Aile dediğin sevgidir kan bağı bahane

‘Shoplifters’ ile Altın Palmiye kazanan Japon yönetmen Kore-eda ödüllü filmiyle ilgili olarak, “Suç üzerine söylemek istediğim şeyler birikti” diyerek, büyük suçların gözden kaçtığını ifade etti.

20 Mayıs 2018 Pazar, 22:08
Abone Ol google-news

Bir şekilde terk edilmiş ama mazlum olmayan, kendi ayakları üzerinde çocukların incelikli filmleriyle tanıdığımız Japon üstat Hirokazu Kore-eda, yeni filmi “Shoplifters” ile Altın Palmiye kazandı. Yakında Türkiye’de de gösterime girecek filmle ilgili büyük ödülü kazanmadan önce görüştüğümüz yönetmen, “Mecburiyetten bir araya gelen insanlar üzerinden aile dediğin nedir, bunu sorgulamak istedim. İlla da kan bağına değil seçilmiş aileye inanıyorum” diyerek kadınlar arasında nasıl da şefkatle büyültüldüğünü anlattı.

- Filmlerinizde hep terk edilmiş çocukların, alternatif ailelerin erdemleri üzerine şefkatle kafa yoruyorsunuz, nasıl bir çocukluk geçirdiniz?

Anne, teyze ve halalar bir arada, kadın şefkati ve ilgisiyle büyütüldüm. Bu nedenle inanılmaz şanslıyım. Bazen filmlerimdeki bu terk edilmiş çocukları izleyenler mutsuz bir çocukluk yaşadığımı ve kendimi filmlerle tedavi ettiğimi sanıyor ama hiç öyle değil. Kadın enerjisi ve sarıp sarmalayıcı sevgisi, hele ki Japonya gibi ataerkil bir toplumda çok gerekli. Babanın yokluğunda erkek eksik kalmıyor bence, önemli olan sevgi, kimden gelirse gelsin karşılıksız sevgi. Bu nedenle ve umuyorum ki filmlerimde de acı olayları duygu sömürüsü yapmadan anlatmayı birazcık başarıyorumdur.

‘Sadeliğe inanıyorum’

- Elbette, sizin terkedilmiş çocuklarınız bir şekilde hayatta kalıyor, biz izleyiciler iki damla gözyaşı dökerken dahi duygularımızla oynanmış hissetmiyoruz.

Umuyorum, çünkü bir çocuk üzerinden gözyaşı döktürmek kolay, önemli olan yazdığınız her cümleyi sadeleştirmek ve siz ne hissediyorsanız izleyicinin de onu hissedeceğini bilmek. Sevgi güçlü ama suiistimale açık bir duygu ve sinemada tarifi en zor şey belki de. Sadeliğe inanıyorum.

- Bu kez “Nobody Knows / Kimse Fark Etmiyor” (2009) filminizi hatırlatan bir olaylar örgüsü var, bu proje nasıl çıktı ortaya?

Uzun süredir aklımdaydı aslında. “Kimse Fark Etmiyor”a duygu olarak benziyor, evet ama zaten epeydir çabalıyorum bu hissiyatı hayata geçirmeyi. Çünkü suç üzerine söylemek istediğim şeyler birikti. Gazete haberlerinde bazı ailelerin emekli maaşı konusunda sahtekârlıklar yaptıkları, çocuklara dükkânlardan mal çaldırdıkları gibi basbayağı suç işlediklerini okuyoruz. Ama derinine baktığınızda büyük suçlar değil bunlar ve sosyal yardım projeleriyle kolayca halledilirler. Gelgelelim sansasyonal manşet sevdası ve cezalandırma refleksi var. Kimse pek bir şey yapmaya gönüllü değil gibi görünüyor.

- Neden sizce?

Çünkü böyle dramatik olaylar toplumu oyalıyor. Ayrıca büyük suçlar, milyon dolarlık sahtekârlıklar gözden kaçırılıyor, işte bu beni kızdırıyor. Aslında bu filmin çıkış nedeni de biraz kırılmışlık ve öfke galiba. Toplumun böyle ikiyüzlü davranması beni üzüyor.

- Yani iki elma çalan çocuğun trajedisini okumak bizi “duyarlı vatandaş” yapıyor.

Aynen! Zaten illa da kan bağına hiç gerek olmadığını anlamalıyız! Ama devlet de vatandaşına çocuğuna bakacaksa samimi olmalı, gönüllüler ordusu kurulmalı, çocuksuz çok aile var ama bunların organizasyonu gerektiği gibi yapılmıyor.