"Yazı teknik aksaklık sebebiyle bugün yayımlanmıştır.”
Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, “Başlangıcı rahmet, ortası mağfiret (bağışlama), sonu ebedi azaptan kurtuluş” diye şehit yakınlarının şahsında kutladığı ramazan ayının bugün ilk pazarı. Kutlu olsun. (Ancak ezeli azap, riskli bir ifade, hem 23 yılı akla getiriyor, hem de “iddianamesiz” yatanlarlarla Silivri'dekileri. Geçelim.)
Pazar günü için de bizim “Kutlu olsun” lafımız riskli.
Hıristiyanlar için her pazar zaten kutlu bir gün! Çarmıha (cıhar-yani dört mıh ile çakılan) Hz. İsa pazar günü dirilmiş ve onların inanışına göre yine bir pazar günü Kutsal Ruh yeryüzüne inmiştir.
Hz. İsa, İslamiyet'in de kabul ettiği bir peygamberdir. Ülkemizde binlerce İsa adlı dindaşımız ve yurttaşımız yaşamaktadır. (Bunu da geçtik.).
*
Ramazan arifesinde ve tam da TBMM Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Raporu’nun açıklamasına günler kala çok önemli ve tarihsel bir başka açıklamaya daha tanık olduk:
TBMM eski başkanı Bülent Arınç: “Bu toplum aziz millet olmaktan çıktı. Dindarlık şu anda herkesin kaçtığı bir noktaya geldi. Millet Müslümanlığı bıraktı. Başörtüsünü terk ediyor. Namazı terk ediyor!”
(Bu açıklama, ne yazık ki dindar ve kindar nesil hedefinin çöktüğüne parmak basmaktır. Günahı başka parmak basanların değil de çökertenlerin boynuna...)
**
Arınç'ın bu açıklaması, süreç komisyonuna ve TBMM’ye umutların bağlandığı bir döneme denk geldi.
Belki bu da bir rastlantı ama çok manidar cinsinden. Şöyle ki:
“Toplumun genel yapısı siyasete de yansıyor. Toplum neyse ürettiği insanlar da parlamentodadır. Siz bu toplumdan yeni bir uyanış, yeni bir diriliş beklemeyin.” (11.02.2025)
*
Sayın Arınç kendi partisi dahil “transfer olan miletvekillerine” de dikkat çekiyodu:
“(Transfer olanların) kendi seçmenlerine karşı bir borcu vardır. Bu borcu ödemeleri lazım. Kaldı ki aynı zamanda ortada bir kul hakkı da vardır. Öncelikle seçmenleri ile helalleşmeleri gerekmektedir.”
Acaba Diyanet İşleri Başkanlığı şu mübarek günlerde ve özellikle de cuma hutbelerinde milyonlarca seçmenin oyunu alıp da
siyasal, parasal, istikbal uğruna başka partiye geçmenin “Allah'ın affetmeyeceğini ilan ettiği bir günah olduğunu” ve “emekli maaşlarına ek olarak cebe attıkları bu aylıkların haram-zehir zıkkım olduğunu” ilan etse... ( Olmayacak duaya amin de bir tür israf. Bunu da geçelim...)
**
Devletimizin ikinci ortağı Devlet Bey, Öcalan için “kurucu önder” buyurmuştu.
Bu söz bilinçdışı ağzından kaçmış bir söz değil.
Freud, psikanaliz ve psikanalitik kuramcılar bu tür ciddi kavramları otomatik işleyen duygu, düşünce ve anıları da içeren ve insan davranışlarını etkileyen önemli bir zihinsel süreç sonucu ağızdan çıktığını açıklıyor.
Bugüne dek Türkiye sınırları içinde kurucu önder sıfatı sadece İstiklal Savaşı’nı kazanarak Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran Gazi Mustafa Kemal Atatürk için kullanılmıştır.
Açık bir sır daha vardır:
Recep Tayyip Erdoğan da partisinin kurucu önderi olmakla yetinmiyor. Olabilir.
Önce “Türkiye Yüzyılı” ile başlatılan ve “terörsüz Türkiye” açılımı ile “ucu her tür savrulmaya açık” olan “yeni Türkiye'nin kurucu önderi” olmak istiyor.
İddialı bir siyasi lider için bunun da kınanacak bir yanı olmayabilir.
Yeter ki siyasi ömrünü uzatmak uğruna bir karış vatan toprağı 86 milyon vatandaşın kanı, canı ve dahası Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş ayarları ile oynanmasın.
Türkiye Cumhuriyeti “etnik” veya “din-mezhep-dil” ölçütlerine göre düzenlemelere maruz bırakılmasın!