Bugünlerde Ege’nin kırsalında yoğun bir devinim var. Bahar mevsimiyle birlikte toprak uyanıyor. Bağlar, bahçeler çiçeğe duruyor. Yaşanan tüm olumsuzluklara karşın toprağına sahip çıkan çiftçiler üretim alanlarına koşuyorlar.

Onlar, kırsalda her yıl yaşandığı üzere yeni umutların peşine düşüyorlar. Kendilerinin ve ailelerinin ekmek teknesi olan bağlarına, bahçelerine, tarlalarına adeta dört gözle bakmaya çalışıyorlar. Beklentiler, umutlar hiç tükenmiyor.
DÜNYA ÇİFTÇİ GÜNÜ
Dün 14 Mayıs’tı. 14 Mayıs’ın kırsal kesim ve tarım alanları için önemli bir anlamı var. Üretken ve yaratıcı olan, toplumun önemli kesimi çiftçiler, günlerini kutladılar. Her ne kadar bazı üretici örgütlerince benimsenmese de ayrıca çiftçi kesiminin bundan ne ölçüde haberli olduğu tartışılsa da yine de 14 Mayıs “Dünya Çiftçiler Günü”ydü. Peki 14 Mayıs’ın anlamını ve tarihçesini yeterince biliyor muyuz?
Bu anlamlı günde, Uluslararası Tarım Üreticileri Federasyonu kuruldu. Kurumun isminin kısaltması ise İFAB’dır. Ülkemizde yer alan Türkiye Ziraat Odaları Birliği, bu kuruluşun üyesidir. İFAB’ın kuruluş tarihi olan 14 Mayıs; 1984 yılından itibaren Türkiye dahil kuruluşa üye olan tüm ülkelerde “Dünya Çiftçiler Günü” olarak kutlanıyor.
TARIMSAL GİRDİLER
Günümüzde pek çok sorunun burgacında kıvranan çiftçi, üretimde maliyet baskısını sürekli üzerinde hissediyor. TÜİK’in “Tarımsal Girdi Fiyat Endeksi, Şubat 2026” raporuna göre; tarımsal girdi fiyatlarında önemli artışlar meydana geldi. Ayrıca bu artışların gıda enflasyonunu daha da tetikleyeceği anlaşılıyor. Son açıklanan yıllık gıda enflasyonu oranı yüzde 34.55 oldu.
Tarımsal girdi fiyat endeksi bir önceki aya göre yüzde 3.10 artarken yıllık bazda da yüzde 32.64 yükseldi. Endeks, üretim maliyetlerinde yukarı yönlü baskıyı ortaya koyuyor. Bu maliyet artışlarında traktörde ve sulamada kullanılan mazot, önemli bir girdi kalemini oluşturuyor. Mazot ve akaryakıtla birlikte elbette gübre ve zirai ilaç girdilerinde de önemli artışlar meydana geliyor.
GÜBREDE YANGIN!
Bu maliyet kalemleri içinde gübrenin tarımsal üretimde başat rolü var. Endekslerde yer alan maliyet kalemlerindeki artışların, Körfez’deki savaş öncesi dönemi ifade ettiği biliniyor. Özellikle gübre fiyatlarındaki maliyet artışlarının önümüzdeki aylarda verilere yansıması bekleniyor.
Gübre tarımsal üretimin ana kaldıracı olarak kabul ediliyor. Dolayısıyla tarımda verimi etkileyen ana girdi kalemleri arasında yer alıyor. Çiftçi, maliyet yüksekliği nedeniyle eğer toprağa yeterli gübre veremezse verim de düşük olacak. Bundan tarımsal üretim, üretici ve sonuçta tüketici de olumsuz etkilenecek. Tarımsal gıdaya erişim daha da zorlaşacak.
ATEŞ SOFRAMIZA DÜŞTÜ!
Sonuçta olan, ülkemizin dar gelirli insanlarına oluyor. Körfez’e düşen ve oradan petrole, gübreye yansıyan ateş, sonuçta sofralarımıza düşüyor! Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü’nün (FAO) verileri ile TÜİK’in yurtiçi gıda fiyat endeksleri karşılaştırıldığında; gıda fiyatlarındaki yıllık artışın küresel fiyat artışının 17 katı olduğu görülüyor.
Tarımdaki bir başka sıkıntı da her zaman olduğu iklim koşulları. Mayıs ayında ağacın, asmanın, bitkinin uyanma döneminde bazı yörelerdeki ani soğuma ve yüksek bölgelerdeki kar yağışı, tarımsal üretimde olumsuzluklara neden oldu. Görüldüğü gibi, çiftçinin sorunları hiç bitmiyor. Onlar kendi günlerini bile tam anlamıyla gönüllerince kutlayamıyorlar.
***
İzmir’in işgali ve Hasan Tahsin
Ülkemizin ulusal kurtuluş sürecinin simge olaylarından biri İzmir’in işgalidir. O dönemde, 15 Mayıs 1919’da İzmir’in işgal edilmesi; ülkemizin nasıl bir tehlike ile karşı karşıya olduğunu herkese göstermişti. Bir anlamda en önemli uyaran olmuştu.

Ulusal kurtuluş mücadelesinin gerekliliği ve önemi, İzmir’in işgali ile birlikte daha iyi anlaşılmıştı. Bu acı olayla birlikte işgale karşı ilk örgütlenmeler ve etkinlikler de başlamıştı. İşte bu nedenle, 15 Mayıs 1919, İzmir’in işgali, hiç unutulmaz ve unutulmamalıdır.
15 MAYIS 1919
Bu önemli tarihi olayın simge ismi gazeteci Hasan Tahsin’dir. İzmir rıhtımına çıkan işgalci güçlere karşı ilk silahı ateşleyen kişidir. Onun tepkisi, aynı zamanda emperyalizme karşı direnişin de başlangıcıdır. Gazeteci Hasan Tahsin, işgal öncesi yapılan Maşatlık mitinginde halka seslenmiş ve direnmeye çağırmıştır. İşgal sırasında ortaya koyduğu tepki de kararlılığının somut göstergesidir. İşgal sırasında şehit düşen Hasan Tahsin, direnişin de simgesi olmuştur.
İşte her yıl 15 Mayıs’ta İzmirli gazeteciler ve yurtseverler, Konak alanındaki Hasan Tahsin anıtı önünde toplanıp ulusal kurtuluşun önderi Mustafa Kemal Atatürk’ü, direnişin simgesi Hasan Tahsin’i ve tüm şehitleri anıyorlar. Aynı zamanda İzmir’in ve Hasan Tahsin’in direniş geleneğine sahip çıkıyorlar.
DAĞLARINDA ÇİÇEKLER AÇAR!
Kurtuluşun ve kuruluşun kenti İzmir’in dağlarında her daim çiçekler açar. Emperyalist işgale karşı ilk kurşun İzmir’de atıldı. Böylece, ulusal kurtuluş mücadelesi İzmir’den, Ege’den başladı. Ulusal kurtuluşun başlangıcı gibi finali de yine İzmir’de oldu. 9 Eylül 1922’de İzmir’in kurtuluşu ile birlikte bütün ülke kurtuldu.
İşte bütün bu nedenlerle İzmir ülkemizin ulusal bağımsızlığının simge kentidir. İzmir’in, “kurtuluşun ve kuruluşun kenti” olarak tanımlanmasının altında, işte böylesi yaşanmış önemli tarihsel gerçekler vardır.
***
Özel ‘amiral gemisi’nde
Günümüzde İzmir’in, Ege’nin, CHP siyasetinde apayrı bir yeri ve önemi var. Son 31 Mart 2024 yerel seçimlerinde; Özgür Özel liderliğindeki CHP, iktidar blokunu Ege’den adeta silip süpürmüştü. Tüm Batı Anadolu CHP kırmızısına bürünmüştü.

İktidar partisi birçok alanda ana muhalefet partisini kuşatmaya ve sıkıştırmaya çalışıyor. Bir yandan muhalif yerel yönetimlere yönelik baskılamalar yaaşanırken diğer yandan Aydın ve Afyon örneklerinde olduğu gibi muhalif başkanlar transfer ediliyor. CHP’nin Ege’deki gücü zayıflatılmak isteniyor.
İZMİR’İN MAĞDURİYETİ
Ege’nin kalbi durumundaki İzmir’in çok özel bir durumu var. İzmir, neredeyse çeyrek asırdır bu iktidara geçit vermemiş bir kent. Genel ya da yerel hemen her seçimde, muhalefeti ve adaylarını tercih etmiş bir şehir. İşte bu özellikleri ile CHP’nin “amiral gemisi” olarak tanımlanıyor. Tarihe geçen bu siyasal tercihleri nedeniyle İzmir, iktidarın yatırımlarından yeterince yararlanamıyor. Bunun rakamsal verilerini ve kentin mağduriyetini, başta İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay olmak üzere muhalif siyasetçiler her fırsatta dile getiriyorlar.
YERELİ SAHİPLENMEK
Bugünlerde yoğun bir mali kuşatma altında olan muhalif belediyeler, çalışanlarının maaşlarını ödemekte bile zorlanıyorlar. Ayrıca yerel hizmetlerde de aksamalar yaşanıyor. Özellikle İzmir’de ve ilçelerinde bu durum daha çok hissediliyor.
Tabii bunca sıkıntı yaşayan belediyelerin ve siyasal muhalefetin, bir de kendi iç meseleleri ile uğraşma lüksleri ise hiç yok. İşte bunun için muhalefetin ve muhalif seçmenin, yerel yönetimleri daha güçlü sahiplenmesi gerekiyor.
EPA UNUTULDU MU?
Bu sahiplenme, yerel yönetimlere, başkanlara siyasi-moral destek biçiminde olabilir. Parti örgütlerinin başkanlara ve meclislere daha güçlü destek vermesiyle sağlanabilir. İşte CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in İzmir-Ege ziyaretlerini, etkinliklerini, bu bağlamda değerlendirmek gerekiyor.
Bir de anımsatmak istediğimiz Ege Planlama Ajansı (EPA) konusu var. Yerel seçimler sonrasında Özel tarafından seslendirilmiş ve Ege Belediyeler Birliği’nin önceki başkanı rahmetli Ferdi Zeyrek tarafından sahiplenilmişti. Muhalif belediyelerin dayanışmasının ve ortaklaşmasının daha büyük önem kazandığı bugünlerde, EPA’nın hayata geçirilmesinin yararlı olacağını düşünüyoruz.