Arkadaşının naaşını arayan şair

Kıbrıslızade Tevfik belki tarih için önemsiz birisidir ama ünlü Babıali Baskını’ndan söz edilirken, hiç değilse adına biraz daha genişçe yer verilmesi gerekenlerden biri değil miydi?

24 Eylül 2020 Perşembe, 08:54
Arkadaşının naaşını arayan şair
Abone Ol google-news

Shakespeare’in Hamlet’inde şöyle bir sahne vardır; iki asker Prens’i, aldıkları emir üzerine bir başka yere teslim ederler. Yanlarında, Prens’i teslim alacak olan komutana verilmek üzere bir de mektup getirmişlerdir. Komutan, mektubu okuduktan sonra, muhafızlarına Prens’i getiren o iki askeri öldürülmelerini söyler. Çünkü söz konusu mektupta böyle emredilmektedir.

Oyunun bundan sonrası konumuzun dışında. Shakespeare’in bu çok önemli oyununu izleyen İngiliz yazar Tom Stoppard, işte bu sahneye takılıp kalır. Sadece görevlerini yapan, ölüm fermanlarını ceplerinde taşıdıklarını da bilmeyen bu iki askerin, yani Rosencrantz ile Guildenstern’in öldürülmüş olmalarından çok etkilenir. 

Oyunun akışı içerisinde öylesine geçip giden, seyircilerin de hiç üzerinde düşünmedikleri bu bölüme ilişkin olarak Stoppard’ın kafasında sorular belirir.  Öldürüldükleri sırada nasıl davrandıklarını, ölüm haberlerinin ailelerine nasıl ulaştığını, geride kimleri bıraktıklarını düşünür. Askerlerin öldürüldüğü sahneden başlayan, tüm bu sorulara yanıtlar verdiği bir oyun da o yazar. Yani Rosencrantz and Guildenstern Are Dead’i.

Stoppard, bir tiyatro oyununda bile böylesi bir dram karşısında tepkisiz kalmadığına göre, eğer bir tarihçi olsaydı, insancıl duygularını harekete geçirecek buna benzer -üstelik gerçek- olaylar karşısında kim bilir neler hissedecekti? Kimi isterse onu öne çıkarmış olan tarih yazıcısı Shakespeare’den daha acımasızdır bana sorarsanız. Herkesin tarih için çok önemli olmadığını bilmeme rağmen, kimi büyük, önemli olayların kahramanlarını küçük bir notla bile kaydetmemiş olmasını anlayamıyorum yine de tarihin.

TARİH KİMİ İSTERSE O

Bakın, Kıbrıslızade Tevfik belki tarih için önemsiz birisidir ama ünlü Babıali Baskını’ndan söz edilirken, hiç değilse adına biraz daha genişçe yer verilmesi gerekenlerden biri değil miydi? Babıali Baskını gerçekleşmeseydi, Harbiye Nazırı Nazım Paşa ile birlikte, İttihatçı silahşor Yakup Cemil’in kurşunlarına hedef olmasaydı, Kıbrıslızade Tevfik’i belki de tarihimizde başka roller üstlenmiş olarak görecektik.

Meşrutiyet’in ilanından sonra İttihat ve Terakki’nin önde gelenleri, en maceracı liderleri Enver Paşa’nın yönlendirmesiyle, perde gerisinden yönetmelerine rağmen her dediklerini yaptıramadıkları hükümeti alaşağı etmek amacıyla Babıali’yi basarlar. Enver Paşa’nın fedaisi Yakup Cemil, hiç de gereği yokken Harbiye Nazı rı’nı tek kurşunla yere sermekle kalmaz, paşanın yaveri Kıbrıslızade Tevfik’i de katleder. Tarih kitaplarının birçoğunda Tevfik sadece “yaver” olarak yer alır. Başkaca bilgi de verilmez pek. Tarih kimi öne çıkarmak isterse önde olan odur çünkü. Rica üzerine Harbiye Nazırı’nın yaverliğini kabul eden, görevine baskından bir gün önce başlayan bu genç subayla ilgili ne dramlar yaşanmıştır oysa. Biz tüm bunları, tarih kitaplarından değil, Tevfik Bey’in arkadaşı olmuş büyük bir şairin, Yahya Kemal’in tanıklığıyla öğrenme şansına kavuşabilmişiz.

Şair, bu çok yakın arkadaşının baskın sırasında öldürüldüğünü gazetelerde yer alan resmi bir açıklamayla öğrenir. “Atılan kurşunlardan eser-i kaza olarak” cümleleriyle başlayan, ruhsuz bir açıklamayla. Şair acı haberi duyar duymaz, “Türk gençliğinin asalet timsali olan” arkadaşının naaşını bulmak için harekete geçer. 

Başvurmadığı makam, yardımını istemediği dost kalmaz. En son Galata Köprüsü üzerinde, baskında önemli bir rolü olan, İttihat ve Terakki’nin ünlü hatibi Ömer Naci’yle karşılaşır. Ömer Naci, şairin Tevfik Bey’le yakınlığını bildiği için sözü hemen ona getirir: “İhtilalin cilveleri bu! Daima en iyileri yere serer. Tevfik’i namusu öldürdü, ben de senin kadar yandım, emin ol! Ah neye o saat orada bulundu? Fransız İhtilali’nin tarihini beraber okuduk. İhtilalin cilveleri böyledir. Sen benden iyi bilirsin...” 

YAHYA KEMAL SEVİNDİ AMA...

Şair, “Bir zamanki arkadaşlığımız namına Tevfik’in naaşını hükümetten istemek için muavenetini istedim” dediği Ömer Naci’den olumsuz yanıt alır. O sırada yanlarında bulunan Silahçı Tahsin Yahya Kemal’e “Boşuna yoruluyorsunuz beyefendi. Bu sabah Süleymaniye Mezarlığı’na gömdüler” der. Arkadaşının hiç değilse bir mezarı olmuştur diye sevinen Yahya Kemal, koşa koşa gittiği Süleymaniye Mezarlığı’nda o adla gömülmüş kimsenin olmadığını öğrenir. Sonraki çabaları da sonuçsuz kalır.

Shakespeare’in oyununda olsun, gerçek yaşamda olsun, önemsiz bir ayrıntı gibi ele alınan nice trajedi vardır oysa. Oyunları değil ama tarihi gerçekten ezilenler yazarsa bir gün saklanmış olan ne varsa öğreniriz elbette.