AKP'nin Sendika Sınavı...

07 Ekim 2009 Çarşamba, 06:01
Abone Ol google-news

Türk-İş yöneticilerinin çoğunluğu, kendi geleceklerini güvenceye almak için AKP ile çelişmek korkusundan kurtulmak zorundadır. Bu ülkede demokrasinin eksiksiz uygulanması ve sosyal dengelerin kurulması için güçlü sendikalar vazgeçilemez, olmazsa olmaz kurumlardır ve bu kurumlar kişilerin bencil kaygılarından çok daha önemlidir.

Türk işçi hareketi olması gereken yerin çok gerisindedir ve bunun da nedeni 12 Eylül sonrasında çıkarılan, 1980 öncesi yaşanan olayların faturasını işçi sınıfına ve işçi sendikalarına çıkaran, işçi sendikalarını kâğıttan kaplana dönüştüren 2821 ve 2822 sayılı sendikal yasalardır.

Türkiye salt bu yasalar yüzünden uluslararası platformlarda haklı olarak eleştirilmiş, hükümetler bu eleştirilere uyum sağlamak için bu yasalarda değişiklikler yapmış, fakat yamalı bohçaya dönen yasalar günün gerçekleri ve uluslararası ilkelerle bir türlü örtüşmemiştir.

AKP hükümeti AB müktesebatı çerçevesinde AB yetkililerine verdiği Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmesi yasalarını değiştirmek sözünü yaşama geçirmek için ekim ayında düğmeye basmak kararındadır. Şu anda TBMM Sağlık ve Sosyal İşler Komisyonundan geçmiş olan tasarı Meclis gündemine alınmayı beklemektedir.

Hükümet ekim ayı içinde endüstriyel ilişkiler düzeninin sosyal tarafları ile bu konuda bir mutabakat arayışına girecek ve sonrasında bu tasarıyı Meclis gündemine getirecektir. Sosyal tarafların bu konuda bir mutabakat sağlamaları olanaksızdır, çünkü iki tarafın istekleri arasında köklü çelişkiler vardır.

Türk işçi hareketi güçsüz

Bugünkü konumu ile Türk işçi hareketi güçsüzdür. Türk-İş Genel Sekreteri Sayın Mustafa Türkelin verdiği bilgilere göre Türk-İşin 587 bin, Hak-İşin (AKPnin katkısı ve zorlaması ile) 71 bin ve DİSKin 47 bin ödenti veren üyesi vardır. Bir iş sözleşmesine dayanarak çalışan yaklaşık 13 milyon işçinin varlığı karşısında 705 bin sendika üyesi işçi ancak yüzde 5.54 oranında bir örgütlenme tablosu ortaya çıkarmaktadır ki bu dünya sıralamasının bir hayli aşağısında, zayıf bir işçi hareketinin varlığını ortaya koymaktadır.

Türk işçi hareketi güçsüz olduğu için demokrasi yörüngesine oturamamıştır ve sosyal adaletin yokluğu, sınıflar arası refah uçurumu ürkütücü boyuttadır. Bu nedenle çıkarılması düşünülen sendikal yasalar sosyo-ekonomik dengeler açısından son derece önemlidir.

Yetkiyi kötüye kullanma

Türk-İşin bir bilim kuruluna hazırlattığı gerçekçi ve uluslararası ilkelerle de örtüşen tasarısı Çalışma Bakanlığı tarafından kabul görmemiştir. Bakanlık, Meclis gündeminde bulunan, AKPli milletvekillerinin hazırladığı tasarının sosyal taraflarca esas alınmasını istemektedir. Biz bu yazıda satırbaşları ile yapılması gereken değişikliklere değinmek istiyoruz.

Öncelikle Türk sendikacılığı Çalışma Bakanlığı ve bürokratlarının siyasi etkilere ve tercihlere çok açık boyunduruğundan kurtarılmalıdır. Çalışma Bakanlığı, yetkisinin nasıl kötüye kullanılabileceğinin örneğini en son, bir işkolunda çoğunluğu olmadığı halde, Hak-İş Konfederasyonuna bağlı bir sendikaya yetki vermekle göstermiştir.

Türk sendikacılığında yandaş sendika yaratılmasını önlemek ve sendikaların siyasi partiler önünde bağımsızlığını korumak için işkolu tespiti ve toplusözleşme yapma yetkisi konularında karar vermek üzere Bakanlık dışında sosyal taraflarca bir Toplu İş İlişkileri Kurulu kurulmalı ve bu yetkiler Çalışma Bakanlığından alınmalıdır.

Bakanlık toplusözleşme yapabilme yetkisi için Ekonomik ve Sosyal Konsey üyesi veya en az 80 bin üyeli bir konfederasyona üyeliği yeterli görmekte, işkolu barajını kaldırmak istemektedir. Bu DİSKin tasfiyesi ile sonuçlanabilecek ve sendika enflasyonu yaratabilecek sakıncalı bir yaklaşımdır.

Yetki için işkolunda yüzde 3 üye sahibi olma koşulu daha sağlıklı olacaktır.

Sendika aidatlarına ve yöneticilerin ücretlerine sendika genel kurulları karar vermelidir. Bugün üye sayısı az fakat 25 bin lira aylık alan sendika yöneticileri, bütçesinin yüzde 80ini yönetici aylıklarına ayıran sendikalar vardır. Dayanışma aidatlarında sendikanın onayı aranmalı ve bu aidat sendika üyesinin ödediği aidatla eşdeğerde olmalıdır.

Sendikaların ticaret yapma yasağı kaldırılmalı ve sendikalar üyelerinin satın alma gücünü ayakta tutabilmek için ekonomlar açabilmelidir. Sendika yöneticilerinin yerel meclislere ve TBMMye seçilmeleri durumunda görevden ayrılma zorunluluğu kaldırılmalıdır. Sendikalar radyo istasyonu kurabilmelidir.

Grev yasakları mutlaka daraltılmalı, noter, banka, eğitim işkollarında grev hakkı tanınmalıdır.

İşveren kuruluşları aidatların kaynakta kesilmesi (check-off) görevinin işverenlere verilmesine karşıdır ve bunun kaldırılmasını istemektedir. Toplusözleşme yapan sendikalar bu zorunluluğu toplusözleşme hükmü haline getirebilirler ama birçok sendika yok olma tehlikesi ile karşı karşıya kalabilir. Bu nedenle bugünkü uygulama muhafaza edilmelidir.

Tarih onları affetmez

Almanya seçimlerinden sonra AKPnin sendikal yasalarda değişiklik yapmak isteyip istemeyeceği tartışılmaktadır, çünkü Merkel ve Sarkozy AKPnin AB hayalinin önüne kesin bir duvar örmüştür. AKP kendini ABye verdiği sözlerin yerine getirilmesi baskısından kurtulmuş sanabilir.

Türk-İş yöneticilerinin çoğunluğu, kendi geleceklerini güvenceye almak için AKP ile çelişmek korkusundan kurtulmak zorundadır. Bu ülkede demokrasinin eksiksiz uygulanması ve sosyal dengelerin kurulması için güçlü sendikalar vazgeçilemez, olmazsa olmaz kurumlardır ve bu kurumlar kişilerin bencil kaygılarından çok daha önemlidir.

Bu nedenle Türk-İş, demokratik haklarını kullanarak 2821 ve 2822 sayılı yasaların mutlaka işçi ve toplum yararına değiştirilmesi için, gerektiğinde, tribünlerden inmeyi düşünmelidir. Bunu yapmaz ve olaylara seyirci kalırlarsa tarih onları asla affetmeyecektir.

Dr. Engin ÜNSAL Tek-Gıda İş Sendikası Genel Başkan Danışmanı