Bismillah ve illallah

25 Eylül 2015 Cuma

Dünyayı asırlardır çoktanrılı arkaik dinlere “mitoloji”; tektanrılı yakın zaman dinlerine “inanç” değeri biçen bir akıl yönetiyor.
O yüzden kalabalıkların hâlâ gökten bir koç indirildiğine inanıp kurban kesiyor ve bayram yapıyor olmalarında yadırganacak bir taraf yok.
Dünyayı yönetmeye talip olmayan ve inatla “gerçeği” arayan şüpheci akıl, dünyayı yönetmeye hevesli ve gücünü “gerçeği sonuna kadar yadsımaktan” alan dogmatik akıl karşısında zayıf kalıyor.
Çünkü masallar gerçeklerden daha etkileyicidir ve kalabalıklar masallara kolay kanarlar.
Buna rağmen gerçekler masallardan daha belirleyicidir.
Dogmatikler dünyayı öküzün ya da gökten inen bir koçun boynuzlarında döndüre dursunlar; o bildiğini okur ve bir başına uzay boşluğunda döner durur.
Kutsallara inanmakta ısrarcı kalabalıklar artık dünyanın yuvarlak olduğunu kabul etmek zorunda kalsalar da bu boşluk meselesi onların hiç hoşuna gitmez.
Boş inançlar olsun, gelenekler olsun ellerine ne geçerse onlarla bu boşluğu doldurmaya çalışırlar.
Ebedi ve ezeli bir Tanrı’ya ikna olurlar da varoluşun külliyen ebedi ve ezeli olabileceği varsayımına katlanamazlar.
Sonsuzluk...
Belirsizlik...
Rastlantısal var oluşlar, rastlantısal yok oluşlar, evrimler, dönüşümler...
Tüm eski dinlerin bir çıkış ve bitiş tarihinin olması...
Tanrı’nın bir fikir olarak insanlığın çok ileri aşamalarında ortaya çıkması...
Evrenin sonsuz, zamanın görece olması...
Tüm bu bilimsel gerçekler bir önceki yazıda bahsettiğim suskunluk sarmalında erir gider.
Çünkü gerçek, her konuda ama en çok inanç konusunda huzur kaçırıcıdır.
Kalabalıklar inanırken inanca kuşkuyla bakan azınlıklar ve inanmayanlar alacakları tepkilerden korkar ve susarlar.
Bu suskunluktan ve korkudan güç alan kalabalıklar da kendilerinin evrimleşerek değişen, sevişerek üreyen ve şiddetten beslenen bir canlı türü olarak tanımlanmasına pervasızca karşı çıkarlar.
Onlar bir yılana kanan Adem’le Havva’nın günahkâr torunu, birbirini öldüren Habil’le Kabil’in cani kardeşidirler ve Tanrı’ya kurban ettikleri koç sayesinde günahlarından ve cinnetlerinden arınacak, sırat köprüsünü geçip cennete gideceklerdir.
Öbür dünyaya ait bir kusursuzluk olarak iştahla tarif ettikleri cenneti bu dünyada neden yaratamadıklarının sorgulanması işlerine gelmez.
İçlerindeki kötülüğü şeytanın varlığına atfederek ve Tanrı’nın merhametine sığınarak yaşarlar; inançsızları da yine aynı Tanrı’nın ateşine atarlar.
Kutsal kitap üstüne kutsal kitap yazarlar.
Kalabalıklar kendilerini başı sonu belli kurgulanmış bir hikâye içinde göremezlerse, güvende hissedemezler.
Cinayetleri ve suçları ve kavgaları ve düşmanlıkları inanç kılıflarında saklaya saklaya soydan soya bir meziyet gibi aktarırlar.
Varoluş efsaneleriyle hayatlarını kutsallaştıranların...
Dini masalları bilimsel gerçeklere ve sorgulamalara tercih edenlerin...
Gökten bir koç indiğine inananların...
Gerçeklerle masallar arasındaki köprüde aslında ne muhteşem hikâyeler anlatıldığını hiç umursamayanların...
İşte tüm bunların nabzına göre şerbet veren iktidarlar da bu cehalet atına yular takıp kalabildikleri kadar uzun süre iktidarda kalırlar.
O yüzden AKP’nin seçim şarkısı “Bismillah” olmalıdır.
Muhalefetinki de “İllallah”...