Hakikat ve yalan

Hakikat ve yalan

30.05.2026 04:00
Güncellenme:
Takip Et:

İtalyan yazar Luigi Pirandello’nun simgesel eserlerinden biri olan IV. Henry’de gerçeklik ve yalana dair unsurlar arka arkaya sıralanarak eğlenceli bir komedi çıkar ortaya. Oyunun merkezinde bir at kazasında kafasına darbe olan ve bunun sonucunda da kendisinin IV. Henry olduğuna inanan bir adam vardır. Oyun dünyası sahte olan her şeyi içerir. En yakınları bile bu oyuna dahil olmuş, onu kendi çıkarları için bir kandırmacanın içinde kullanmaya başlamıştır. Adam bir zaman sonra kendine gelse de ilişkiler yumağı öyle bir hal alır ki bu çetrefilli durumdan kurtulamaz. Siyasette de yaşamda da en temel iki nokta vardır: Birincisi hakikatin farkında olmak, ikincisi de yanındaki dalkavuklardan arınmak.

***

Ne yazık ki her düzenin kendi çıkarları için sefalete götüren zavallı yandaşları vardır. Mesela, bir zamanlar dönemin ünlü paşalarından biri, yanına adamlarını da alarak, saltanat kayıklarından birine biner. Hava rüzgârlı mı, rüzgârlıdır. Denizde dev dalgalar çıkar karşılarına. Dümenci ve kürekçiler. kayığı idare etmeye çalışırken paşa da olur olmaz emirler yağdırmaya başlar;

“Küreği şu yöne çek”, “Siya yap!”, “Alargada kalma!”

Kayıkçılar ne yapacağını şaşırır ve çaresiz emirleri uygulamaya başlar. Bir süre sonra onlar olur ve kayak karaya oturur. Paşa, kayıkçıları azarlamayı sürdürür:

“Gördünüz mü? Ben demedim mi? Karaya oturduk işte...”

Adamları iştahla söze girer:

“Güle güle oturun paşam...”

“Aman da aman... oturduğunuz kara size ne çok yakıştı...”

“Allah oturduğunuz yerden kalkmayı nasip etmesin!”

***

Bizde dalkavukluk sağlam bir gelenektir. Osmanlı döneminde yalnızca efendilerinden hizmetlerinin karşılığında bahşiş alan dalkavuklar, giderek bir işkolu haline gelmiş, süreçte başlarına bir yönetici seçerek mesleklerini tüzüğe bağlamışlardır. Süreçte de bu mesleği de ağır işçilik olarak kabul etmişlerdir. I. Sultan Mahmut döneminde dalkavuklar kendi durumlarını padişaha sunmuşlar, içlerinde oldukları ahvali betimlemişlerdir: “Devletli, inayetli, merhametli efendim! Kimsesiz dalkavuk kullarınızın arzuhalidir. Her sene Ramazan-ı Şerif geldiğinde İstanbul’da davetli, davetsiz iftarlara gideriz. Ulemanın, ricalin ve devlet büyüklerinin sofralarında çeşitli nefis yemekler, türlü türlü reçeller, süzme aşureler, tavukgöğüsleri, helvalar, kaymaklı baklavalar yer içeriz. Lakin içimizde bazı edepsizler bulunup, edebe uymayan tavırlarıyla velinimetimiz efendimizi gücendirmekte, zararı hepimize dokunmaktadır. Dalkavukluk bir nizama bağlanmazsa, cümlemizin açlıktan öleceği aşikârdır!”

***

Elbette her şeyin bir bedeli var. Dalkavukluğun da ücret tarifesi...

Reşat Ekrem Koçu’nun “Hayat Tarihi Mecmuası”nda geçiyor: “Dalkavuğun burnuna fıske vurma 20 para, yüzüne tokat atma 30 para, merdivenden yuvarlama 180 para vb.”

***

Sorun şu: Toplumsal yapı değişim ve dönüşüm gösterince, bir zamanlar iş kolu olarak kabul edilen dalkavukluk mesleği silinip gidiyor gitmesine de, dalkavukluk baki kalıyor bu hoş sedada... Gündelik yaşamımızda kendi çıkarı için devlet mekanizmalarını yönetenleri yönlendirmeye çalışan kişilere dönüşüyor. Bir anlamda “yan meslek” olup çıkıveriyor. Ha, kurumsallaşsalar tarifelerini bileceğiz sadece, o ayrı...

***

Şu anda yaşanan temel sorun hakikati çoktan kaybetmiş ve kendi çıkar çeteleri yüzünden gerçeği görmekten aciz siyasetçilerle uğraşmak zorunda kalarak geleceğimizi kaybetme noktasına koşar adım varışımız. Geçtiğimiz hafta ülkemizin en büyük muhalefet partisi CHP’nin 38’inci kurultayı ile 21’inci olağanüstü kurultayının iptali istemiyle açılan davada Ankara Bölge Adliye Mahkemesi, “tedbirli mutlak butlan” kararı verdi. Mahkeme, Özgür Özel ile parti yönetiminin tedbiren görevden uzaklaştırılmasına, Kemal Kılıçdaroğlu ile yönetiminin görevi devralması sonucuna vardı. Şu anda Cumhuriyetin kurucu partisi iki başlı bir izlenim veriyor. Dahası bir taraf desteğini halktan alırken diğer taraf hakikati kaybetmiş vaziyette. En acıklısı kendi varlığını sürece yayarak zaman kazanmaya, olanları normalleştirmeye, bu sayede kendi konumunu güçlendirme telaşında.

Oysa siyaset manevra işidir. Üstelik halkın artık önüne konulanı “tıpış tıpış” giderek yemeğe mecali de yoktur! 

***

En trajik olan da şudur: Bir şey bir kere sergilendiğinde seyirci için trajik, defalarca sergilendiğinde ise komik olarak kabul edilir. Bizler nicedir çok ağır bir komedi filminin trajik kahramanlarına döndük.

IV. Henry’e bile gülemeyecek hale geldik.

 

Yanarım yanarım ona yanarım!