Paskalya ateşkesi
Nilgün Cerrahoğlu
Son Köşe Yazıları

Paskalya ateşkesi

12.04.2026 04:00
Güncellenme:
Takip Et:

Süreel bir haftaydı.

Aklımda kalan ilk imaj, ABD Başkanı Trump’ın Beyaz Saray bahçesinde “first lady” ile Paskalya sabahı verdiği o fotoğraf.

Yanında kendisiyle hemen aynı boyda, “Alice Harikalar Diyarı”ndan ışınlanmış gibi duran koca kulaklı dev bir paskalya tavşanı.

“Yeniden doğuşun” sembolü olarak Paskalya ile özdeşleştirilen tavşanın yamacında Trump, savaş hakkında atıp tutuyor.

Vietnam’dan bu yana “24 saatte en çok askeri uçak ve hava aracının yitirildiği gün” olarak tarihe geçen, “yaralı pilot kurtarma operasyonunu” bir Hollywood senaryosu gibi anlatıyor.

Ardından İran’ın ne kadar “zorlu bir düşman arazisi” olduğundan yakınıyor.

“Venezuela gibi, çat kapı girip çıkacaktık; bunlar hesapta yokken bize zorluk çıkardılar!” demeye getiriyor.

Başkan ve tavşanın yanıbaşında, buzlar kraliçesi Melania da “savaşa katılan ABD askerlerine” yoğun İslav aksanıyla ennn... yurtsever selamlarını yolluyor.

Trump’ın 2. döneminde bundan böyle Beyaz Saray’da yaşamayan, Beyaz Saray koridorlarında izine rastlanmayan Melania’yı... Sonra o da ne? Haftayı bitirirken Beyaz Saray salonlarında özel bir basın toplantısında gördük.

TRUMP ŞOK... ŞOK... ŞOK...

Dam üstünde saksağan...

Kırk gündür dünyaya soluk aldırmayan savaş kâbusunun ardından herkes bir umut aralığı olarak beliren Trump’ın “ateşkes” söylemlerine odaklanmışken first lady basın mensuplarına “Benim Jeffrey Epstein sapığıyla hiçbir ilişkim olmadı” anonsunu yapıyor ve acil şu komutu veriyor:

“Konuyla ilgili yalan iddialar derhal durmalı!”

Haliyle herkes bir anda “Bayram değil, seyran değil, eniştem beni niye öptü?” oluyor.

İran savaşıyla tümüyle geri plana atılan Epstein dosyalarını, durduk yerde Melania acaba neden gündeme getirdi?

Amaç “ateşkes gündemine” gölge düşürmek miydi?

Vaktiyle MOSSAD bağlantılı olduğu düşünülen Epstein’ın acaba, İran’la barış istemeyen eski dostları “gündem değiştirmek amacıyla” mı devreye girmişti?

Paskalya tavşanı ile Melania’nın bu tuhaf basın toplantısı arasında; 28 Şubat’tan bu yana kaydedilen  en yoğun gündem bombardımanı yaşandı.

Günde ortalama 10 tivit ile dünyayı dumur eden Trump, haftaya, İran’ın 4000 küsur yıllık medeniyetini, bir daha geri gelmemecesine yok etmek tehdidiyle başladı.

Soykırım çağrıştıran bu tehdide İranlılar, ülkenin kritik altyapı noktalarında “insan zincirleri” oluşturarak karşılık verdiler.

Trump, hayal etmediği bu duruş karşısında, sık yaptığı gibi, son sürat geri bastı ve “ateşkes” açıkladı. Bitmedi.

Üstüne İranlıların 10 maddelik ateşkes planının da kabul edilebilir olduğunu söyledi.

ABD’Yİ İSRAİL AJANLARI TEMSİL EDİYOR

Trump’ın ateşkes ilanı, stratejik hedeflerine ulaşamayan İsrail’in hoşuna gitmedi, Netanyahu bu sebeple Lübnan’a füze yağmurunu yoğunlaştırdı. Ateşkes ilanı akabinde Lübnan’a 10 dakikada 1200 füze yağdırdı. Bu ülkeye, bugüne değin yapılan en yoğun saldırı oldu.

Yazıya oturduğum saatlerde ABD ve İran delegasyonları, Pakistan başbakanı ile ısınma turlarına başlamıştı.

Pakistan, İsrail’i tanımadığı için sözde İsrail görüşmelerde yer almıyor.

Ama ne var ki ABD heyetinin demirbaşları... Ortadoğu özel temsilcisi Steve Witkoff ile başkanın damadı Jared Kushner gerçekte birer İsrail ajanı.

Bunu söyleyen ben değilim. Tespiti yapan İngiliz Başbakanı Starmer’ın ulusal güvenlik danışmanı -MI6 kökenli!- James Powell.

Savaş arifesinde Cenevre’de İran’la yapılan ve sürpriz biçimde bombardımanlarla kesilen Cenevre görüşmelerini izleyen Powell, iki ismi kitabın ortasından, “Israeli assets/İsrail ajanları” sözleriyle tanımlıyor.

Düşünün...

Washington, savaş öncesinde tam... Cenevre’ye ABD’yi temsilen doğrudan doğruya İsrail ajanları gönderiyor!

İslamabad’daki görüşmelere bu kez gerçi başkan yardımcısı JD Vance de katılıyor. Ama “demirbaş” Witkoff ile Kushner hâlâ orada, ekibin içinde.

Başkanlık emelleri besleyen Vance için bu misyon, büyük bir bahis.

Savaş karşıtı görüşleriyle bilinen Vance; el mi yaman, bey mi yaman... bu “İsrail varlıkları” karşısında bakalım nasıl bir sınav verecek?

Cenevre görüşmelerinden farklı olarak İslamabad’daki ateşkes görüşmelerine İran bu kez eli güçlenmiş olarak oturuyor.

İran’ın en büyük kozu Hürmüz Boğazı.

Dünyanın LNG ve petrol trafiğinin beşte biri oradan geçiyor.

ABD ise buna karşın, üzerinde çok konuşulmasına rağmen; rasyonel bir kara harekâtı kartına sahip değil.

Özetle İran müzakere masasında güçlü.

Ama “Savaş kazanımlarımızı, müzakere masasında kaybettik” ezberleriyle yetişmiş biri olarak; iyimser olamıyorum.

ABD-İran talepleri arasında mesafeler büyük. Taraflar arası güven sıfır.

Ve de tabii İsrail’in çevirmeyeceği dümen yok.