Işığı üretmek
Üstün Dökmen
Son Köşe Yazıları

Işığı üretmek

21.04.2024 12:00
Güncellenme:
Takip Et:

İki gün sonra 23 Nisan. Kutlu olsun. Bu yılki 23 Nisan yazımı “ışığı üretmek” teması üzerine yerleştireceğim. 

IŞIĞI BEKLEMEK VEYA ÜRETMEK

Gerçekleşmesini istediğimiz bir konuda önümüze iki yol çıkar. Bu yollardan birisi oturup bu şeyin bir şekilde gerçekleşmesini beklemektir, diğer yol ise beklemek yerine o şeyi gerçekleştirmek için işe koyulmaktır.

Gerek geleneksel Batı kültüründe gerek bugün ülkemizde işe koyulmak yerine oturup bekleme eğilimine sıklıkla rastlarız. Örneğin Grimm masallarında Uyuyan Güzel, sabırla bir yakışıklı prensin kendisini keşfetmesini bekler. “Pamuk Prenses” masalında ise cüceler yarı baygın prensesi camdan bir tabuta koyarlar, o da keşfedilmeyi bekler. Sezer cam tabutta bekleyen Pamuk Prenses’i, günümüzde pencere önüne oturup kısmetini bekleyen genç kızlara benzetiyor.* Bence bütün bu bekleyişler edilgen, kaderci davranışlardır.         

Benzeri edilgenlik toplumsal yaşamın hemen her alanında çıkar ortaya. Çocukluğumda yetişkinlerin “Bir Atatürk gelse de bizi kurtarsa” dediklerini çok duydum. Okuduğum kadarıyla Moğolistan’da da insanlar Temuçin gibi sağ avucunda bir pıhtıyla doğacak ve ülkeyi kurtaracak bir Cengiz Han beklemişler. Bizde bir Atatürk bekleyenler hâlâ var. Bunlara “Beklemek yerine niçin bir tür Atatürk olmaya çalışmıyorsun?” demek geliyor içimden.

Batı’nın empoze ettiği üçüncü sınıf bir kişisel gelişimci tavsiyesi, “Sen iste, bütün bir evren sana yardım eder” şeklindedir. Milyarlarca galaksi sizin istekleriniz için mi koşturacak? Uzak galaksilerin isteklerinizi nasıl yerine getirecekleri konusunda akılcı ve anlaşılabilir bir mekanizma yoktur.

Tevekkülle iyi şeyler olmasını bekleme konusundaki bir başka davranış 31 Aralık akşamları çıkar ortaya. Pek çok kişi “Yeni yıl ülkemize, dünyamıza bolluk ve barış getirsin” der. Denetim odağı dışarıda olanların bu samimi dilekleri aslında pasif bir bekleyişin ürünüdür, işlevsizdir. 31 Aralık akşamları şöyle desek nasıl olur? “Ben yeni yılda ülkeme ve dünyaya bolluk ve barış getirmek için, karınca kararınca elimden geleni yapmaya çalışacağım.” Bu cümle, dışarıdan bir şeyler dilemek yerine özgüvenli bir iradenin ifadesi olur.  

MUSTAFA KEMAL IŞIĞI BEKLEMEDİ

Mustafa Kemal milletin başına piyango konmasını, ışığın bir yerlerden gelmesini beklemedi. Işığı kendisi üretti. Oysa Birinci Dünya Savaşı’nı ve Sevr Antlaşması’nı izleyen günlerde Mustafa Kemal dışında milletin büyük çoğunluğu kendi kendini kurtarmak yerine dışarıdan birilerine bel bağlamış bulunuyordu. (Bence başkasına bel bağlayan, onun karşısında el pençe divan durup el de bağlar.)

Ülkenin içine girdiği açmazdan nasıl kurtulacağı konusunda bazı aydınlar Amerika’ya, bazıları ise İngiltere’ye güveniyor, Amerikan veya İngiliz mandası olmalıyız diye düşünüyorlardı. İngiliz mandası olma isteğine şimdiki adlandırmayla “Stockholm sendromu” diyebiliriz. Birinci Dünya Savaşı’nda olanlara rağmen hâlâ İngiliz’in hâkimiyetine girme isteği tam tamına bir Stockholm sendromudur. Savaş sırasında Ürdün’de bir mağaraya sığınan Türk askerlerine İngilizler zehirli gaz atmışlardı. Bu olay Avam Kamarası’nda, “İnsanlara zehirli gaz atmak yasaktır” diye eleştirildiğinde İngiliz Bakan, “Biz zehirli gazı insanlara atmadık, Türklere attık” diyerek vahşeti savunmuştu. İşte bizim bazı dedelerimiz, ninelerimiz böyle düşünen insanların mandası, sömürgesi olmak istiyorlardı. Ne onursuz bir düşünce şekli.

Başına gelenlerden ders çıkaramayan çok sayıda Osmanlı vatandaşı ise hâlâ padişaha bel bağlıyordu. Oysa memleketin hali Sultan Vahdettin’in umurunda değildi. İstanbul, işgal altındayken, ülke matemdeyken onca para ve zaman harcayarak şanına ve itibarına uygun bir evlilik daha yapmıştı. Oysa Türk ve İslam geleneklerine göre mahallede matem varken düğün yapılmazdı. Söz konusu düğün, padişahın ilgisini ve enerjisini ülkeye değil yalnızca kendisine yönelttiği anlamına gelir. Ülkenin insanları ne yazık ki böyle bir padişahtan medet umuyor ona bel bağlıyordu. Halkın bu tavrı ışığı yanlış yerde aramak anlamına gelir. Oysa ışık halkın içindeydi.

Edebi değeri tartışılabilir ancak “Simyacı” romanının iletisi güzeldir. Romanda, “Hazineyi uzaklarda arama, hazine senin yanında, içindedir” denilmektedir. Osmanlı kendi kendisini bitirirken –tarihsel süreç içinde bu sonuç kaçınılmazdı- insanların uzaklardan, Amerika’dan, İngiltere’den ya da padişahtan bekledikleri ışık aslında milletin kalbinde ve zihnindeydi. Mustafa Kemal, bu ışığı herkesten önce gördü ve milletine gösterdi. 

Yıllar önce yazdığım bir marşta “Işığı beklemeyiz, ışığı üretiriz” demiştim. Bu görüş daha sonraki yıllarda geliştirdiğim “Boyutsallık” yaklaşımının temelini oluşturmaktadır. Yarına kalmak isteyen toplumlar ışıklarını geçmişten veya dış unsurlardan beklememeli, bizzat kendileri üretmelidirler. Mustafa Kemal’in Meclis’i, Cumhuriyet’i gibi.  

* Sezer, M. Ö. (2017) Masallar ve Toplumsal Cinsiyet. İstanbul: KOR Kitap.

Yazarın Son Yazıları

Atahualpa’dan Srebrenitsa’ya yalan

Çocuğa söylenen “küçük” bir yalandan savaş zamanında verilen tutulmamış sözlere, yapay zekâyla üretilen sahte görüntülere kadar yalanın ölçeği değişse de sonucu benzer: Güven aşınıyor. Tarihten ve gündelik yaşamdan örnekler, kısa vadede kolaylık sağlayan kandırmacaların uzun vadede bireyler ve toplumlar için ağır sonuçlar doğurabileceğini gösteriyor.

Devamını Oku
04.10.2026
Günlük yaşamda bilimsel düşünce

Günlük yaşamda bilimsel düşünce

Devamını Oku
27.09.2026
Düşüncelere saygılı olmak şart mı?

Her düşünce doğru, tutarlı veya eleştiriden muaf değildir. Bilimsel iddialardan dini görüşlere kadar farklı alanlarda fikirleri sorgulamak ve gerektiğinde onlara karşı çıkmak mümkün. Önemli olan bunu karşımızdaki kişiyi küçümsemeden yapmak. Saygının adresi düşünceler değil, onları dile getiren insan olmalı.

Devamını Oku
20.09.2026
Çocuğun yüzüne bakmak

Bir çocuğun yaşadığı korkuyu, sıkıntıyı veya güvensizliği her zaman sözcüklerinden anlamak mümkün olmayabilir. Yüzü, bakışları ve davranışları çoğu zaman daha fazlasını anlatır. Çocukla kurulan göz teması yalnızca sorunları fark etmek için değil, özellikle erken yaşlarda güvenli bağlanmanın gelişmesi ve ona dünyanın güvenilir bir yer olduğu duygusunun verilmesi açısından da önem taşır.

Devamını Oku
13.09.2026
Eşitsizliği görmek ve görmezden gelmek

Eşitsizliği görmek ve görmezden gelmek

Devamını Oku
06.09.2026
Bir milletin varoluş savaşı

30 Ağustos Başkomutanlık Meydan Muharebesi, yalnızca bir ordunun başka bir orduyu yenmesi değil, yok edilmek istenen bir toplumun varlığını koruma mücadelesinin belirleyici anıydı. 26 Ağustos’ta başlayan Büyük Taarruz, Dumlupınar’daki kuşatmayla zafere ulaşırken “Ya istiklal ya ölüm” diyen bir milletin bağımsızlığını ve geleceğini kendi elleriyle kurmasının yolunu açtı.

Devamını Oku
30.08.2026
İstanbul Sözleşmesi ve telgraf telleri

İstanbul Sözleşmesi ve telgraf telleri

Devamını Oku
23.08.2026
Çağdaş ahlak eğitimi: Kohlberg

Azarlamak, cezalandırmak ya da otoriteye itaati öğretmek, kişinin ahlaki gelişimini sağlamıyor; yalnızca denetim sürdüğü sürece kurallara uyan bireyler yaratabiliyor. Kohlberg’in altı basamaklı ahlaki gelişim yaklaşımı ise empatinin, sorgulamanın ve kişinin doğruyu kendi vicdanıyla bulup içselleştirmesinin daha ileri bir ahlak anlayışının temelini oluşturduğunu gösteriyor.

Devamını Oku
16.08.2026
Ahlak ve bilim seferberliği

Ahlak ve bilim seferberliği

Devamını Oku
09.08.2026
Yeni dünya hukuku ve Lozan'lar

Yeni dünya hukuku ve Lozan'lar

Devamını Oku
26.07.2026
Rekabet, haset, kıskançlık

Birbirine benzese de farklı anlamlar taşıyan rekabet, haset ve kıskançlık; insan ilişkilerinden iş yaşamına, siyasetten aile yaşamına kadar pek çok alanda davranışlarımızı biçimlendiriyor. Bu üç duygu arasındaki sınırları doğru okuyabilmek, yıkıcı olanla doğal olanı ayırt edebilmenin de anahtarı.

Devamını Oku
19.07.2026
Kız neş'esi ve yılmazlık

Kız neş'esi ve yılmazlık

Devamını Oku
12.07.2026
Köleleşme

Kölelik tarih boyunca zincirlerle ve kırbaçlarla kuruldu. Günümüzde ise tüketim alışkanlıkları, ve görünmez bağımlılıklar, özgürlük duygusunu yeniden sorgulatıyor. Kölelik düzenleri tarihe karışsa da modern yaşamın sunduğu konfor ve teknolojibireyi farkında olmadan yeni bağımlılık ilişkilerinin içine çekebiliyor.

Devamını Oku
05.07.2026
Ahlak eğitimi

Ahlak eğitimi

Devamını Oku
28.06.2026
Beyaz Zambaklar Ülkesinde

Günümüzde pek çok eğitimci, aydın Finlandiya’daki eğitim mucizesini görüp öğrenmek için Finlandiya’ya gidiyor. Bence gereksiz, görüp öğrensek bile ülkemizde uygulayamayız. Atatürk Finlandiya’daki şahlanışı anlatan “Beyaz Zambaklar Ülkesinde” isimli kitabı Türkçeye çevirtmiş ve askeri okullarda okunmasını istemişti. Biz Finlandiya eğitim sistemini 90 yıldır biliyoruz. Biliyoruz da hayata geçiremiyoruz.

Devamını Oku
21.06.2026
Ey Türk genci

Ey Türk genci

Devamını Oku
14.06.2026
‘Sarı Zarflar’

Nazi Almanyası’ndan Sovyetler Birliği’ne, McCarthy döneminden günümüze uzanan ortak bir hikâye: Düşünceleri nedeniyle hedef alınan insanlar. “Sarı Zarflar”, bu evrensel yarayı sinema diliyle yeniden hatırlatıyor.

Devamını Oku
07.06.2026
Dalkavukluk, dilencilik ve yalancılık

Dalkavukluk, dilencilik ve yalancılık yalnızca insana özgü davranışlar değil. Ancak insanı ayıran şey, bu eğilimleri ahlak ve bilinç süzgecinden geçirebilme sorumluluğu. Doğada sahte sinyal, yiyecek isteme ve çıkar için davranış değiştirme örnekleri var. İnsanda ise bu davranışlar dil, bilinç ve ahlakla birleşince çok daha karmaşık duruma geliyor.

Devamını Oku
31.05.2026
Dahili ve harici bedhahlar

Dahili ve harici bedhahlar

Devamını Oku
24.05.2026
Düşmana saygı insana saygıdır

Düşmana saygı insana saygıdır

Devamını Oku
17.05.2026
Kızılderili nikâhı

Bir süre önce eşimle birlikte Siyu (Sioux) Kabilesi’ne ait bir nikâh töreninde bulunmuştuk. Nikâhı bu kabileye mensup Şaya Hanım kıymıştı. Törenden sonra Şaya Hanım, “Size teşekkür ediyorum” dedi. Neden teşekkür ettiğini sorduk, “Genellikle Kızılderili olmayanlar bizim nikâhlarımızı izlerken bıyık altından gülüyorlar, siz gülmediniz, ciddiye aldınız” dedi.

Devamını Oku
10.05.2026
Pers ve İran kültürü

Birinden mi duydum, ben mi söyledim hatırlamıyorum fakat 2011 yılında aldığım “İran Tarihi” adlı kitabın kenarına “İran’ı işgal edebilirsiniz ancak ona sahip olamazsınız” yazmışım. Çünkü İran’ın edebiyatı ve sineması güçlüdür. Edebiyatları, müzikleri, sinemaları güçlü olan ülkeler bir dönem içeriden veya dışarıdan sıkıntı yaşasalar bile sonuçta suyun üstünde, tarihin içinde hayatta kalmayı başarırlar.

Devamını Oku
03.05.2026
23 Nisan çocukları

23 Nisan çocukları

Devamını Oku
26.04.2026
Siber zorbalık

Siber zorbalık yalnızca dijital bir taciz değil, sınır tanımayan yeni bir şiddet biçimi. Üstelik yapay zekâ ile birlikte gerçek ile kurgu arasındaki çizgi her zamankinden daha tehlikeli biçimde bulanıklaşıyor. Siber zorbalık, yapay zekâ ile yeni bir evreye girmiş durumda. Çocuklarını siber zorbalıktan korumak için anne babalar, rahatsız edici olmadan onları gözlemeli, sergiledikleri değişiklikleri fark edebilmelidirler. Bir de internet kullanımını çocukla karşılıklı olarak anlaşarak sınırlandırmalıdırlar.

Devamını Oku
19.04.2026
Okul zorbalığı

Okul zorbalığı

Devamını Oku
12.04.2026
Songül ve Mahmut Telli

Zülfü Livaneli, “Serenad” isimli romanında “Türkiye’de her ailenin bir hikâyesi vardır” der. Balkan Savaşı, Çanakkale Savaşı, Sarıkamış, Kurtuluş Savaşı, 12 Mart’ın mağdurları, 12 Eylül’ün muğlak kayıpları ve türlü felaketler bu duruma neden olmuştur. Acısıyla, tatlısıyla kendine özgü hikâyesi olan bir Türk ailesi de Telli ailesidir. Songül ve Mahmtu Telli çiftinin Cenk ve Cem adlı iki oğulları olmuştu. Ailenin başına gelen felaket Cenk’i 19 yaşındayken Almanya’da bir trafik kazasında kaybetmeleriydi.

Devamını Oku
05.04.2026
Zorbalık

Zorbalık

Devamını Oku
29.03.2026
Binek taş kadar pırlanta

Kadın cinayetlerini durdurma çabası, kısıtlı çevrelerdeki kınama seanslarından sıyrılıp İstanbul Sözleşmesi gibi hukuki güvencelere ve toplumsal bağlantısallık ilkesine dayanmak zorunda. Siyasal üsluptaki öfke dilinden televizyon dizilerindeki silah güzellemesine kadar her ayrıntı, şiddeti bir yaşam biçimi olarak meşrulaştırıyor. Gerçek çözüm ise ekonomik iyileşme ve eğitim reformuyla desteklenen topyekûn bir kültürel değişimde yatmaktadır.

Devamını Oku
15.03.2026
Çocuk çeteleri

Çocuk çeteleri

Devamını Oku
22.02.2026
Balım kız, dalım oğul

Çocukluğun o hışırtılı radyo günlerinde, radyo başından ayrılmayan bir neslin belleğinde iz bırakan bir ses: Dr. Ceyhun Atuf Kansu’nun Anadolu coğrafyasını, bitkilerini ve kültürünü destansı bir üslupla anlattığı o unutulmaz radyo konuşmaları, Cumhuriyet’i ve Anadolu’yu selamlıyordu.

Devamını Oku
15.02.2026
Tükenmişlik sendromu

Tükenmişlik sendromu

Devamını Oku
08.02.2026
Reklamlar

Birçok reklam, ürünü tanıtmakla yetinmeyip manipülatif bir dil kullanır yani tüketiciyi alttan alta o malı almaya yönlendirir. Reklam öyle olmalıdır ki tüketici o reklama bakarken kendi yaşamında bir eksiklik hissetmelidir. Pek çok reklam manipülatif davranarak tüketiciyi huzursuz etmek ve şöyle hissetmesini sağlamak ister: Eğer bu benzeri ürünler sende yoksa sen fakirsin, hatta bir hiçsin.

Devamını Oku
01.02.2026
Sadun Boro’nun pusulası

Sadun Boro’nun pusulası

Devamını Oku
25.01.2026
Bezdirinin (mobbing) formülü

“Bezdiri” veya Türkçe yazılışıyla “mobbing” genelde küçük gruplar için kullanılan bir kavramdır ancak dünya ölçeğinde de kullanılabilir kanısındayım. Önce küçük gruplarda bezdiriye bakalım.

Devamını Oku
18.01.2026
Çocuklara ve gençlere hüsnükabul

Çocuklara ve gençlere hüsnükabul

Devamını Oku
11.01.2026
Çocuklarda ve toplumlarda üç tür doğum

İnsan sadece bir kez mi doğar? Fizyolojik ayrışmanın ardından gelen psikolojik onay ve sosyal yaşama katılım, bireyin gerçek doğum haritasını oluşturuyor. Bireyden devlete, kişisel tarihten toplumsal belleğe uzanan bu üç aşamalı doğum süreci, "biz" olabilmenin ve aidiyet kurmanın temellerini sarsıcı bir metaforla ele alıyor.

Devamını Oku
04.01.2026
Yine astroloji

Psikolojide, “İnsan bilişsel cimridir, bir konuda bir kalıp yargı edindiğinde yeni gelen bilgilerle bu yargıyı test etme zahmetine katlanmaz, yeni gelen bilgiyi ‘yanlıştır’ diyerek reddeder” deriz. Bu insan tercihi gelişmeyi, gerçeğe yaklaşmayı engeller. Astroloji sevdası da temelde birtakım kalıp yargılara dayanır.

Devamını Oku
21.12.2025
1727

Gerilemenin nedeni geleneklere bağlı kalmamak mıydı yoksa pozitif bilimi esas alıp gelişime ayak uydurmamak mı? Eski haritalara güvenip Rus donanmasının gelişini anlamayan yöneticilerden, yenilikten korkan toplumlara... Bilimsel ilerlemeden uzak kalmanın yüzyıllar boyunca telafi edilemeyen acı sonuçları oldu.

Devamını Oku
14.12.2025
Coşkun Faik Kavala

Bu yazıda sizlere Coşkun Faik Kavala’nın “Klimatoloji ve Çin Kaynaklarında Gök-Türk Çağında İklim Krizi” adlı kitabından söz edeceğim. Kitaba göre Geç antikçağ’da MS 536-547 yılları arasında küresel soğumaya yol açan küçük buz çağı yaşanmıştır. Söz konusu dönem özellikle Türk tarihinde önemli kırılmalar yaratmıştır.

Devamını Oku
07.12.2025
Gösteriş merakı

Bazıları kıyafetlerini ve oturdukları güzel sofraları sosyal medyada yayımlıyorlar. Altına da “Filanca lokantada nefis bir dolma yedik” şeklinde not düşüyorlar. Bence bu tavır görgüden uzak bir davranıştır. Gösteriş merakı yeni değil. Eskiden beyzadeler cins atlara binmekle övünürlerdi şimdi insanlar lüks arabalara binmekle övünüyorlar. Pek çok anne baba bana çocuklarının marka düşkünlüğüyle nasıl başa çıkabileceklerini soruyor. Onlara, “Siz markaya düşkünlük göstermeyin çocuğunuz da göstermez” diyorum.

Devamını Oku
30.11.2025