Köşe Yazısı

Kapat
A+ A-

‘Türkler niye AB’de yok anladınız mı?’

Paylaş
instela'da paylaş
09 Ocak 2016 Cumartesi

Köln’e yeni gittim. Otelim, Kuzey Avrupa’nın en büyük gotik kilisesi, vitraylarıyla ünlü Köln Kaderali’nin karşısındaydı. Odam görkemli katedrale bakıyordu…
Günün her saatinde kaderal önünde müzisyenler eksik olmuyor; kâh klasik, kâh caz müziği yapıyor; gitarla şarkılar söylüyorlardı.
Penceremden meydanı seyretmek bile hoş, tasasız, rahat bir özgürlük âleminde seyahat etmek gibiydi.
İşte bu “özgürlük âlemi” yılbaşında insanların başına geçmiş. Kadınların özgürlük dünyası başlarına yıkılmış.
Anlatılanlar çok korkunç…
Katedralle yürüyüş mesafesindeki istasyon arasında, “Arap görünümlü” bin civarı erkek, öbekle çeteler halinde “yalnız kadınları” “markaja alıyor”, oluşturdukları “dehşet koridorunda”, sözlü hakaretlerle birlikte her türlü tacizde bulunuyorlar.
İşi, bazı kadınların iç çamaşırlarını yoklamaya dek vardırıyorlar…
Anlatılanlar öyle beter ki, bizdeki malum Taksim rezaletlerini aşıyor; ortaçağ esir pazarlarında yaşananları andırıyor.

Uygarlık çatışması
Yeni yılın ilk günlerinde gizemli biçimde üstü örtüldükten sonra, hafta ortası manşetlere taşınan bu korku filmi “taciz”, Avrupa’da, Kuzey Kore’nin “hidrojen bombası”na eşdeğer bir etki yarattı.
Olay “uygarlık çatışmasının” son katmanı olarak yaşandı.
Batı’nın temel değeri, basın-ifade özgürlüklerinin simgesi olan “Charlie Hebdo” saldırılarının 1. yılına isabet eden günlerde gündeme gelen bu “organize taciz”, kanlı terörle eş tutularak bu kez “kızlı erkekli yaşama”, “kadın erkek eşitliğine”, “kadın özgürlüklerine” yapılan bir saldırı olarak değerlendirildi.
“Batı’nın yaşam tarzına” tecavüz olarak algılandı.
Kadınlar; “Müslüman (oldukları varsayılan)” saldırganlar nedeniyle “Artık ‘bedenime’ sahip değil miyim?” öfkesi yaşadılar.
Kadınlı erkekli herkes, “Kamu alanına sahip değil miyiz? Şehrin sokakları bizim değil mi?” telaşına kapıldı. “Devlet nerede? Bizi koruyamıyacak mı?” kuşkusuna düştü.
Marslılar istilası gibi bir “ötekiler saldırısı” fobisi çıktı.
“Yabancı korkusu” katlandı.
Eski Kıta, “Yasa ve düzen ülkesi Almanya’da bu olabiliyorsa, Avrupa’nın tüm diğer ülkelerinde neden olmasın” kâbusu gördü.

‘Müslümanlara kapı kapalı!’
Olayın aydınlatacak daha çok yanı var. Israrla üstelenen soru; polisin neden her şeyi ertesi gün medyaya yansıtmamış olması.
İslamcı teröre karşı Avrupa’nın tüm büyük kent meydanları ve istasyonlarında olağanüstü güvenlik önlemleri alınmışken, Almanya’da polis bunca stratejik bir yerde, kent meydanı ve istasyonda neden sırra kadem bastı?
Polisin kendi beceriksizliğini gizlemek/ ırkçılığı köpürtmemek için mi olay ilk birkaç gün görmezden gelindi?
Yoksa bilakis… “göçmen, İslam karşıtlığını” kamçılayan hadisenin ardında bilmeyen başka karanlık hesaplar, manipülasyonlar mı döndü?
“Radikal İslamcılık” bir yanda…
“Irkçı Avrupa” beri yanda…
Her şey olası.
Soruların yanıtını zamanla alacağız.
Ama “Köln tacizinin” ilk siyasi etkileri gelmeye başladı bile.
Slovakya Başbakanı Fico; sözü dolandırmadan; “Başka Kölnler yaşamamak adına Müslüman mültecilere kapıyı kapattıklarını” söyledi.
“Müslümanların ABD’ye girmesi yasaklansın!” diyen Trump çizgisine geldi.
Bu dalganın tam kabardığı noktada Sarkozy piyasaya çıktı.
“Türkiye’yi neden AB’a almıyoruz anladınız mı?” söylemiyle
AB’nin Türkiye ile yeniden ilişkilerini geliştirmesine karşı, sazı tekrar eline aldı.
Az mı? Dün bir bugün iki. Yeni yılın ilk haftası yeni bitti.