Köşe Yazısı

A+ A-

İdam inadı

28 Şubat 2017 Salı

-Sallandıracaksın üç beş kişiyi bak bakalım bir daha oluyor mu?..
Toplumsal sorunları, kolaycı hazır reçetelerle kesin çözüme ulaştırmayı düşünen cahil kafaların toplumunda bu tür önerilerle sık karşılaşılır.
Cahil cüreti cahillikle orantılı olduğundan, cehalet arttıkça, üç beş kişiyi sallandırarak sorun çözme önerisi her alana yaygınlaştırılır.
Enflasyondan trafiğe, gelir uçurumundan yoksulluğa, yolsuzluğa kadar her aksaklığı üç beş kişiyi sallandırarak çözme önerisi, insanları korkutarak, sindirerek yönetmenin çözüm olduğu yanılgısıdır esasında.
Eğer bu yöntem geçerli olsaydı, tarihin en büyük korku toplumları en gelişmiş uygarlıkları olurdu...
Korkutmanın, sindirmenin makbul bir yönetim biçimi olduğunun düşünüldüğü dönemlerde bile idamın caydırıcı olmadığını kanıtlayan veriler çoktu.
Arthur Koestler idamın saçmalığını yansıtan eserinde, yankesicilik suçunun cezasının idam olduğu ortaçağ İngilteresi’nde bu suçun en sık işlendiği yerin, infazın gerçekleştiği meydanlar olduğunu anlatır.

***

Çağdaş kriminolojide, cezanın ıslah edici işlevi olup olmadığı hâlâ tartışmalıdır ve bu yönü olmadığını savunanların oranı azımsanmayacak düzeydedir.
Ölüm cezasını kaldırmış olan toplumlarda bu sonuca varılmasındaki ana saik, hukuki hatanın işlendiğinin ortaya çıktığı durumlarda idam halinde hatadan geri dönülmesinin imkânsızlığı gibi etkenler değil, ama bu cezada caydırıcılık olmadığının anlaşılmış olmasıdır.
İdamda, çağdaş yaşamın cezadan beklediği sonuçların hiçbirinin olmamasının yanı sıra, bir de insanlığın, toplumun da ne gerekçeyle olursa olsun, bir insanın canını almak hakkına sahip olmadığı düşüncesinin egemen olduğu aşamaya varılmış olmasıyla birlikte, ölüm cezası bir ceza olmaktan çıkıp cinayet haline gelmiş bulunmaktadır.
Artık idam bir ceza değil, vahşettir.
Bu durumda, idamı mazur gösteren tek etken intikam olmaktır.
Oysa çağdaş toplumlarda devlet ceza ile intikam peşinde koşmaz.
Bu durumda, idam cezasının yeniden konması konusunun ikide bir ısıtılıp ısıtılıp toplumun önüne getirmesini anlamak imkânsızdır.
Ama Sayın Cumhurbaşkanı idam konusundaki inadını sürdürmektedir. Nitekim geçen gün yaptığı açıklamada, 16 Nisan oylamasından sonra gerekirse idam için bir referanduma daha gidilebileceğini söylemiştir.
Demek ki demokrasinin idam fermanının ardından, vatandaşın idamı da halkoyuna sunulacak.
İdamın geri dönmesi halinde Türkiye belki idam uygulamasının yürürlükte olduğu tek devlet olmayacak, ama 21. yüzyılda idam cezasına yeniden dönen tek ülke konumuna düşecek.
İdamın yeniden yasallaşması halinde bu karar geçmişe etkili olamayacağından (çünkü diktalarda bile cezaların kanuniliği ilkesine uyulur) idam ile çözüleceği ileri sürülen suçları bugün işlemiş olanların hiçbirine ölüm cezası uygulanamayacak.
Bu durum, caydırıcılık unsuru olmaması dolayısıyla sakat olan yeniden idam cezasına dönme gerekçesini daha da sakatlayacak.
Terör suçlarına idam cezası getirmek, terörü çözmeyecek, ama idam edilen teröristleri kimilerin gözünde ve bu arada hiç kuşkunuz olmasın ki, dış kamuoyu nezdinde, kurban, kahraman mertebesine ulaştıracak ve Türkiye’ye karşı, terör örgütlerini desteklemek amacıyla hareket edenlerin eline yeni kozlar verecektir.
Ayrıca, idam cezasının yeniden konması halinde 15 Temmuz darbesinin failleri ve müşevvikleri oldukları için iadeleri talep edilenlerin iadeleri daha da güçleşecektir.
Kuvvetler ayrılığı, dolayısıyla da yargı bağımsızlığı bulunmadığı için adaleti şaibeli bir ülkede idamın getirilmesi vahim sonuçlara yol açacaktır.
İdamın artık cinayet olarak kabul edildiği bir dönemde, halkoyunun ölüm cezasını onaylamasının da kıymeti olmayacaktır.
Çünkü toplumun çoğunluğunun onayı bile cinayeti adalete çeviremez.

Tümü Ali Sirmen - Son yazıları

Binali’nin zaferi ve Tayyip Bey 14 Haziran 2019 Cum
‘Yunan’ 11 Haziran 2019 Sal
Ne yapsın garip imam? 7 Haziran 2019 Cum