımız kadar bağımsız değildir. Ailesinden, geçmişinden, dilinden, ilişkilerinden, travmalarından, beklentilerinden oluşur. Taşıdığı her şey, başkalarından izler taşır.

Bu yüzden insanı sadece individual” yani tekil bir birey olarak tanımlamak eksik kalır. İnsan aynı zamanda dividual”dır. Yani bölünmüş, dağılmış, başkalarıyla iç içe geçmiş bir varlık. Kendine ait sandığı şeylerin önemli bir kısmı, aslında başkalarından gelmiştir.

Ama modern dünya bu gerçeği tersine çevirmek ister. İnsanın kendi kendine yetmesini, kimseye ihtiyaç duymamasını, her şeyi tek başına başarabilmesini bir erdem gibi sunar. Sanki bu, övünülecek bir güç, ulaşılması gereken bir zirveymiş gibi…

Oysa hayat böyle işlemez. Hayat kolektiftir. Paylaşmakla, bölüşmekle, birbirini tamamlamakla var olur.

En basit doğa döngüsü bile bunu hatırlatır. Bir arının bal yapabilmesi için çiçeğe ihtiyacı vardır. Bir çiçeğin meyve verebilmesi için rüzgâra, polene, başka bir canlıya… Hiçbiri tek başına tamamlanmaz. İnsan da öyle.

Modern dünyanın kurduğu birey modeli sert bir kopuş yaratır. İnsanı bu ilişkisel yapıdan çekip çıkarır. Başkalarından oluşan bir varlığı, tek başına yeterli olmaya zorlar. Onu kendi içine kapatır. Sonra da “kendin ol” der, hatta bunu dikte eder. Bu aslında başlı başına bir çelişkidir.

Bunun bir neticesi olarak modern insan sürekli bir gerilim içinde yaşar. Bir yandan başkalarına ihtiyaç duyar, bir yandan bu ihtiyacı bastırmak zorunda hisseder.

Bir yandan görülmek ister, bir yandan kimseye muhtaç görünmemek ister.

Bir yandan ait olmak ister, bir yandan bağımsız kalmak zorunda olduğunu düşünür.

Bu gerilim, sadece bireysel bir huzursuzluk yaratmaz, toplumsal sonuçlar da üretir. Çünkü insan, ilişki kurma kapasitesi zayıfladıkça,
başkasını anlamakta zorlanır. Anlayamadığı şeye mesafe koyar. Mesafe, zamanla yabancılaşmaya dönüşür. Yabancılaşma ise kolayca sertleşir.

Bugün karşı karşıya olduğumuz o sert dil, o hızlı öfke, o tahammülsüzlük hali… Bir anda ortaya çıkmış şeyler değil. İlişkisel bağların zayıfladığı bir zeminde büyüyorlar.

Siyasetteki kutuplaşma da, sokaktaki gerginlik de, linç kültürü de aynı zeminden besleniyor.

İnsan anlayamadığını dışlıyor, dışladığını değersizleştiriyor ve değersizleştirdiğini incitmekte zorlanmıyor.

***

Eğer insan kendini yalnız, kapalı, kendi kendine yeten bir varlık olarak görmeye başlarsa, başkalarıyla kurduğu bağ da zayıflar. Bağ zayıfladıkça sorumluluk hissi de zayıflar.

Çünkü sorumluluk, soyut bir kuraldan değil, bir başkasına temas edebilme kapasitesinden doğar.

İnsanın en temel özelliği, bağımsızlığı değil, ilişkisel oluşudur. Var olmak, yalnızca nefes almak değil, başkalarıyla bir bağ içinde var olmaktır.

İnsan, tek başına var olabilen bir şey değildir.

Bugün yaşadığımız bu büyük karmaşanın içindeki belki de en derin kriz, sistemlerin değil, insanın kendini yanlış anlamasının krizidir, insanın kendine dair yanılgısının krizi. İnsanın kendine dair kurduğu büyük fakat eksik hikâyenin çöküşü…

Özellikle savaşların ve emperyal baskıların yeniden görünür olduğu bugün, bu soru her zamankinden daha da önemli.

İnsan dediğimiz şey nedir?

Çünkü insan toplumunu anlamak için önce kişinin ne olduğunu” anlamamız gerekir. Haklar, sorumluluklar, ahlak ve toplum fikri, bu tanımın üzerine kurulur.

Modern birey fikri gerçekten neyi anlatıyor?

Uzun zamandır insanı, kendi içine kapalı, kendi kendine yeten, başkalarından bağımsız bir varlık olarak düşünmeye devam ediyoruz.

Oysa gerçek başka bir yerde duruyor.

İnsan, hiçbir zaman sadece ben” olmadı. Hiçbir zaman tek başına tamamlanmadı.

Bu yüzden belki de bugün ihtiyacımız olan şey, yeni bir sistem değil, insana dair bu yanlış tanımı yeniden sorgulamaktır. Çünkü insanı yanlış tanımlayan bir dünya, onu ne kadar düzenlerse düzenlesin, aynı krizi yeniden üretmeye devam edecektir.

Yazarın Son Yazıları

Siz Kimsiniz? Kendimizi Ne Sanıyoruz?

Son aylarda aynı sorunun etrafında dolaşıyoruz kalemimizle.

Devamını Oku
15.05.2026
Dijital Çağda Öksüzlük

Bugün çocuklar ebeveynlerini kaybetmiyor ama onları, yanlarındayken yitiriyor.

Devamını Oku
07.05.2026
Çocuklar Hangi Dünyanın Öznesi?

Dünya değişiyor; hızlanıyor, yoğunlaşıyor, katmanlaşıyor.

Devamını Oku
23.04.2026
Ateşin ve Dumanın Tadı Bir Çağın Üzerinde

Cinayet, ihanet, şiddet, intihar…

Devamını Oku
20.04.2026
Hayat Uzadıkça, İnsan Gözden Düşüyor

Yaşlılık, bir ömürden geriye kalan dingin bir sonbahar olmaktan çıkalı çok oldu.

Devamını Oku
10.04.2026
Yalnızlaşan İnsan, Sertleşen Dünya

Çağın baskın iklimi; yalnızlık.

Devamını Oku
03.04.2026
Büyük Savaşın Eşiğinde Bir Dünya ve Geri Çekilmeyen İran

Batı, İran’ın neden geri çekilmediğini sorgularken muhtemelen cevabı onu irrasyonel olarak tanımlamakta buluyor.

Devamını Oku
27.03.2026
Bayram Gelmiş

Bayram gelmiş… neyime.

Devamını Oku
19.03.2026
Haklısı olmayan bir savaşın ahlaki enkazı

İran savaşında haklı olan var mı?

Devamını Oku
12.03.2026
Ortadoğu’da Yeni Perde; İran - Gerçekler Başka, Hesap Başka

Bu savaş bir gecede doğmadı.

Devamını Oku
06.03.2026
Sürekli kriz halinde yaşamanın psikolojisi

Dünya da, Türkiye de uzun zamandır kesintisiz bir sarsıntının içinde. Savaşlar, yıkımlar, ekonomik daralma, yerinden edilen hayatlar, büyüyen belirsizlik, gündelikleşen şiddet, aşınan güven…

Devamını Oku
27.02.2026
İnsan doğasının ikiliği ve ilkenin direnci üzerine

İnsan tek bir varlık değildir.

Devamını Oku
19.02.2026
Epstein ile dünya bir anda kararmadı

Epstein dosyaları ortaya döküldüğünde dünyanın durması gerekirdi, değil mi? Okunanlar akıl dışıydı, anlatılanlar mide kaldırmaz cinsten. Peki gerçekten sarsıldık mı…

Devamını Oku
13.02.2026
Trump’tan tüm dünyaya

Bugün siyaset, çözüm üretmekten çok sürekli bir gerilim hâlini yönetme sanatı gibi çalışıyor.

Devamını Oku
06.02.2026
İnsanoğlu devam etmeyi sorguluyor

Dünya yaşlanıyor.

Devamını Oku
30.01.2026
Atlas ve Taşıyamadığımız Tüm Çocuklar

Şehirlerde yeni binalar dur durak bilmeden yükseliyor, AVM’ler çoğalıyor, caddeler ışıklandırılıyor. Eski mahallelerin yerinde cam cepheli yapılar, betonun içine sıkıştırılmış “modern hayat” vaatleri…

Devamını Oku
23.01.2026
İran: Kontrol Edilebilir Kaosun Kıyısında

Bazı ülkeler vardır; haritada çizilen sınırlarından fazlasıdır.

Devamını Oku
15.01.2026
Neoliberal Masaldan Gücün Yasasına: Maduro’nun Derdest Edilmesinden Öğrendiklerimiz

Maduro…

Devamını Oku
08.01.2026
Takvim değişir, peki ya insan? 2026’nın bize gelişi

Takvim değişir, peki ya insan? 2026’nın bize gelişi

Devamını Oku
01.01.2026
Toplumsal duyarsızlığın maliyeti - İfşa çağında ünlülere uyuşturucu operasyonları

Kimsenin fark etmediği bir sessizlik dolaşıyor ortalıkta.

Devamını Oku
25.12.2025
Şaşırıyoruz… ve Şaşırmamaya Alışıyoruz

Her sabah yeni bir şaşkınlığın eşiğinde uyanıyoruz.

Devamını Oku
19.12.2025
Bu ülke gerçekten kimin?

Bu ülke, gerçekten hepimizin mi?

Devamını Oku
11.12.2025
Kötülüğün yeni yurdu

Psikoloji, hukuk, dinler ve gündelik ahlakın ortak ezberinde kötülük, bireyin içindeki karanlıkla açıklanır.

Devamını Oku
04.12.2025
Kasım Üzerine: Dökülmenin ve Hatırlamanın Zamanı

Kasım, takvimin yalnız ayı.

Devamını Oku
20.11.2025
Sadakat Çağında Muhalif Kalmak

Bir toplumun neye güven duyar? Akla mı, yoksa itaate mi?

Devamını Oku
13.11.2025
Bir Tapınağın Hikâyesi: Mekânlar Değişiyor, İnsan Hep Aynı Savaşın İçinde

Denizden 150 metre yukarıda, Akropolis’in kayalık tepesinde yükselen sütunlar…

Devamını Oku
06.11.2025
Cumhuriyetin aynasında bugün

Türkiye’de uzun zamandır yeni bir fikir doğmuyor.

Devamını Oku
31.10.2025
Bir ahlak meselesi… Temiz eller, kirli zihinler

Ahlak; herkesin ağzında dolaşan fakat kimsenin pek de hayatına almadığı kelime.

Devamını Oku
24.10.2025
Bir Mahpusluk Halidir Bu Memleket

Bir ülkeyi anlamak için hapishanelerine, yani adaletin son durağına bakabilirsiniz.

Devamını Oku
16.10.2025
Öfkenin İkliminde Yaşamak: Adaletin Suskun, Zorbanın Gür Olduğu Bir Ülke

Toplum adeta bir gerilim teline dönmüş durumda; dokunan yanıyor, çekilen tınlıyor, kimse sesin kime ait olduğunu ayırt edemiyor.

Devamını Oku
10.10.2025
Gücün yakıcılığı, çekiciliği ve kontrol edilebilirliğinin önemi

Güç, insanlık tarihinin en eski büyüsüdür: Çekici olduğu kadar sınayıcıdır da insana kendini tanrı sanma yanılsaması verir...

Devamını Oku
02.10.2025
Kayıp Meslekler, Kırık Hayatlar

İnsan yalnızca yaşayan, tüketen bir beden değildir; aynı zamanda anlam üreten, topluma katkı sunan bir varlıktır.

Devamını Oku
25.09.2025
Manşetlerin Gölgesinde “Hayat”

Her gün televizyonda, gazetelerde, sosyal medyada büyük sözler, manşetler, olağanüstü gelişmeler, son dakika olaylar…

Devamını Oku
18.09.2025
Eylül Manzarası: Eşitsizlikten Umuda Eğitim

“Çok çalışırsan her şeyi başarırsın”.

Devamını Oku
04.09.2025
Tarım, Toplum ve Gelecek: Bir Yeniden Kuruluş Çağrısı

Tarım, Toplum ve Gelecek: Bir Yeniden Kuruluş Çağrısı

Devamını Oku
21.08.2025
Aşktan Öte Dertler…

İnsanoğlunun istila ettiği bu yeryüzü, artık sadece coğrafyaların değil, dertlerin de haritası.

Devamını Oku
14.08.2025
Kendine mahkum, aşka ve suça kör

Var olmak için nefes almak yetmez; insan bir yere ait hissetmek ister, bağ kurmak.

Devamını Oku
07.08.2025
Her yaz aynı alevlere uyanmak kader değil!

Dünyanın nefes almayı unuttuğu yıllar…

Devamını Oku
31.07.2025
LGS ve Eğitimin Hal-i Pürmelali, Siyasi Ahlakın Evrildiği Yer ve Bahçeli’nin Temsil Önerisinin Anlattıkları

Bu yıl LGS’de 500 tam puan alan 719 öğrenciyle rekor kırıldı. Geçtiğimiz yıl bu sayı 352’ydi. Sınav zor; ama başarı fazla…

Devamını Oku
24.07.2025
Speed ve Galata: Sistem Hatası Veriyor - Kulenin Tepesinden Bakınca Görünen; Liyakatsizlik

İstanbul’un siluetine yüzyıllardır tanıklık eden Galata Kulesi…

Devamını Oku
17.07.2025