Otomobiline kurulan bir tuzakla alçakça Uğur Mumcu'ya öldürdüğü gerekçesiyle aranan “firari” Oğuz Demir'in Ankara 5. Ağır Ceza Mahkemesi'nde yarın duruşması var.
İran, Hollanda veya Avustralya'da olduğuna dair istihbarat alınan sanık hakkında, Dışişleri, İçişleri ve MİT'den yeni belgeler gelmesi bekleniyor.
Bu duruşma 33 yıllık Mumcu Dosyası'nın kapatılmasını önleyeceği için özel önem taşıyor.
***
Ocak ayının son haftası “Adalet ve Demokrasi Haftası” idi.
Hafta dediğiniz göz açıp kapatmadansgeçiyor.
Bu nedenle olacak, Cumhur - cemaat olarak “Türkiye YüzYılı” diye bir icat çıkardılar.
Hadi Beşli meşli çeteyi de karıştırmayalım.. Tantana ile yazdırıp bestelenen “Türkiye Yüzyılı Marşı” nı çalmayı - çaldırmayı bile unuttular.
Tadımlık anımsatalım:
“Yarın değil hemen şimdi!
Vursun davullar sevdamızı deli deli..
Derdimin dermanı, çaresi çok belli.
Türkiye Yüzyılı insanlığın müjdesi
Yarın değil hemen şimdi!”
Breh breh..
Demek cumhuriyet tarihinin çeyrek yüzyılı kesmedi, şimdi de koca bir yüzyıla talipler, hem de hemen şimdi!
Keşke beş- on yıl ile yetinseler.
İşsizin, emeklinin kursağına bir kaç lokma et girse..
Ve Tasarrufçu sosyal yardım bakanımız, simitleri üçe beşe bölmeden dağıtsa…
Atatürk'ü karnelerden sildiren tekinsiz eğitim bakanımız da başlattığı “karşı devrimi” tamamlasa…
”Hemen şimdi Türkiye Yüzyılı”
"Hemen” nasıl olur ki
Olsa olsa hemen “hafta” olur .
Bunu da örneğin, “Adalet ve Demokrasi Haftası” olarak, um:ag Vakfı , Güldal Mumcu, Özge Mumcu Aybars ve Özgür Mumcu yönetiminde, dolu dolu etkinliklerle gerçekleştiriyor.
İDRAK TARZI
“Türkiye Yüzyılı”nı milletçe idrak ediyoruz.
Biraz da idrak ötesi tarzda ediyoruz.
“Ampül karanlığı” demeyelim, ama ortalıkta “Adalet aydınlığı” da yok.
Her bir yanı hesapsız kitapsız bir siyasetin, ticaretin, hukukun, korkunun, iftiranın, öfkenin, isi, sisi, pisliği ve gölgesi sarmış...
Rekabet değil, her alanda siyasi husumet var.
Ortalık toz duman rüşvet ağlarından, terör örgütü üyeliğine, casusluktan uyuşturucuya ve fuhuş çetelerine yüzlerce baskın gözaltı, hapislik ve her tür pislik diz boyu.
Soruşturmalar, duruşmalar ise bir alem, “hacı bekler gibi, iddianame beklemekten” ve "“etkin pişmanlık” tan “gizli tanıklığa” her tür atraksiyon mümkün.
ÇAĞIN SUÇU
Adalet ve Demokrasi Haftası broşüründe bir yazı:
“Ankara’ da Devlet Tiyatrosu, Alman oyun yazarı Siegfried Lenz’in “Suçsuzlar Çağı-Suçlular Çağı” adlı yapıtını oynuyor.
Bir devrimci, kentin valisini öldürmek isterken yakalanır ve işkence yöntemleriyle sorguya çekilir. Polis devrimciyi konuşturamayınca, Vali bir başka yönteme başvurur.
Dokuz suçsuz yurttaş, bu devrimcinin koğuşuna kapatılır.
Eğer bu dokuz kişi devrimciyi konuşturmayı başarırlarsa özgürlüklerine kavuşacaklar, yoksa orada tutuklu kalacaklardır.
Devrimci, örgütteki arkadaşlarını ele vermez. Bu dokuz suçsuz kişi kendi özgürlükleri için akıllarından devrimciyi öldürmeyi geçirirler.
İçlerinden biri, gece hepsinin aklından geçeni yapar ve devrimciyi boğarak öldürür. Bunun üzerine bu dokuz suçsuz yurttaş serbest bırakılır.
Dört yıl sonra devir değişir. İhtilal olmuş, devrimciler iktidarı ele geçirmişlerdir. Bu kez devrim yönetimi, öldürülen arkadaşlarının katilini bulmak için aynı suçsuz yurttaşları bir eve kapatır. İçlerinden biri devrimcilerle işbirliği yapmıştır. Hepsini sorguya çeker. Herkes olayın hem sanığı hem de yargıcı olarak suçluyu arar. Şüphe bulutu her birinin üzerinde ayrı ayrı dolaşır. Oysa her biri, baskı yönetiminde suça bir ölçüde katılmışlar ve suç işlemeyi kafalarından geçirmişlerdir. (...)
Oyunda devrimciyi kendi özgürlükleri için öldürenin kimliği önemli değildir oyunda. Herkes suça bir ölçüde katılmıştır baskı yönetiminde. Çünkü insanlar birer araç gibi kullanılmışlardır birbirlerine karşı. Eylemli olarak suç işleyenle susan, karışmayanla duymak istemeyen arasında ne fark kalıyor böyle dönemlerde?..
Bir kişiye yapılan haksızlık bütün bir topluma, bütün insanlığa karşı işlenmiş bir suçtur çağımızda. Bu bilinç çağımızın en onurlu aşamasıdır. Bu bilinci paylaşmayan, paylaşmaktan korkan toplum, kendi çağının çok gerisinde kalmıştır.
***
Susmayı, kendi kabuğunun içine çekilmeyi, bir yaşam biçimi, bir kişilik simgesi olarak benimseyen insanlar vardır.
Özgürlükleri ve silahları konuşmamaktır.
Her dönemde ezenden, yönetenden ve güçlüden yana olmayı hüner sayanlar vardır. (...)
Ellerini kana bulayanlar, içlerindeki korkuların mezar taşlarıyla yaşayanlar, aynı adaletsizliğin ve aynı suçun ortaklarıdır hep birlikte. Gözlerin açıksa göreceksin. Kulağın sağır değilse duyacaksın. Ellerin kesik değilse uzanacaksın. Sizlerin, çocuklarınızın bir dilim ekmeği ezilen onurudur, hepinizin hepimizin insanlık onuru. Bu özgürlüğün, bu onurun, bu ekmeğin kavgasına tanık olmadık mı Türkiye’ mizde de? Ülkemizde faşizm bütün alaturkalığı ile hüküm sürmedi mi? Korkanlar, kaçanlar, gözlerini kapatanlar, olup bitenleri duymayanlar, görmeyenlerle yaşamadık mı “suçlular çağı”nı?
Şimdi “suçlular çağı” başlasa; o dönemin bütün sorumluları birer birer sorguya çekilse görürdünüz; birbirlerini suçlar, kendi suçlarını emanete bırakılmış mallar gibi nasıl başkalarının önüne sürmeye çalışırlardı!..
Kendi sesleriyle, kendi kalemleriyle okunan ve yazılan belgeleri bile cami avlusuna bırakılmış “nesebi gayri sahih” çocuklar gibi terk edip kaçanların suçlarına ortak etmiş, bu suçlarla özdeşleşmiş olanları alacak cezaevlerini yapmaya devletimizin bütçesi yeter mi dersiniz?..
“Suçsuzlar Çağı ve Suçlular Çağı” Devlet Tiyatrosu'nun bir oyunu değil, “devlet”in yaşanmış bir oyunudur sanki…
UĞUR MUMCU
(Yeni Ortam, 20 Ocak 1975)
Bütün zamanlar
Edebiyat Ödüllü Bernard Shaw'ın (1856-1950) bir sözünün altını çizmişiz:
“Kendisi ve kendi zamanı hakkında yazan bir yazar, tüm insanlar ve bütün zamanlar için yazan bir yazardır.” (Aforizmalar – İş Bankası Yayını s:86)
***
Uğur Mumcu 51 yıl önce bütün zamanlar için yazmış:
“iktidar–suskunluk–suç ortaklığı ilişkisi üzerinden toplumsal bir vicdan muhasebesi yapıyor.
Asıl suçluların ise yalnızca suç aygıtları olmadığını , olup biten kötülüklere suskun ve seyirci kalanların da suça ortak olduğunu ısrarla vurguluyor.
***
Bahse konu oyunu geçen yıl İstanbul Devlet Tiyatrosu geçen yıl sahneye koymuş, çok ilgi ve beğeni toplamıştı.
Afişlerindeki tanıtım hala ekranlarda:
“Hukukun işlemediği totaliter rejimlerde, suçun herkese bulaşarak anonimleşmesi ve suç kavramının keyfileşmesi üzerine metaforik bir oyun”
Ancak seans bilgileri açıklanmadığı için akıbeti belirsiz. 2 perdelik oyun için “Trajedi ve dram” denilmiş,
Çok yerinde bir tanım.
Uğur Mumcu da aynı oyun için de yarım yüz yıl önce
“Devlet Tiyatrosu' nun bir oyunu değil, “devlet”in yaşanmış bir oyunudur sanki..” diye yazmıştı
***
Sahi "Suçsuzlar Çağı, Suçlular Çağı" afişleri tanıtımın ortalıkta. ama biletleri neden satışta değil?
Yoksa "Hukukun işlemediği totaliter rejimlerde suçun herkese bulaşması" tanıımın farkına mı varıldı?