Demokrasiye bak!

Demokrasiye bak!

02.04.2026 04:00
Güncellenme:
Takip Et:

Ama gerçekten olacak şey mi? Şu CHP’nin yaptığına bakın. İstanbul’un çoğunu ele geçirdiler. Ülkede belediyeciliğin nasıl yapılacağının örneklerini en başarılı biçimde gösterir oldular. Yetmedi. Yıllardır (47 yıldır) AKP’nin elinde olan Bursalı seçmeni ikna ettiler, oyları kazandılar ve seçildiler. E yani ne yapsın zavallı iktidar! Nasıl geri alacak Bursa’yı. Mecburen yargıyı devreye sokmak zorunda kaldı!!! Seçimde kaybettiğini yargıyla geri alacak... Bugüne dek 18 belediye başkanını hapse tıktılar. 12 belediyeye kayyım atadılar. 30 belediyenin nüfusu 28 milyon. Ne yani, halk iradesini yok saymanın başka yolu mu kaldı! Başka çaresi mi var sanki! Bakalım yarın sabah hangi belediyelere baskın yapacaklar!

Aziz Nesin olsa, “Yapma Zeynep, sakın yazını böyle sürdürme, kimileri ciddiye alır” derdi. Tamam vazgeçtim. Başka konuya geçelim!

ESRA IŞIK 

Bu ismi aklınıza ve kalbinize kazıyın. Esra Işık. Önceki gün tutuklandı. Suçu ne? Toprağını savunmak. Suyunu korumak. Ağaçlara sahip çıkmak. Ve en büyük suçu, “hayır” demek. Direnmek.

Akbelen direnişi 7 yıldır sürmekte. Ve bu direnişin başını kadınlar çekmekte. İkizköy Muhtarı Nejla Işık ve 20’li yaşlarındaki kızı Esra, bu kadınlardan sadece ikisi. Esra bu direnişin simgesi olmuş durumda.

Muğla’nın Milas ilçesinde kömür maden sahasını genişletmek amacıyla “acele kamulaştırma” kararına karşı köylüler protestoyu sürdürüyor. İkizköy Çevre Komitesi üyesi Esra Işık, mahkeme heyetine “görevini yaptırmama” ve “hakaret” suçlamasıyla önceki gün tutuklandı. İkizköy muhtarı anne Nejla Işık’ın haykırışı hâlâ kulaklarımda “Evladımı bırakmam, hepimizi almaları gerekecek!” diyordu. “Toprağımız için adalet istiyorduk. Şimdi evladımız için adalet istiyoruz” diyordu.

Bu “acele kamulaştırma” henüz yasal süreci tamamlanmadan devam ediyor. Biraz daha çok kömür, biraz daha çok kazanç için, yasalar çiğneniyor, özel mülkiyet hakkı yok sayılıyor.

Hukukçular bu tutuklamayı, “LİMAK şirketini koruma” diye yorumluyor. İzmir Barosu, “Bu işlem yalnızca bir kişinin özgürlüğüne yönelik değil, anayasal haklarını kullanan tüm yurttaşlara yönelmiş açık bir gözdağı niteliğindedir. Anayasal haklar ihlal edilmektedir” diyor. “Hak arama özgürlüğünü kullanan yurttaşların kolluk eliyle baskı altına alınması, hukuk devleti ilkesine açıkça aykırıdır” diyor.

Yerseniz! Bizdeki demokrasi bu kadar!

İNSAN VE DOĞA TALANI

Ne tuhaf bir memleketteyiz. Ağaç kesmek serbest. Doğayı talan etmek serbest. Rant uğruna dağı, taşı, nehri satmak serbest. Ama bir kadın çıkıp “durun” dedi mi, itiraz etme hakkını kullandı mı suç!

Doğa düşmanlığı kalkınma, doğayı savunmak “tehdit”! Vicdan suç, itaat erdem!

Hatırlatmış olayım: Çevre aktivisti yalnız değildir. Onun adı, bu ülkede “itiraz eden” herkesin adıdır. Ve tam da bu yüzden, onu susturmaya çalışanlar aslında bir kişiyi değil, bir toplumu hedef alır. Ama unutulan bir şey var: Vicdan, emirle susturulamaz.

Adalet, korkuyla kurulamaz. Ve doğa... Doğa intikam almaz belki ama unutmaz.

İnsanı ve doğayı talan etmek kolay. İnsanı ve doğayı talan edenler, gece yastığa başlarını koyduklarında uyuyabiliyorlar mı acaba?

SARI ZARFLAR

İlker Çatak’ın daha önce gördüğüm “Öğretmenler Odası” beni müthiş etkilediği için, Berlin’de Altın Ayı ödülünü alan “Sarı Zarflar” filmini görmeye korkarak gitmiştim. Ya düş kırıklığına uğrarsam diye. Uğramadım! Muhteşemdi. Olağanüstüydü. İncelikler üzerine kuruluydu.

“Sarı Zarflar”, bir ilişkiler filmi. Hayatınızın eksenini kaybetme anınız ve o andan sonra yaşadıklarınızın filmi. Günün birinde sadece işinizi değil, hayatınızın eksenini de kaybetmişsiniz ve artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacak duygusuna kapılıyorsunuz. İşte bunun filmi. Karı-koca, anne-oğul-gelin; anne-kız, baba-kız... Kuşaklar sürtüşmesi, düşünceler, duygular sürtüşmesi?

Sistemle çatışmak ya da çatışmamak? Korkmak ya da korkmamak? Ayakta durabilme çabası, maddi ve manevi güçlüleri aşma çabası. Baskıya, yasaklara ne denli uyum? Ne denli direniş? Ne kadar taviz verilebilir? Hangi ödünler? Cevaplar yok. Sadece sorular. Politik baskının en sinsi yanı budur. İnsanları yalnızca susturmaz. Farklı suskunluklar yaratır.

Özgü Namal, Tansu Biçer, İpek Bilgin, Leyla Smyrna Cabas mükkemmel oyuncular. Berlin, Ankara’yı, Hamburg İstanbul’u canlandırıyor. Çok zekice! Filme emeği geçen herkesi kutluyorum.

Halk iradesi yok sayıldıkça hepimiz “Sarı Zarflar” almış gibi oluyoruz diye düşünmeden edemiyorum.

Yazarın Son Yazıları

Demokrasiye bak!

Ama gerçekten olacak şey mi?

Devamını Oku
02.04.2026
Semiha Berksoy: Kendi mitolojisini yaratan sanatçı

Minicik bir kız çocuğu.

Devamını Oku
29.03.2026
Hakikat yargılanamaz

Peş peşe birbirini izleyen olaylara bakınca, insan çıldırmadan nasıl bu ülkede yaşayabilir diye şaşmadan edemiyorum.

Devamını Oku
26.03.2026
Bayram bitti

Bayram bitti

Devamını Oku
22.03.2026
Gerçek bayramları beklerken

Bu yazıyı okuduğunuzda arife günü olacak... Yarın bayram... Hiç ama hiç bayram duygusu yok çoğumuzun içinde.

Devamını Oku
19.03.2026
Bir kayıp, bir ödül

“Ooo, Bayan Şifahi buradaymış!”

Devamını Oku
15.03.2026
İki savaş arasında

Başlık doğru...

Devamını Oku
12.03.2026
Katliam devam ediyor

Farkında mısınız, ülkemizde kadın katliamı dolu dizgin devam ediyor.

Devamını Oku
08.03.2026
Vicdan biraz vicdan

Ey siyaset!

Devamını Oku
05.03.2026
Laiklik için iktidara teşekkür (!)

Gerek Erdoğan’a ve Bahçeli’ye, gerek okuduğunu anlayamayan, kin, nefret dolu duygularla sürüye katılanlara hepimiz sonsuz teşekkür borçluyuz.

Devamını Oku
01.03.2026
İzninizle

Geçen yıl yine tam şu sıralarda bu köşede “80 Yaşım Merhaba” diye bir yazı yazmıştım!

Devamını Oku
15.02.2026
Faşizm ne demek?

İnternete girin...

Devamını Oku
12.02.2026
Rezillikler ve anmalar arasında...

Yine aynı şey oldu.

Devamını Oku
08.02.2026
Deprem

“6 Şubat” bir sayı, bir istatistik değildir; bir hafıza yarasıdır.

Devamını Oku
05.02.2026
24 Ocak-31 Ocak haftası

Bugün 1 Şubat. Abdi İpekçi’nin öldürüldüğü gün.

Devamını Oku
01.02.2026
Refik Durbaş’la sohbet

Birkaç gündür, benim canım arkadaşım ve ülkemdeki şiir tutkunlarının sevgilisi, aşkı, hayran olduğu şair Refik Durbaş’la sohbet ediyorum.

Devamını Oku
29.01.2026
Sahne, hayatın metaforuydu: ‘Bindik bir alamete’

Hak hukuk ve adaletin yok sayıldığı, dünya diktatörlerinin aklımızla oynadığı, her an düş kırıklıkları, vahşet, ölümlerle sarmalandığımız; yalanın, riyakârlığın, iftiraların, örgütlü kötülüğün egemen olup vicdanı yok ettiği bir dünyada yaşıyoruz.

Devamını Oku
25.01.2026
Tan Sağtürk... Bir yıldönümü... PEN...

Geçen hafta içinde Tan Sağtürk’ün “görevden alındığı” haberi Resmi Gazete’de yayımlanınca herkes gibi ben de çok üzüldüm.

Devamını Oku
22.01.2026
Hepimiz buradayız! Hepimiz yanındayız!

Ne müthiş bir ülke burası!

Devamını Oku
18.01.2026
‘Folia’-Doğa ve biz

“Folia” Japonya’dan Güney Afrika’ya uzanan geniş bir coğrafyadan 100 kadar sanatçıyı ve 300 kadar eseri bir araya getiren serginin adı.

Devamını Oku
15.01.2026
Bahar hâlâ isyancı!

11 Ocak 1995.

Devamını Oku
11.01.2026
Şaşırdık mı?

Günlerdir, bütün dünya gibi Türkiye de Venezüella ve Maduro ile yatıp kalkıyor.

Devamını Oku
08.01.2026
Şiir aşk gibidir

“Şiir aşk gibidir, zorla yazılmaz.

Devamını Oku
04.01.2026
2025 öldü, yaşasın 2026!

Filmlerde görürüz ya: “Kral öldü! Yaşasın kral”, “Padişah öldü yaşasın padişahımız!”. Şöyle bir haykırsam diye özenmişimdir ama bir türlü nasip olmadı.

Devamını Oku
01.01.2026
Umudu savunma sanatı

Bugün 2025’in son pazar günü.

Devamını Oku
28.12.2025
Eskişehir-İstanbul seferi...

En tehlikeli yanı: Faşizm sıradanlaşmak, gündelik hayatın bir parçası olmak ister. Adaletsizliği “olağan”, eşitsizliği “kader”, baskıyı “gereklilik” diye sunar.

Devamını Oku
25.12.2025
Hayal kurmaktan vazgeçmeyin...

Sahnede bir adam var.

Devamını Oku
21.12.2025
Yaşasın Tüyap Kitap Fuarı

Korkunç yoğun bir trafikte iki saat gitmeyi ve iki saat de dönmeyi göze alırsanız orada bulunduğunuz sürece müthiş keyiflenir ve “Yaşasın Tüyap Kitap Fuarı” diye haykırabilirsiniz.

Devamını Oku
18.12.2025
Işığı hiç sönmeyecek

O, Nermin Abadan Unat. Neden mi ona minnet borcumuz var?

Devamını Oku
14.12.2025
Roman gibi

Sabiha Sertel (1895-1968) ve Zekeriya Sertel (1890-1980). Osmanlı’nın sonu, Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş yıllarında duygu ve düşünce dünyamıza sonsuz katkılarda bulunmuş bu iki önemli ismi bu ülkede yaşayan herkesin, hele hele gazeteciliği meslek edinmiş her insanın çok yakından bilmesi gerekir.

Devamını Oku
11.12.2025
Aşkla ölüm arası

O kadar güzeldi ki tadı damağımda kalmıştı.

Devamını Oku
07.12.2025
Yok etmek/Yaratıcılık

Bir yanımda yaratıcılık, bir yanımda yok edicilik. İkisi de çekiştirip duruyor iki kolumdan.

Devamını Oku
04.12.2025
Tiyatro hazinemize yolculuk...

Duvardaki dev afişten fırlayıp kucaklaşacakmışız gibi bana bakan genç kadın, Suna Pekuysal.

Devamını Oku
30.11.2025
Hukuk bitti

Dünkü gazetemizde, “Korkma Biz Kadınız!” başlığını görmek çok hoşuma gitti.

Devamını Oku
27.11.2025
Çocuklar için...

Çocuklarımız için neler neler yapmayız ki...

Devamını Oku
23.11.2025
Grup Yorum’dan mektup var

Ülkemin hapishaneler coğrafyasından sık sık mektup gelir.

Devamını Oku
20.11.2025
BACH, Diyarbakır'da...

Neredeyse 30 yıldır Hakan Erdoğan Prodüksiyon “Bach İstanbul’da” başlığıyla klasik müzik konserleri düzenler.

Devamını Oku
16.11.2025
Oktay Ekinci kitabı

Oktay Ekinci... Bu isim Cumhuriyet okurlarının hiç ama hiç yabancısı değil.

Devamını Oku
13.11.2025
Paris’ten Diyarbakır’a

Paris ve sonbahar.

Devamını Oku
09.11.2025
Her daim muhalif

“Ve sonunda Joan Baez hastalığı yendi, sağlığına kavuştu!”

Devamını Oku
06.11.2025