Cumhuriyet’in kuruluşu sürecinde kitle iletişim araçlarının kurumsallaştırılması
Cumhuriyet döneminde Ankara’nın kültürel belleğini biçimlendiren aydınların / yazıncıların buluşma yerleri, öne çıkan kişilikler ve konulara ilişkin çok sayıda yazısıyla tanınan yazıncı ve araştırmacı Selim Esen’in “Radyo Yazıları”1 adlı kitabı, en önemli kitle iletişim araçlarından biri olan radyonun kurulması ve kurumsallaşması sürecinde, 1927- 1967 yılları arasında olup bitenleri serimliyor.
Yazıncı özgürdür! Onur Bilge Kula'nın yazısı...
“Victor Hugo, Goethe denli olmasa da önemli filhelenist yazıncılardan biridir. Bu yazıncının ‘Oryantaller’ için yazdığı önsöz yazınsal bakımdan çok değerlidir. Almancadan Türkçeye çevirdiğim bu önsöz, çevirinin çevirisi olarak yazınsal çeviri sorununa örnek olarak da irdelenebilir. Bu önsözün bir başka önemi, yazarın Doğu’ya bakışındaki insancıllığı ve toleransı yansıtmasıdır.”
‘Faust II‘, Filhelenizm ve Türk imgesi (07.11.2020)
İngiliz şair Byron’un ölümü üzerine, Faust II’yi yazmaya başlayan Goethe, Temmuz 1831’de sonuçlandırdığında, güncesine ‘Asıl işimi bitirdim!’ notunu düşer. Yapıtı mühürler ve ölümünden sonra yayımlanmasını ister. Faust’ta ‘Türk’e yapılan dolaylı göndermeler, ‘Faust II‘nin ‘Helena’ adlı bölümünde yer alan Euphorion figüründe görülebilir.
‘Faust’, nasıl okunabilir?
‘Bir yazınsal izlek, bir tarihsel-toplumsal görüngüyü nasıl kalıcılaştırabilir?’ sorusunu, Goethe’nin, ‘Faust’ ile yanıtladığı söylenebilir. Bu soru, Goethe’nin yazınsallaştırdığı Faust izleğinde açıklanabilir. ‘Faust’, Türk-Yunan gerilimlerinin tarihi bakımından alımlanabilir. Türkiye, Goethe için ‘uzaklık’ demektir; sürekli aynı ve benzer olayların diyesi, savaşların yinelendiği yer demektir; tekdüzelik, değişmeme demektir.
‘Faust’, nasıl okunabilir? Onur Bilge Kula'nın yazısı...
‘Bir yazınsal izlek, bir tarihsel-toplumsal görüngüyü nasıl kalıcılaştırabilir?’ sorusunu, Goethe’nin, ‘Faust’ ile yanıtladığı söylenebilir. Bu soru, Goethe’nin yazınsallaştırdığı Faust izleğinde açıklanabilir. ‘Faust’, Türk-Yunan gerilimlerinin tarihi bakımından alımlanabilir. Türkiye, Goethe için ‘uzaklık’ demektir; sürekli aynı ve benzer olayların diyesi, savaşların yinelendiği yer demektir; tekdüzelik, değişmeme demektir.
Zülfü Livaneli'den 'Huzursuzluk'
Zülfü Livaneli’nin yeni romanı “Huzursuzluk”, Lessing’in “Bilge Nathan” adlı önemli yapıtını anımsatıyor. “Huzursuzluk” ile “Bilge Nathan” arasındaki belirgin koşutluklar var. Hegel’in belirlemeleriyle Livaneli’nin yazınsallaştırdığı ‘harese’ kavramının benzerlikleri ise metne derinlik katıyor.