Attila Jozsef 115 yaşında!

Onu çok büyük yetenekli, bahtsız bir kardeş gibi sevdim, içselleştirdim. Ve belli başlı şiirlerini sözünü ettiğim Fransızca çevirilerinden sevgiyle, özenle çevirdim dilimize. 1993 yılında bir Viyana seyahatimde sırf onun şehrinde bir köprüden Tuna’ya bakmak için Budapeşte’ye bir günlük bir yolculuk yaptım…

23 Nisan 2020 Perşembe, 18:48

  Macarlar soyadını başa alarak Jozsef Attila diyor. 20 yüzyıl Macar şiirinin en büyük şairlerinden . 11 Nisan 1905 Budapeşte doğumlu. Yaşamına  3 Aralık 1937’de aynı şehirde, 32 yaşında, bir trenin tekerlekleri altında son veriyor.İkinci Dünya savaşı denilen insan kasaplığının  kapkara günlerine, o yılları anlatan  siyah beyaz filmlere yaraşır bir ölüm.

       Sorbonne’da okumuş,  Nazizme  karşı Avrupa demokrasi güçlerini örgütlerken Macaristan’a da gelen Thomas Mann’la birlikte bu çalışmaya katılmış; içi özgürlük ateşiyle, şiirle, bu demektir ki yaşama tutkusuyla dolup taşan genç bir adam, kullanılamayacak duruma gelmiş bir eşyayı hurdalığa ya da çöp bidonuna atar gibi yaşamını  bir trenin altına neden fırlatıp atar?  Yaşam öyküsüne baktığınızda bu acılı sonun ipuçlarını görüyorsunuz. Yurt dışına işçi olarak çıkıp bir daha dönmemiş, izi timi belirsiz olmuş bir baba… Hizmetçilik yaparak üç çocuğunu büyütmeye çalışan, Attila 14 yaşındayken yaşamdan ayrılmış bir anne. Tahmin edilebilecek yoksunluklar içinde yaşanmış bir çocukluk, ergenlik, ilk gençlik. Tırnakla kazınırcasına elde edilmiş bir öğrenim ve bilgi birikimi. Büyük bir şiir yeteneğinin ürünlerinin,edebiyatın genel geçer ortamlarında  yeterince ilgi görmeyişi. Derken İkinci Dünya Savaşı. Macaristan’da faşist baskı rejiminin karanlığı. Üyesi olduğu Macaristan Komünist Partisinden arkadaşlarıyla anlaşmazlıklar. Marksist düşünceyle Freud’cu düşünce arasında ilişki kurmaya çalışmakla suçlanması… Ruhsal bunalımlar…Karşılıksız bir aşk..

                                ***

          Attila Jozsef’in şiirlerini, 80’li yıllarda Fransa’da tanıştığımız ünlü Fransız şairi  Eugène Guillevic’in , bence mükemmel Fransızca çevirileriyle tanıdım. Fakat Jozsef’in şiirleriyle tanışmam, Guillevic’le şahsen tanışmamızdan daha önce, 70’yıllardaki Fransa yıllarımda olmalı. Çünkü ülkeye dönüşümde, 1974’te yayınlamaya başladığımız Militan Dergisinin 3. Sayısını onun  şiirlerine ve ona ilişkin yazılara ayırarak bu büyük çağdaşınızı Türkçede ilk kez tanıtmış oldum.  Bu şiirleri  okuduğumda ve yaşamını öğrendiğinde, Attila Jozsef bir daha hiç çıkmamacasına girdi yaşamıma.

        Onu çok büyük yetenekli, bahtsız bir kardeş gibi sevdim, içselleştirdim. Ve belli başlı şiirlerini sözünü ettiğim  Fransızca çevirilerinden sevgiyle, özenle çevirdim dilimize. 1993 yılında bir Viyana  seyahatimde sırf onun şehrinde bir köprüden Tuna’ya bakmak için Budapeşte’ye bir günlük bir yolculuk yaptım…Bu yolculuğun bir gün öncesinden yazmaya koyulduğum an be an izlenimleri, en sevdiğim  şiirlerimden birini, “Attila Jozsef’in Şehrinde Bir Köprüden Tunaya Bakmak”ı oluşturdu…

         İki gün farkla(o 11 Nisan ben 13 Nisan doğumluyuz) , neredeyse aynı ay ve günde doğduğumuz sevgili şairimi, doğumunun 115. Yılında derin sevgi ve saygıyla anıyorum.

           

Anne

Bütün bir hafta, aralıksız

Annemin görüntüsü geçti gözlerimden

Kolunda ağır çamaşır sepeti

Çatı katına tırmanırken

Ve ben yaramaz, delişmen çocuk

Bağırır, tepinirdim yerimde

Bıraksın da koca sepeti

Çatıya beni taşısın diye

O, söylenmeden, bana bakmadan

Çıkar, sererdi çamaşırları

Göz kamaştıran aklıkta çamaşırlar

Sallanır, döner, hışırdarlardı.

Ağlamak için çok geç şimdi;

Annemi uçuşan kır saçlarıyla

Görüyorum gökyüzü sonsuzluğunda

Göğün suyuna katarken çivitini...


Türkçesi/A.Behramoğlu