İyi ki doğdunuz Muhsin Ertuğrul!

06 Mart 2015 Cuma

Her söylediği bugün de geçerli!

Baştan söylemeliyim: İstanbul Şehir Tiyatroları yönetimini, Erhan Yazıcıoğlu’nu, “İyi ki Doğdunuz Ertuğrul Muhsin” Gecesini yöneten Arif Akkaya, Dramaturg Sinem Özlek ve geceye katkıda bulunanları düşünceleri için kutluyorum.
Köksüzlüğün moda, yüzeyselliğin revaçta olduğu dönemdeyiz. İktidarın “Her şey benimle başladı, benden öncesi zaten yoktu” tavrı ve üslubu yaşamın her alanına yayılırken Şehir Tiyatroları’nın tutumu daha da önem taşıyor. Bu değerli kurum 100 yılını çeşitli etkinliklerle kutlarken kurucusunu, hem bilimsel bir panelle (bu sayfalarda izlediniz) hem de 1 Mart akşamı “İyi ki Doğdunuz Ertuğrul Muhsin” başlıklı geceyle kutladı.
O akşam sahnede bir tiyatro tarihi vardı. Muhsin Hoca’nın sözlerinden derlenmiş ve kurgulanmış metni, Şehir Tiyatrosu’nun gelmiş geçmiş nice sanatçısı yorumluyordu... Nedret Güvenç’ten Toron Karacaoğlu’na, Ayla Algan’dan Engin Uludağ’a, Zihni Gökay’dan Taner Barlas’a, 30 sanatçı... Sahnede oyuncular değişiyor Hoca’nın o “meşhuuuur” şapkası (hani her baskı ve despotluk döneminde çekip giderken eline aldığı şapkası!) elden ele , yürekten yüreğe geçiyordu. Eşi Handan Ertuğrul ve Gencay Gürün’ün kestiği pastalı bir kutlama...

Tiyatro istiyorum!
Ben de bugün Sevgili Muhsin Ertuğrul’un 133. yaşını burada kendi sözleriyle kutluyorum:
“Ben bir tiyatro istiyorum. Bir tiyatro binası lâzım, bu İstanbul şehrine herşeyden evvel bir tiyatro binası lâzım. Bu bina mezbahadan, halden, köprüden, hastaneden, hatta mektepten daha mühim. Onun için bu şehre bir tiyatro istiyorum...(…) Efendiler, beyler, paşalar; Vilayet mi, Maarif mi, Başvekalet mi, bu binayı yaptırmak kuvvetini haiz makam hangisiyse ona hitap ediyorum ve diyorum ki: Bir tiyatro istiyoruz efendim bir tiyatro...”
“Heyyy... yazdıranlar, yazanlar, elleri kalem tutanlar, dilleri ağızlarının içinde dönenler, kalplerinde küflenmiş ateş taşıyanlar, hep elele veriniz ve bu ihtiyacı halka duyurunuz, çünkü siz bugüne kadar bu yolda bir satır bile yazmadınız, bu mealde bir söz söylemediniz, bu ocağa bir kıvılcım sıçratmadınız. Bütün bunlar için amansız yarının sizi itham etmemesini isterseniz bugünün hizmetine koşunuz. İstikbal kincidir, affetmez.”

Eyy yarı münevverler
“Muhterem münevver arkadaşlar, aziz yarım münevverler, cahil olup da münevver gibi görünmek isteyenler, sevgisiz snoplar, züppeler, iyiler ve fenalar, büyükler ve küçükler, gençler ve ihtiyarlar, kadınlar ve erkekler, hanımlar ve beyler... Bütün millete lâyık muazzam bir tiyatro kurmak için hep elele verelim, hiç olmazsa bir defa olsun hepimiz bir kültür hareketinin etrafında omuz omuza, göğüs göğüse, elele birleşelim, itiraz yok, İstemek var ve istemek yapmanın başlangıcı, başlamak başarmanın yarısıdır.” Bu üç çığlık 1931 ve 32 yılına ait. Bugün hâlâ geçerli!

Dünyada tek din
“Dünyada bir tek din vardır, o da ‘Bilgi’. Bu bilgiye erişmek için çalışmak, en büyük cevap ve ibadettir. Dünyada bir tek mukaddes şey vardır, o da öğreten ‘Kitap’. İnsanların bir tane silahı olmalıdır, o da: Kalem. Beşer bu büyük gayeye eriştiği gün dünya bir cennettir, insanlar birer dindardırlar, kütüphaneler birer cami, kilise, havra olur, bıçak ancak kalem yontmak için kullanılır.”
“Biz insanlığın gerçek kültürünün, sanat sınırından başladığına inanıyoruz. Ruh kalkınması olmadıkça Adamı hayvandan ayırt edemezsiniz. Gerçek medeniyet, edebiyat ve sanattan doğar. Tarih Tiyatrosuz yükselmiş bir millet gösteremez.”
“Tiyatronun sahnesi sabun gibidir. Sabun nasıl kir tutmazsa, sahneye de öylece ahlaksızlık kondurulmaz.”
Bu üç alıntı 1940’lardan. Şimdikilere duyurulur...
Son alıntı, onunla 1972’de yaptığım bir röportajdan: “Her deniz teknesinin olduğu gibi, herkesin de bir pusulası vardır. Bu pusulanın ibreleri çeşitli yönleri gösterir. Kiminde banka hesabını, kiminde çıkar sağlamayı, kiminde koltuk hırsını, kiminde ün salmayı... Benim pusulamın ibresi hep tiyatro sevgisini gösterir...”
Sizi çok özledim sevgili hocam...