'AKP karşısındakileri rakip değil, iç düşman olarak kodluyor'

Yrd. Doç. Dr. Deniz Yıldırım, "AKP-MHP ittifakı kendini güvende hissetmiyor. Önce halkı yeniden siyasallaştıracak seçeneklere odaklanalım." diyor.

26 Mart 2018 Pazartesi, 11:42
Abone Ol google-news

Son kitabı "Saray Rejimi" ile anayasa değişikliği sonrası yaşanan süreci anlatan Siyaset Bilimci, Yazar, Yrd. Doç. Dr. Deniz Yıldırım, AKP-MHP ittifakı için " Kısa vadeli, taktik amaçlar için AKP ile ittifak yapıp da yine en sonunda AKP tarafından tasfiye edilmeyen tek aktör yok." diyor.

 Yıldırım'ın Evrensel'den Serpil İlgün'e verdiği röportajda öne çıkan başlıklar şöyle:

 "7 HAZİRAN KIRILMA NOKTASIYDI"

AKP için temel kriter, her zaman için iktidarını sağlamlaştırmak ve kurduğu yeni rejimi derinleştirmektir; ittifaklarını da buradan belirliyor. 7 Haziran bu açıdan önemli bir kırılma noktasıydı. Eski ittifaklarını tamamen dağıttı, bir geçiş süreci yaşatıldı ülkeye ve MHP ile ittifak 1 Kasım sonrasında daha görünür hale geldi. Bu süreçte, daha önce AKP’ye her sözü söyleyenler için AKP ile ittifak şöyle makbul hale geldi; “Bizim güvenlik, tehdit algılarımızı AKP benimsedi!” Dolayısıyla MHP dışındaki milliyetçi, ulusalcı kesimleri de içeren bu ittifak çok derin ve stratejik bir ittifak olmayabilir ama bugün için “ortak düşmanlar karşısında taktik ittifak” şeklinde değerlendirilebilir.

Son aşamadaysa AKP’nin ittifaklar siyasetinde 16 yıldır hiç değişmeyen bir gerçek daha var: Kısa vadeli, taktik amaçlar için AKP ile ittifak yapıp da yine en sonunda AKP tarafından tasfiye edilmeyen tek aktör yok.

"RAKİP DEĞİL DÜŞMAN OLARAK KODLUYOR"

Vatan hainleri kimler? “Kökü dışarda olanlar, kültürel olarak bu topluma yabancı olanlar, yerli ve milli olmayanlar...” diye uzatılabilecek bir liste. Aslına bakarsanız bu, faşizmin düşmanlaştırma dili. Karşısındakileri siyasi rakip olarak değil, bir tür iç düşman olarak kodluyor. İç düşman olarak kodlandığında, bu kesimleri yenmek zorunda olduğunu ifade eden, böylelikle toplumda da “iç düşmanlara” dönük baskıyı meşrulaştıran bir anlayış oluşturuyor. Toplum, sandığa bu kutuplaşma zemininde taşınmak isteniyor. Fakat 16 Nisan referandumunda AKP-MHP oylarının 1 Kasım seçimleri baz alınarak yüzde 65’e yaklaşması gerekirken, YSK müdahalesi ile yüzde 51’i zar zor bulması, kurulmak istenen zeminin henüz tam sağlamlaşmadığını gösterdi. 16 Nisan’dan sonra buna İYİ Parti ve Saadet Partisi etkisinin daha da eklenmiş olması AKP ve MHP açısından rahatsız edici.

ADAYLARA YA DA BOYKOTA DEĞİL, KURUCU BİR SİYASAL SÖZLEŞMEYE ODAKLANALIM

 Şimdiden “seçim mi, boykot mu” tartışmasına sıkışmanın yararlı olmadığını söylüyorum her şeyden önce. Her karar, bir örgütlenme sürecine dayanır. Çünkü bu kararları tek başına siyasi partiler de veremez, aydınlar da veremez, bireyler de veremez, bunlar örgütlü güç gerektiren işlerdir. Çoğunluğu sağlayamayacağınız her seçenek başarısızlıktır. Seçim de deseniz, boykot da deseniz bu böyle... Buradan hareketle benim söylediğim şu; önce biz yan yana gelişin bazı ilkeleri üzerinden konuşalım ve bu ilkeler, öneriler üzerinden halkın, özellikle politikadan umudunu kesen, yeniden büyük bir karamsarlığa kapılmaya başlamış geniş kesimlerin üzerindeki karamsarlığı giderelim. Yani “seçim mi, boykot mu” kararını vermeden önce halkı yeniden siyasallaştırabilecek seçenekleri bulmak lazım. İttifak, aday tartışması bugünün konusu değil. Seçim güvenliği sağlansın, baraj kaldırılsın, bunun yanında Meclisi yeniden siyasetin merkezine oturtacak, ifade, örgütlenme özgürlüğünü önceleyecek bir program ortaya konsun... Memleketin sorunlarının demokratik, barışçıl yollardan tartışılabileceği bir asgari demokratik geçiş sürecini örgütlemeliyiz. Yan yana gelişler bunun üzerinden sağlansın. Şu adayın arkasında mı duralım veya boykota mı gidelim, oluşacak bu program birliğine göre konuşalım. Aday çıkarılacaksa, sandığa gidilecekse de bu geniş kesimlerin mutabakat ilkelerinin adayı olsun. AKP’ye göre değil, AKP-MHP ittifakının yarattığı tahribata karşı kurucu bir siyasal sözleşmeye odaklanalım özetle. Ve bu süreci bunun inşası için tüm hürriyetçi güçler, halkçı, demokrat, cumhuriyetçi güçler için bir ortaklaşma vesilesine dönüştürelim.