5’in 5’i yoktur eşi

05 Mayıs 2024 Pazar

Bugün 5. ayın 5. günü.

Yüz yıl önce bugün, gazeteniz Cumhuriyet prova baskısını bitirip görücüye çıkmıştı.

İkinci gün de dağıtım ve satış için o zamanki adlarıyla “müvezzilere”.

Kafiyeli rakamların da bir büyüsü var; numeroloji bu iddiada bir “bilim”.

Ünlü Fransız modacı Coco Chanel (1883-1971) buna inananlardanmış.

Ünlü parfümü Chanel 5’i bizim cumhuriyet ilan edeceğimiz dönemde 5. ayın 5’inde piyasaya sürmesi bu yüzdenmiş.

Gazi Mustafa Kemal Paşa’nın Avrupai modayı takip ettiğini giyim kuşam tarzından biliyoruz.

Cumhuriyet Halk Fırkası’nı kurmak için 9. ayın 9. gününü seçmesi, sayıların büyüsünden değil elbette, zamanın ruhu öyle gerektirdiğinden.

36 gün bekleyip 29 Ekim’de de cumhuriyeti ilan etmesi gibi.

Adında “Cumhuriyet” olan üç temel “tüzel” kişiliğin 240 günlük süre içinde hayatiyet kazanmasının da bir anlamı olmalı.

Cumhuriyet nedir?

Bu soruyu X’ten paylaşım yaparak en son yanıtlayan, en son aklınıza gelecek kişidir:

“Cumhuriyetin kuruluş gayesi, bizzat Gazi Mustafa Kemal’in ifadesiyle ‘kimsesizlerin kimsesi’ olmaktır.” 30.10.2023, R.T. Erdoğan.

Yaşasın yumuşama ve uzlaşı.

Keşke bu mesajını gününde, 29. Ekim’de yayımlasaydı falan demeyelim, o bir günlük boşlukta “boş koltuk” gibi “derin” manalar aramayalım.

Şimdi yumuşama ve uzlaşı zamanı.

Cumhuriyet kimindir?

“Cumhuriyet kimindir?”

Bu soru da artık akla gelmeyecek.

Cumhurbaşkanlığı “hükmetme” sisteminin foyası çoktan çıktı.

Bu sorunun yanıtını İlhan Selçuk yıllar önce gazetenin künyesine kazımıştır:

“Cumhuriyet okurlarınındır!”

Oktay Akbal da bu sözü şöyle tamamlamıştı:

“Okurları sürdürecektir yaşamasını. Yeri gelir satışı düşer, yeri gelir satışı bir kat artar. Ama Cumhuriyet’in yolu değişmez. Varmak istediği hedef, gerçek demokrasidir, emekten yana olmaktır, okurlarını bir güçlü aile gibi korumak, yaşatmaktır.”

31 Mart Vakası’nın sonu

TC, CHP ve Cumhuriyet, yüz yılda ülkenin iç ve dış dinamiklerinden, ekonomik, toplumsal ve teknolojik değişimlerden kaçınılmaz olarak etkilendi.

Türkiye Cumhuriyeti, kuruluş ayarları ile hoyratça oynandığı için tehlikeli bir sürece sürüklendi.

Hak, hukuk, adalet yara aldı, eğitimde ve sağlıkta hastalık emareleri çoğaldı. Daha önemlisi “halk çoğunluğu fakr u zarurete” düştü.

Her şerden bir hayır çıkar, denir. Çıktı da.

Millet gerçekten silkindi, kendine geldi, geliyor.

Yerel seçimler tarihimizin ikinci “31 Mart Vakası”.

1913’teki birinci “31 Mart Vakası” sonrasında 2. Abdülhamit 33 yıllık tahtını kaybetmişti.

Bu herkes için ders oldu.

YENİLİK MERAKI...

Daha önce dersini alan almıştı.

Reyiz’in “Yeni Türkiye”si ne kadar tuttu ise...

Kemal Bey’in “Yeni CHP”si de o kadar tuttu.

“Yeni Cumhuriyet” girişimi gibi de öyle...

Ayarlarla oynamak köklü kuruluşlara iyi gelmedi, gelmiyor.

Belki de en doğrusu gazete ve gazeteciliği Bülent Ecevit’ten dinlemek.

Hem, Tayyip Bey ile halef selef sayılırlar. İkisinin de siyasi ortağı Bahçeli. Sonları benzemez inşallah.

Ev hapsindeki son 22 Ekim 2000 genel sayımında görevli, Başbakan Ecevit’e “Mesleğiniz nedir?” diye sordu.

Ecevit “Gazetecilik” dedi.

Başbakanlık meslek değil ki.

Sahi, o sayımda Tayyip Bey meslek hanesine “ekonomist” falan mı yazdırdı?

Kıdemli gazetecilere “Basın Şeref Kartı” verilirdi.

Meclis’te bol keseden şeref üzerine and içilmesine tepki mi, yoksa gazeteciliğin düşeceği perişan haller erken fark edildiği için mi “Basın Şeref Kartları” kaldırılmıştı.

Ecevit, “gazete ve gazeteciyi” köşe yazarlığı yaptığı dönemde şöyle anlatıyordu:

“Gazete okumak, insana, şuurlu yaşama imkânını verir. (...) Yaşadığımız çağın en büyük özelliği, insanlara şuurlu yaşama, bütün dünyada olup bitenleri günü gününe bilerek yaşama (...) imkânını vermesidir.

Okuduğu gazete yalan yazar, baskı altına girip kendinden haber saklarsa, o zaman da insan, önündeki “kristal küre” çalınıp yerine gizllce bir adî cam küre konmuş bir falcı kadar zavallı ve mânasız olur.

Gazete, gerçek bir kristal küre gibi, iyi haberleri olduğu kadar kötü haberleri de, hiçbir ayrılık gözetmeksizin vermelidir. Bunu yapmayan gazete, insanların elinden, bu çağın insanı olma yetkisini almış demektir.” (23.02.1954 Yeni Ulus)

Baba dostu gazete

Cumhuriyet gazetesi okurlar için de şahsi tarihtir.

Babanızın katlayıp cebinde eve getirdiği hep baba dostu gazetedir.

Çalışanlar için daha da ötesidir. Hayatınıza anlam ve bütünlük katar.

Türkiye Cumhuriyeti’nin 50. yıldönümünde Galatasaray Lisesi’nin köşesine dikilen 29 Ekim 1973 anıtının haberini yaparak İstanbul’da mesleğe adım atmıştım.

Mesleğin kıdemlileri “Bu meslek Ankara’da yapılır” diye kestirip atınca yeniden Ankara’ya döndüm.

Hürriyet Ankara Bürosu’nda Oktay Ekşi’nin yanında stajyer muhabirlik; yedi sekiz aylık Barış ve Yeni Ulus macerası.

Sonra Altan Öymen’in yönettiği dönemin en etkin habercilik atölyesi ANKA Ajansı günleri.

Bu meslek en iyi ustaların, kıdemli gazetecilerin yanında öğrenilir denir dururdu.

Oktay Ekşi de Altan Öymen de o yıllarda bile kıdemli idi. Mesleğe onlarla başlamıştım. Ama çok uzun yıllar boyunca yollarımız kesişmedi.

Oysa Çetin Altan, “Babıâli koca bir konak. Odalarında dolaşır durursun. Arada dışarıda da bulursun kendini. Ama içerideysen mutlaka yola senden önce veya birlikte çıktıklarınla karşılaşabilirsin” diyordu.

Cumhuriyet’in 100. yılının uğuruyla yıllar sonra meslek ağabeyleri ile aynı çatı altındayız.

Bu kişisel bir mutluluk. Kurumsal mutluluk ise Cumhuriyet Vakfı Genel Sekreteri Işık Kansu’nun verdiği haber:

“cumhuriyet.com.tr, günde ortalama 3.5-4 milyon ‘tık’ alıyor. Haber sitelerinde ilk 5’te yer alıyoruz.”

**

5’in bir büyüsü olmalı demiştik.

1980’lerde Cumhuriyet ilk 5 gazeteden biriydi.

İngilizlerin 5 gazetesiyle, yazdığımız diplomasi ve habercilik konulu doktora tezine konu olmuştu.

Haber siteleri arasında da ilk 5’teyiz.

Bugün 5. ayın 5’i.

Nice yüzyıllara Cumhuriyet’in gerçek sahipleri ile el ele.



Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları

Seyis... 9 Haziran 2024

Günün Köşe Yazıları