İnsanlar doğal olarak hata yaparlar. Özellikle çocukluk, gençlik dönemlerinde. Bilgileri, deneyimleri, donanımları yani yaşamsal birikimleri arttıkça hatalarını azaltmaya, ayakta kalmaya, dik durmaya başlarlar.
Tıpkı doğada diğer canlıların toprağa kök salması, serpilip gelişmesi, ayakta kalması, doğaya/ çevreye yaşamsal katkı sunması gibi. Sonrasında iş/meslek sahibi olarak hatalarını en aza indirebildikleri ölçüde başarı çıtasını yükselterek acemilikten uzmanlığa doğru ilerleyen bir süreç yaşayacaktır. Ahlak/ etik de kendisiyle yapışık olarak gelecektir. Ama mesleğinin icrasında ama meslek sonrasında bu deneyimlerini, birikimlerini toplumla paylaşmak; topluma, yaşama katkı sunmak için öncelikle sivil toplum kuruluşlarında, sonrasında ise siyaset arenasındaki partilerde kendilerine yer bulacaklardır.
GÜCÜN ESİRİ OLMAK
Bunlar olağan gelişmeler. Bir de istisnalar olacaktır. Aile, yetişme, çevresel travmalar ileri dönemlerde açığa çıkacaktır. Birilerinin referansı/ desteği ile kendini kabullendirecektir. Bu görevlere gelirken meşruiyet önemlidir. Zamanın rüzgârıyla kendisine bahşedilen statü ister istemez insanı etkileyecek, farklılaştıracaktır. Kişilik sınavı ise tepe noktasında ve önemli kararlarda ortaya çıkacaktır.
Makamlara güç verme ideali, çabası zamanla körelecek; makamlardan güç almaya dönüşecektir. İşte bu durum insan egosunu kabartsa da aslında değişim zamanıdır. Artık el verme noktasıdır. Önemli olan bir göreve gelmek değil, oraya yapışıp kalmamak, -kendinden sonrası için insan yetiştirip- görevi devredip oradan gitmesini/ayrılmasını bilebilmek; insan için en büyük makam ve onurdur.
Demokrasiler açısından önemli kurumlar/makamlar/görevler için sıralı/süreli “iki dönem kuralı” uluslararası bir kriter oluşturur: Gücün toplumu esir almaması, otokratik/despotik yönetimlerin oluşmaması, keyfiyetin kural haline gelmemesi; çıkarsal, çetesel bir yapıya dönüşmemesi, toplumsal yozlaşma/ çürüme oluşmaması gibi gerekçeler sıralanabilir. Batı öncelikle demokrasi açısından bu değişimi başardığı için gelişme yaşamaktadır.
UTANÇ DUVARI
Ülkemizden örnek verecek olursak, öncelikle Cumhurbaşkanlığı makamı için iki dönem kuralı olmasına rağmen etrafından dönülerek üç-dört, hatta ömür boyu görev için yasalar anayasal kurumlarca işlevsiz kılınmaktadır. O zaman yasaların/kuralların uygulaması kişinin inisiyatifine hatta doyum noktasına kalmıştır.
Tabii ki bu süreçte akıl ve ruh sağlığı önemli olacaktır. İnsanı, yaşamının, görevinin son evresinde erdem, saygınlık, hoşgörü, hak, hakkaniyet, adalet ve etik gibi değerler yerine; bencillik, kibir, kin, nefret gibi olumsuz davranışlar sarmalamışsa doğal olarak izan, anlayış, vicdan körelecek; yitirilen itibar ve saygınlık geri gelmeyecektir.
Gelinen noktada, kişi kendine, ahlak, onur, itibar, saygınlık yerine -ar damarı da yitince doğal olarak- “utanç duvarı” örecektir.
REMZİ KOÇÖZ
EMEKLİ EMNİYET MÜDÜRÜ