Yumruklar havada yürüdük tek polis görmedik!

Yumruklar havada yürüdük tek polis görmedik!

07.05.2026 04:00
Güncellenme:
Takip Et:

Yedi gün önceydi.

1 Mayıs’tı. Çevrem rengârenk afişler, çiçekler, bayraklarla doluydu. En çok kızıl bayraklar. Kiminde orak çekiç, kiminde “Kahrolsun emperyalizm”. Yumruklar havada yürüyorduk. İnanması zor: Çevrede barikat, toma, polis, asker, jandarma yok!

Tanrı’m, yoksa rüyada mıyım? Hayır, Endülüs’te Cordoba’dayım. Eski Roma köprüsünde yürüyorum.

Başa sardım: Hukuk dışılık, zulüm, CHP’yi ortadan kaldırma çabaları arasında boğuluyordum. Nefes alabilmek, ruhumu dinlendirmek için haritayla değil, kalbimle bir yolculuk yapmalıydım. En son 20 yaşımda gittiğim Endülüs yolculuğu karşıma çıktı. 60 yıl sonra ayak izlerimi bulabilir miydim?

Sınıf arkadaşım Sumru Noyan’ı kaptığım gibi gidiyoruz dedim. Tek endişem vardı: 14 kişilik bir grup yolculuğuydu ve kimseyi tanımıyordum. Bu iş nasıl olacaktı?

ENDÜLÜS-HAYATIN COŞKUSU

Tam yola çıkarken rehberimizin, müzik eleştirmeni, yazar, Andante dergisinin dinamosu kültür insanı Serhan Bali olduğunu öğrendim. Endişe dindi.

Endülüs, gülümseyen coğrafyası, medeniyetleri buluşturan kültürüyle, kanlı tarihinden, iç savaşlardan, diktatörlükten sonra barışmayı başaran, edebiyatçıları, sanatçılarıyla güçlenen büyülü bir yöre.

Málaga: İlk durak, liman kenti. Denize ve hayata açılan bir liman. Picasso’nun doğduğu yer. Picasso Müzesi muhteşem. Diktatörlük bitince dönmüştü ülkesine. Doğa çıldırmış; hiç bilmediğim ağaçlar, bitkiler... Picasso’yla aynı bankta oturup Lorca’yla aynı barda sohbet... Ve gün bitti.

Daha ilk andan grupla kaynaşıyoruz. Farklı mesleklerden, farklı birikimlerden (çoğu birbiriyle eski dost) 27- 80 yaş arası 14 uygar insan. İlk kez karşılaştığım insanlar arasında sanki 40 yıllık tanışız.

Granada: Sessizliğin içindeki şiir. En arkada Sierra Nevada dağları, önünde Elhambra Sarayı ve Kalesi, onun önünde gitar eşliğinde bize “Granada” söyleyen rehberimiz! Başka ne istenir ki!

İslam mimarisinin bu en görkemli en iyi korunmuş eserinde, taşın üstünde, kemerin gölgesinde, su sesinde, tarih ve güzel sanatlar, taş, tahta ve doğa işçiliği birlikte nefes alıp veriyor.

Córdoba: Uygarlığın kalp atışı. Elbet buraya (çocuklarımın dediği gibi) sadece 1 Mayıs yürüyüşüne katılmak için gelmedim. Meşhur Kurtuba Camisi/ Katedralini görmek için de geldim. İçeri giriyorsunuz. Sütunlar çoğalıyor, çoğalıyor. Medeniyet çoğulluktur diyerek geziyorum. Dinleri, düşüncede değilse bile yapı sanatında buluşturmuşlar. Bence burası bir yapıdan çok bir düşünce alanı. Kimi dua etmiş burada, kimi düşünmüş, kimi üretmiş... İnançlar, diller, renkler birbirine karışmış.

Sevilla: Burada hayat adeta sahnede. Kentin her köşesi de öyle. Ama kimse rol yapmıyor. Meydanlar çiçek ve kahkaha sesleriyle dolu. Her köşede müzik ve opera aryaları asılı. Mozart, Bizet ve nicelerinin bestelediği operalar boşuna mı burada geçer? Tenor Serhan Bali coştu: Şimdi Carmen’in çalıştığı tütün fabrikasının (günümüzde üniversite binası) önünde Don Jose’yi baştan çıkarma aryası... Derken Don Giovanni’nin aryası, Sevil Berberi şu köşedeydi, Rosalinda’nın balkonu öteki köşede... Gündüz opera aryaları, akşam flamenko. Sanmayın ki flamenko sadece bir danstır. Aynı zamanda yaşama duyulan tutkunun haykırışıdır.

GÜLÜMSEYEN İSPANYA

Ronda: Son durağımız. Sanki uçurumun kenarındayız. Minicik kent dev kanyonların tepesine kurulmuş. Aşağıda derinlik, yukarıda gökyüzü. Ve siz tam ortasında durursunuz. İki yakayı birleştiren köprüde; uçurumları birleştiren o ince çizgide. Tıpkı hayattaki gibi. Kırılgan, tehlikeli ama birleştirici. Yani insan olmak gibi.

Gruptaki tanışıklık çoktan dostluğa dönüşmüş. Ayrılma günü. Rivayete göre İspanya’nın ilk boğa güreşi arenası burada. Elbet en ünlü toreadorun Don Camillo’nun aryasında buluşuyoruz.

Ah be koca şair Yahya Kemal! O harika şiirleri yazan sen, ne olurdu sonra da İspanya iç savaşına dair birkaç dize yazsaydın ya! Ne büyük eksiklik! Ama biz yine de hem Nesrin Sipahi’den hem Münir N. Selçuk’tan “Endülüs’te Raks”ı dinleyip tadını çıkardık!

20 yaşımın ayak izlerine gelince: Hepsi yerli yerindeydi. Saygılı yönetimler yıkmıyor, koruyor. Yeşili, ağaçları, çiçekleri, parkları çoğaltıyor. Bir de gülümsemeyi...

İspanya, krallık ama tek adam diktası yok. Anayasaya saygılılar. Gösterişten uzaklar. İtibarı değil insanlığı önemsiyorlar. Hepimizin Pedro Sanchez’i sevdiğimizi biliyorlar. “Çoğulcu demokrasiye geçtiğimizden beri mutluyuz” diyorlar. Yani İspanya gülümsüyor.

---

Not: 9 Mayıs Cumartesi saat 17.00’de Ordu Edebiyat Günleri’nde “80 Yaşım Merhaba” başlıklı sohbet toplantım var. Okurları beklerim.

Yazarın Son Yazıları

Yumruklar havada yürüdük tek polis görmedik!

Yedi gün önceydi.

Devamını Oku
07.05.2026
Emek ve söz: Aynı kavga

İki gün arayla iki tarih...

Devamını Oku
30.04.2026
Savrulurken oradan oraya...

Bir ülke düşünün.

Devamını Oku
26.04.2026
Bayram mı, yoksa vicdan sınavı mı?

Bugün 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı.

Devamını Oku
23.04.2026
Merhaba Günü

İktidara geldiklerinde dindar ve kindar bir kuşak yetiştireceklerini açıkladılar.

Devamını Oku
19.04.2026
Hrant Dink Hafıza Mekânı

Zaman uçuyor.

Devamını Oku
16.04.2026
Operasyon arası sanat

27 Mart 2026-Uşak Belediyesi’ne operasyon.

Devamını Oku
12.04.2026
Teşekkürler Zülfü Livaneli

Hem Zülfü Livaneli’nin kendisi hem sayısız araştırmacı, o baskı altında zoraki kabullenilmiş adaylığın, SHP’nin yerlerde sürünen oylarını yükseltmek için kabul ettiğini açıkladı. Yükseltti de. Uğradığı saldırılar, manipülasyonlar, kimi medya ve aydınların ihaneti hepsi yazıldı. Oyların nasıl çalındığı da... Daha sonra Baykal’ın dokunulmazlığı nasıl savunup Erdoğan’a başbakanlığı sunduğu, tüm partilerin tavırları... Ama okuyan kim!

Devamını Oku
09.04.2026
Tiyatro ve eleştiri

Samsun Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği’nden bir çağrı alınca “Nâzım Hikmet 124 Yaşında” programımı sunmak üzere kendimizi o muhteşem kentte bulduk.

Devamını Oku
05.04.2026
Demokrasiye bak!

Ama gerçekten olacak şey mi?

Devamını Oku
02.04.2026
Semiha Berksoy: Kendi mitolojisini yaratan sanatçı

Minicik bir kız çocuğu.

Devamını Oku
29.03.2026
Hakikat yargılanamaz

Peş peşe birbirini izleyen olaylara bakınca, insan çıldırmadan nasıl bu ülkede yaşayabilir diye şaşmadan edemiyorum.

Devamını Oku
26.03.2026
Bayram bitti

Bayram bitti

Devamını Oku
22.03.2026
Gerçek bayramları beklerken

Bu yazıyı okuduğunuzda arife günü olacak... Yarın bayram... Hiç ama hiç bayram duygusu yok çoğumuzun içinde.

Devamını Oku
19.03.2026
Bir kayıp, bir ödül

“Ooo, Bayan Şifahi buradaymış!”

Devamını Oku
15.03.2026
İki savaş arasında

Başlık doğru...

Devamını Oku
12.03.2026
Katliam devam ediyor

Farkında mısınız, ülkemizde kadın katliamı dolu dizgin devam ediyor.

Devamını Oku
08.03.2026
Vicdan biraz vicdan

Ey siyaset!

Devamını Oku
05.03.2026
Laiklik için iktidara teşekkür (!)

Gerek Erdoğan’a ve Bahçeli’ye, gerek okuduğunu anlayamayan, kin, nefret dolu duygularla sürüye katılanlara hepimiz sonsuz teşekkür borçluyuz.

Devamını Oku
01.03.2026
İzninizle

Geçen yıl yine tam şu sıralarda bu köşede “80 Yaşım Merhaba” diye bir yazı yazmıştım!

Devamını Oku
15.02.2026
Faşizm ne demek?

İnternete girin...

Devamını Oku
12.02.2026
Rezillikler ve anmalar arasında...

Yine aynı şey oldu.

Devamını Oku
08.02.2026
Deprem

“6 Şubat” bir sayı, bir istatistik değildir; bir hafıza yarasıdır.

Devamını Oku
05.02.2026
24 Ocak-31 Ocak haftası

Bugün 1 Şubat. Abdi İpekçi’nin öldürüldüğü gün.

Devamını Oku
01.02.2026
Refik Durbaş’la sohbet

Birkaç gündür, benim canım arkadaşım ve ülkemdeki şiir tutkunlarının sevgilisi, aşkı, hayran olduğu şair Refik Durbaş’la sohbet ediyorum.

Devamını Oku
29.01.2026
Sahne, hayatın metaforuydu: ‘Bindik bir alamete’

Hak hukuk ve adaletin yok sayıldığı, dünya diktatörlerinin aklımızla oynadığı, her an düş kırıklıkları, vahşet, ölümlerle sarmalandığımız; yalanın, riyakârlığın, iftiraların, örgütlü kötülüğün egemen olup vicdanı yok ettiği bir dünyada yaşıyoruz.

Devamını Oku
25.01.2026
Tan Sağtürk... Bir yıldönümü... PEN...

Geçen hafta içinde Tan Sağtürk’ün “görevden alındığı” haberi Resmi Gazete’de yayımlanınca herkes gibi ben de çok üzüldüm.

Devamını Oku
22.01.2026
Hepimiz buradayız! Hepimiz yanındayız!

Ne müthiş bir ülke burası!

Devamını Oku
18.01.2026
‘Folia’-Doğa ve biz

“Folia” Japonya’dan Güney Afrika’ya uzanan geniş bir coğrafyadan 100 kadar sanatçıyı ve 300 kadar eseri bir araya getiren serginin adı.

Devamını Oku
15.01.2026
Bahar hâlâ isyancı!

11 Ocak 1995.

Devamını Oku
11.01.2026
Şaşırdık mı?

Günlerdir, bütün dünya gibi Türkiye de Venezüella ve Maduro ile yatıp kalkıyor.

Devamını Oku
08.01.2026
Şiir aşk gibidir

“Şiir aşk gibidir, zorla yazılmaz.

Devamını Oku
04.01.2026
2025 öldü, yaşasın 2026!

Filmlerde görürüz ya: “Kral öldü! Yaşasın kral”, “Padişah öldü yaşasın padişahımız!”. Şöyle bir haykırsam diye özenmişimdir ama bir türlü nasip olmadı.

Devamını Oku
01.01.2026
Umudu savunma sanatı

Bugün 2025’in son pazar günü.

Devamını Oku
28.12.2025
Eskişehir-İstanbul seferi...

En tehlikeli yanı: Faşizm sıradanlaşmak, gündelik hayatın bir parçası olmak ister. Adaletsizliği “olağan”, eşitsizliği “kader”, baskıyı “gereklilik” diye sunar.

Devamını Oku
25.12.2025
Hayal kurmaktan vazgeçmeyin...

Sahnede bir adam var.

Devamını Oku
21.12.2025
Yaşasın Tüyap Kitap Fuarı

Korkunç yoğun bir trafikte iki saat gitmeyi ve iki saat de dönmeyi göze alırsanız orada bulunduğunuz sürece müthiş keyiflenir ve “Yaşasın Tüyap Kitap Fuarı” diye haykırabilirsiniz.

Devamını Oku
18.12.2025
Işığı hiç sönmeyecek

O, Nermin Abadan Unat. Neden mi ona minnet borcumuz var?

Devamını Oku
14.12.2025
Roman gibi

Sabiha Sertel (1895-1968) ve Zekeriya Sertel (1890-1980). Osmanlı’nın sonu, Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş yıllarında duygu ve düşünce dünyamıza sonsuz katkılarda bulunmuş bu iki önemli ismi bu ülkede yaşayan herkesin, hele hele gazeteciliği meslek edinmiş her insanın çok yakından bilmesi gerekir.

Devamını Oku
11.12.2025
Aşkla ölüm arası

O kadar güzeldi ki tadı damağımda kalmıştı.

Devamını Oku
07.12.2025