Eğitimci anne babanın eğitimci kızı

Işıl Okan Gülen: Aldığı eğitimden mutlu olan gençlerin ağırlıklı olduğu bir Türkiye hayalim var. Türkiye’de eğitim maalesef bir türlü sisteme oturamadı.

26 Eylül 2021 Pazar, 10:29
Eğitimci anne babanın eğitimci kızı
Abone Ol google-news

Öğretmen anne-babanın olduğu bir ortamda büyüdü ‘Geleneği bozmadım’ diyerek o da eğitim hayatına atıldı. Okan Holding Yönetim Kurulu Başkanı Bekir Okan'ın kızı Işıl Okan Gülen, “Gençlerle birlikte olmak enerjimi yükseltiyor” diyor. İstanbul Okan Üniversitesi Mütevelli Heyet Başkan Yardımcısı ve Okan Koleji Kurucu Temsilcisi Işıl Okan Gülen ile Türkiye’deki eğitimi ve hedeflerini konuştuk.

- Kariyer yolculuğunuzdan biraz bahseder misiniz, hayalinizdeki iş neydi?

Saint-Joseph Fransız Lisesi’nden sonra Paris Sorbonne Üniversitesi’nde İşletme-İnsan Kaynakları lisansı, Florida International Üniversitesi’nde Uluslararası İşletme yüksek lisansı (MBA) yaptım. Hali hazırda Marmara Üniversitesi’nde Yönetim Organizasyon alanında doktora tez aşamasındayım. Hem Avrupa hem de Amerika’da eğitim tecrübesi kazandım. Ben eğitimci bir anne-babanın çocuğuyum. Çocukluktan beri eğitimle iç içe büyüdük. Ben de geleneği bozmadım, eğitim işinden uzak kalamadım. Öğretmen anne-babanın olduğu bir ortamda büyüdüğüm ve ben Paris’te öğrenciyken İstanbul Okan Üniversitesi kurulduğu için kariyerimi de eğitim sektöründe planladım.

Işıl Okan Gülen, Şehriban Kıraç'a konuştu.

BAŞKA ŞİRKETTE ÇALIŞMAK İÇİN ISRARCI OLDUM

- Aile şirketinde çalışmaya nasıl karar verdiniz, ne tür zorlukları var, yönetimde genç kuşağın talepleri istekleri ne kadar itibar görüyor?

Kendisi de eğitimci olan babam Bekir Okan, eğitime yatırım yapma hayalini 1999 yılında kurulan,  “İş Yaşamına En Yakın Üniversite” vizyonuna sahip İstanbul Okan Üniversitesi ve 2011 yılında kurduğumuz Okan Koleji ile gerçeğe dönüştürdü. 50 yıllık iş hayatı geçmişi olan bir iş insanı olarak ülkesine borcunu ödedi.

Yurtdışından döndüğümde öncelikle başka bir şirkette çalışmaya başladım. Bu konuda çok ısrarcı oldum. Orada edindiğim kısa tecrübe bile iş hayatına bakış açımı ve işveren-çalışan ilişkisini her iki taraftan da görmemi sağladı. Daha sonra enerjimi ve birikimimi aile işimize harcamak için İstanbul Okan Üniversitesi’nde çalışmaya başladım. Ardından Okan markasını ve tecrübesini daha küçük yaşlara aktarmak için Okan Koleji’ni kurduk. Anaokulundan üniversiteye her kademede Atatürkçü, yenilikçi, özgüveni yüksek nesiller yetiştiriyoruz.

Ben hem İstanbul Okan Üniversitesi’nde Mütevelli Heyet Başkan Yardımcısı olarak, hem de Okan Koleji’nde Kurucu Temsilcisi olarak görev alıyorum. Yurtdışı tecrübemi ve birikimimi her iki kurumda da kullanarak fark yaratmaya çalışıyorum. 

Babam gençlerin fikirlerine önem verir. Çocuklarına danışmaktan, onların yorumlarını almaktan çekinmez. Büyüklerimizin tecrübelerinden öğrenecek çok şeyimiz var. Ancak dünya da değişiyor. Biz yeni kuşaklar bu değişime ve hıza daha hızlı adapte olup tecrübe ile yeniliği birleştirmeye çalışıyoruz.

- Şu anda hem üniversite hem kolej tarafında faaliyet yürütüyorsunuz, bu alanın zor ve keyifli yanları nelerdir, size ne tür katkıları var?

Gençlerle birlikte olmak enerjimi yükseltiyor. Ben de iki çocuk sahibi bir anneyim. Çocuklar ve gençlerin eğitimine yatırım yapmak ve bunun çocukların, gençlerin hayatında yarattığı farkı görmek bana mutluluk veriyor. Daha çok çalışmak ve yenilikler yapmak konusunda beni motive ediyor. Anaokulundan başlayıp liseden mezun olan bir öğrencimizin başarısına şahit olmak veya üniversiteden diplomasını alıp mezun olan öğrencilerimizin ve ailelerinin gözlerindeki gururu görmek yaptığımız işin en keyifli yanı…

İşimin bana en büyük katkısı ise gençlerle birlikte daha yenilikçi düşünebiliyor olmam. Bazı şeyleri kalıbının dışında görebiliyorum, hayal edebiliyorum. Bu da çok keyifli.

GENÇLERİ CESARETLENDİRMELİYİZ

- İş alanında ne tür hedefleriniz var?

İş alanında en büyük hedefim belirli bir akademik altyapının yanında, girişimci, yenilikçi ve fikir/proje üretmekten korkmayan ve kendine özgüveni olan gençler yetiştirmek. Artık dünya başka bir yöne gidiyor. Farklılıklardan, yenilikten korkmamak, bunları desteklemek gerekiyor. Eski zamanlarda gençlerin fikirleri dinlenmez veya gereksiz bulunurken şimdi çok güzel bir girişimcilik fikri olarak değerlendirilebiliyor. Nice gençler daha lisedeyken, üniversitedeyken dünyayı değiştirecek fikirler üretebiliyor. Desteklenirse hayata geçirebiliyor.

Biz eğitimcilerin en büyük hedefi bilgiyi en doğru şekilde aktarmanın/öğretmenin yanı sıra gençlerin önünü açmak, cesaretlendirmek, desteklemek olmalı. Eğitim gerçekten sihirli bir iş…

- İş hayatında daha fazla kadın olması için hangi adımlar atılmalı, kadınlara neler önerirsiniz?

Türkiye, maalesef kadınlarda istihdam oranı en düşük ülkelerden biri. Biz kadın çalışan sayımızla oranı yükseltmeye çalışan kurumlardan biriyiz. Kolejde ve üniversitede kadın çalışanlarımızın oranı yüzde 70 civarında. Yönetim kadrosunda kadın çalışan sayımızı artırdığımız bir dönemdeyiz. Kadınların iletişim gücü, duygusal zeka, ekip çalışmasına yatkınlık ve organizasyon yeteneği gibi özellikleriyle erkeklerin zaman zaman önüne geçtiğini düşünüyorum. 

Bizim gibi kadınlara pozitif ayrımcılık yapan kurum ve şirketlere başvurmak, bu şirketlerde görev almak, üst düzey yönetici pozisyonundaki kadınların artmasını sağlayacaktır. Kadınların üst düzey kademeler için aday olmaktan, kendini göstermekten çekinmemesini öneriyorum. Biz kurumlarımızda yönetici pozisyonlarında da kadınların yer almasını destekliyoruz.

İYİ HAL İNDİRİMİ KABUL EDİLEMEZ

- Kadına şiddet çok arttı. Bu haberleri duyunca ne hissediyorsunuz, bunun önüne nasıl geçilebilir?

Kadına şiddetin ve kadın cinayetlerinin karşısında durmak hepimizin görevi. Yasaların uygulanması, suçluların cezalandırılması konusunda hepimiz takipçi olmalı, kadın dernekleri ve STK’larla birlikte hareket etmeliyiz. Kadın cinayetlerinde ‘iyi hal’ indirimi olması kabul edilemez.

Ben konunun sosyolojik olarak da değerlendirilmesi gerektiğini düşünüyorum. İlk eğitim ailede başlar. Sevgi ortamında büyümüş çocukların şiddete daha az eğilimli olduğu bir gerçek. Anne-babalar evde birbirlerine karşı olumlu davranışları ve söylemleri ile de çocuklarına rol model olmalılar.

SEYAHAT ETMEYİ SEVİYORUM

- İş özel hayat dengesini nasıl sağlıyorsunuz? Günlük rutininiz nasıl?

İş, ev ve çocuklarla ilgili sorumluluklarım nedeniyle haftayı planlamalarının zaman yönetimi açısından önemli olduğunu düşünüyorum. Bazen iş-özel hayat dengesinin bozulduğu zamanlar olabiliyor ama mümkün olduğunca evdeki zamanımı aileme ayırmaya özen gösteriyorum. Ailece seyahat etmeyi çok seviyoruz. Eşimle baş başa veya arkadaşlarımızla 3-4 günlük yurt içi ve yurt dışı seyahatlerimiz oluyor. Yeni yerler görmek ve birlikte vakit geçirmek bize keyif veriyor.

Açık havada yaptığım yürüyüşler hem bedenime hem zihnime çok iyi geliyor. 15 yıldır haftada 2 gün pilates yapıyorum.

- Ne tür tutkularınız ve hobileriniz var? Ne okur, ne dinler, ne izlersiniz?

Dünyayı gezmek, yeni yerler görmek, farklı kültürlerle tanışmak, yeni yemekler tatmak en büyük tutkum. Çocukluğumdan beri seyahati çok severim. Ailemle yurt içinde ve yurt dışında birçok seyahat yaptık. Bu tutku yeniliklere, yeni kültürlere, yeni ortamlara hemen uyum sağlayabilmemiz konusunda önemli bir altyapı oluşturdu. Ben de bu kültürü, bu tutkuyu şimdi bizzat çocuklarıma aşılıyorum. Bunun meyvelerini de almaya başladık. Mesela 6,5 yaşındaki oğlum ülkelere, kültürlere çok meraklı. Neredeyse tüm ülkeleri ve başkentlerini, bayraklarını tanıyor. Bu ülkeler ile ilgili yeni şeyler öğrenmekten keyif alıyor. 3 yaşındaki kızım da yabancı dile çok yatkın. Yeni bir dil duyduğunda soruyor, merak ediyor.

Açıkçası okuduğum kitapların, izlediğim dizilerin, filmlerin tarzı ruh halime göre değişiyor. Yoğun ve yorucu bir dönemdeysem daha keyifli ve kolay izlenen dizi-filmler tercih ediyorum. Daha az stresli ve rahat dönemlerimde ise güncel konuları içeren, üzerine düşündüren dizi, film-belgeselleri seçiyorum. Roman okumayı severim. Çocuk eğitimi ve davranışları ile ilgili kitapları da elimin altından eksik etmem. Özellikle caz dinleyerek ruhumu dinlendiririm.

- Hayattaki idolünüz kim?

Hayattaki idolüm kesinlikle babam Bekir Okan. Daha 21 yaşındayken başlayan girişimcilik hikayesi, cesareti, yılmadan çalışması ve başardıkları ben daha çocukken rol modelim olmasını sağlamıştı. Tüm bu yoğun iş hayatı içinde ailesini hiçbir zaman ihmal etmemesi, bize her zaman vakit ayırması da örnek aldığım taraflarından biri oldu.  

EĞİTİM MAALESEF BİR TÜRLÜ BİR SİSTEME OTURAMADI

- Nasıl bir Türkiye hayaliniz var?

Aldığı eğitimden mutlu olan gençlerin ağırlıklı olduğu bir Türkiye hayalim var. Çünkü bu, hayattaki başarıyı da beraberinde getiriyor. Türkiye’de eğitim maalesef bir türlü bir sisteme oturamadı. Eğitim dediğimiz şey bir zincir ve bir bütün olarak ele alınmalı. Ülkemizde eğitim daha çok test odaklı ve ezberci bir yaklaşımla ilerliyor. Öğrenciler bu sistem içinde sorgulamaya, araştırmaya zaman bulamıyor. Öğrenciler testlere odaklandıkları için özellikle matematik ve okuduğunu anlama kısmında dünya ortalamasının çok gerisinde. PISA sonuçları da ne yazık ki bunu ortaya koyuyor. 

Eğitimde köklü bir değişim gerekiyor. Bunun da bugünden yarına olması beklenemez. Anaokulundan üniversite sonuna kadar daha nitelikli yaklaşımlar olmalı. Öğrenciler yöneleceği alanları puanlarına göre değil, yetenek ve isteklerine göre belirlemeli. Artık bilgiye ulaşmak çok kolay ancak biz öğrencilerimize ‘doğru bilgiye nasıl ulaşacaklarını’ öğretip, kendilerini diğer alanlarda nasıl geliştirebilecekleri konusunda yönlendirmeliyiz.

Türkiye çok büyük genç nüfusa sahip bir ülke. Ancak maalesef ülkenin her köşesindeki öğrenciler aynı eğitim imkanlarına sahip değil. Öncelikle her yaştan öğrenciye minimum düzeyde de olsa standart eğitim imkanları sunulabilmeli. Biz İstanbul Okan Üniversitesi’nde verdiğimiz değişik oranlardaki burslarla daha çok öğrenciye kaliteli eğitim imkanı sunmaya çalışıyoruz, başarıyı destekliyoruz. Okan Koleji’nde de özgüveni yüksek, sebep-sonuç ilişkisi kurabilen, ezberci ve test odaklı değil büyük resmi görebilen ve yorumlayabilen, iki yabancı dile sahip öğrenciler yetiştiriyoruz. 

Artık globalleşen dünyada yabancı dilin önemi de arttı. Biz anaokulundan itibaren İngilizcenin yanı sıra Çince, Rusça, İspanyolca, Fransızca veya Almanca dillerinden birini 2. yabancı dil olarak öğretiyoruz. Sadece dili değil, ilgili ülkenin kültürünü de öğretmeye önem veriyoruz.