'Bağımsız olmayan yargı siyasallaşır'

Yapılacak düzenlemeyi, kuvvetler ayrılığı ve yargı bağımsızlığına aykırı olduğunu savunan Hasan Gerçeker, "Yargı bağımsızlığının güçlendirilmesi için HSYK'nin objektiflik, tarafsızlık, şeffaflık ve hesap verebilirlik temelinde geniş tabanlı temsil esasına göre yeniden yapılandırılması ve kararlarına karsı etkin bir itiraz sistemi getirilmesi hemen her adli yıl açış konuşmalarında dile getirilmektedir" dedi.

06 Eylül 2010 Pazartesi, 07:29
Abone Ol google-news

Adli Yıl açılış töreni Yargıtay konferans salonunda başladı. Adli Yıl açılış töreni, devletin zirvesini bir araya getirdi. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan törene katılmazken, hükümet kanadından da katılım düşük oldu. Saygı duruşu ve İstiklal Marşı'nın okunmasının ardından başlayan törene Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim Kılıç, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Abdurrahman Yalçınkaya, Adalet Bakanı Sadullah Ergin, Devlet Bakanı Cemil Çiçek, Anayasa Mahkemesi Başkanvekili Osman Paksüt, Danıştay Başkanı Mustafa Birden, Askeri Yargıtay başkan ve üyeleri, AYİM Başkanı ve yüksek yargı organları mensupları katıldı.

Törende, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ü Yargıtay Başkanı Hasan Gerçeker Yargıtay'ın giriş kapısında karşıladı. Cumhurbaşkanı Gül'ün gelmesiyle başlayan törende, Yargıtay Başkanı Hasan Gerçeker, bir konuşma yaptı. Gerçeker, "Anayasanın öngördüğü çizgide, demokratik, laik, sosyal hukuk devletinin tüm ölçütleri ile yasama geçmesi, toplumun tüm bireyleri ve kurumlar arasında, barış, kardeşlik, huzur, güven, karşılıklı sevgi ve saygı ortamının gerçekleşmesi, sorunların çözümünde, karşıt görüşler ortaya konulurken, hakarete, asılsız isnatlara, iftiraya varmayacak şekilde, demokrasinin gereği olan ve ona uygun bir tartışma ortamının oluşması dileği ile 2010-2011 Adli Yılını açarken, bu anlamlı günde bizlerle birlikte olarak onur verdiğiniz için sizlere en içten duygularla şükranlarımı sunuyor, kendim ve tüm Adli Yargı mensupları adına teşekkür ediyorum" dedi.

Gerçeker, daha önceki adli yıl açılısında yinelediklerini sorunların "büyük ölçüde" devam ettiğini belirterek "Hatta çoğalarak devam etmektedir" dedi. Anayasa değişikliğine değinen Gerçeker, özellikle yargı ile ilgili Anayasa değişikliklerinin "büyük oranda" tartışma ortamı yarattığını belirtti. Söz konusu değişikliklere karşı çıktıklarını vurgulayan Gerçeker, "Bu kadar önemli kurumsal değişikliklerin mutlaka geniş bir toplumsal uzlaşma ile gerçekleşmesi gerektiğini söyledik. Yargı bağımsızlığının bir toplum için ne kadar önemli olduğunu kamuoyuna duyurmaya çalıştık" değerlendirmesinde bulundu.
Gerçeker, bağımsız olmayan bir yargının siyasallaşacağını ve tarafsızlığını yitireceğini vurgulayarak, bunun da toplum için büyük tehlike oluşturacağını kaydetti.
 

HSYK'nin yapısı

Gerçeker, HSYK'nın yapısında yapılamak istenen değişikliği de eleştirdi. Yapılacak düzenlemeyi,kuvvetler ayrılığı ve yargı bağımsızlığına aykırı olduğunu savunan Geçeker, "Yargı bağımsızlığnın güçlendirilmesi için Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu'nun objektiflik, tarafsızlık, şeffaflık ve hesap verebilirlik temelinde geniş tabanlı temsil esasına göre yeniden yapılandırılması ve kararlarına karsı etkin bir itiraz sistemi getirilmesi hemen her adli yıl açış konuşmalarında dile getirilmektedir" dedi. Adalet Bakanı ve Müsteşarının Kurul'da yer almasının "demokratik meşruiyet" ilkesi ile açıklanması gerçeği yansıtmadığını savunan Gerçeker, "Anayasa'nın tanıdığı yetki ile Türk Milleti adına yargı yetkisini kullanan Türk Yargısının 'demokratik meşruiyet' sorunu bulunmamaktadır" dedi.

Adalet Bakanı ve Müsteşarının Kurul'da bulunmasının, "referans olarak gösterilen dış belgelere de uygun düşmediğinin" de altını çizdi. Gerçeker, "Yüksek Mahkemelerin etkinlikleri nerede ise yok denecek dereceye kadar indirilmiştir" dedi. Kurul'un seçilmiş üyelerinin Kurul faaliyetleri yönünden ifa ettikleri fonksiyonun, mensubu bulundukları üst mahkemeyi temsil görevi niteliğinde olmadığını ve "mensubu oldukları yüksek mahkemeden bağımsız, yasayla tanımlanmış görevlerin ifasından ibaret" olduğunu dile getirdi.

Gerçeker, HSYK'nın verimli ve etkin çalısmasının önündeki temel sorunun Adalet Bakanı ve Müsteşarının Kurul'da bulunmasını gösterdi. Gerçeker şöyle devam etti: "Adalet Bakanı ve Müsteşarının kurulda bulunması, Kurul çalışmalarının istikrarlı bir şekilde sürmesini engellediği gibi, yapılmak istenilen düzenleme gerçekleştiği takdirde, bu karma ve yargı bağımsızlığına aykırı yapı, Kurul'u çalışamaz hale getirecektir. Hâkimlerin kararlarının yürürlükteki yasalara, hukuka uygunluğunun, doğruluğunun ve güvenilirliğinin sağlanması bakımından yasalarda kanun yolları öngörülmüştür."
 

AYM'nin yapısı

Gerçeker, Anayasa Mahkemesi'nin yapısında yapılmak istenen değişikliğe de değinirken, yeni düzenlemede Anayasa Mahkemesi'nin mevcut üye sayısının çoğaltılması yerinde olduğunu ifade etti. Gerçeker, üyelerinin tamamının yürütmenin başı olan Cumhurbaşkanı ve parlamentonun salt çoğunluğu ile seçilmesinin, Yüksek Yargı organlarının çoğaltılan üye sayısına göre etkinliğinin azaltılmasının, "kuvvetler ayrılığı ilkesine aykırı olduğu gibi, bu şekilde bir düzenleme Anayasa Mahkemesi'nin tamamen yürütmenin etki alanına girmesine neden olacak ve beraberinde de büyük ölçüde siyasallaşma eleştirilerini getirecektir" dedi.
 

Yargıda örgütlenme

Gerçeker, konuşmasında yargıdaki meslek örgütlerine yönelik yapılan eleştirilere de yanıt verdi. Gerçeker, örgütlenme özgürlüğünün, tüm çağdaş demokratik sistemi benimsemiş ülkelerde olduğu gibi demokratik temel hak ve özgürlükler kapsamında kabul edildiği belirtti. Yargı sistemi içerisinde de hâkim ve savcılara bu hakkı tanımanın, "özgürlükçü demokrasinin" gereği olduğunu sözlerine ekledi. Gerçeker şöyle devam etti: "Örgütlenme özgürlüğü, hâkim ve savcılarımızın her türlü çalışma koşullarının iyileştirilmesi yanında, yargı bağımsızlığının korunup kollanması bakımından da büyük önem taşımaktadır. Örgütlenme özgürlüğünü engelleyerek, yürütmenin güdümünde, amaç dışı, göstermelik bir örgütlenme modeli oluşturma çabalarından vazgeçilmelidir."
 

'Durum vahim'

Gerçeker, Adalet Bakanı'nın Temmuz ayı içerisinde TBMM'nde yaptığı açıklamada, toplam hâkim-savcı sayısının 11 bin 86 olduğunu, 3 bin 610 adetde bos kadronun bulunduğunu, biriken iş yükü nedeniyle, yalnız 2009 yılında Yargıtay'da 14 bin 809 dava dosyasının zamanaşımı nedeniyle düştüğünü, yargının yıllara yayılan, altyapı, mevzuat ve insan kaynakları sorunları olduğunu, yargılamaların makul sürede tamamlanamadıgını, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nde Türkiye aleyhine verilen kararların yüzde on birinin bu nedene dayandığını ifade ettiğini anımsattı. Gerçeker, "Açıklamayı yapanın, bu sorunları çözmekle birinci derecede yükümlü Adalet Bakanı olması karsısında, durumun ne kadar vahim olduğu ortadadır" dedi.
 

'Ergenekon' eleştirisi

Gerçeker, üstü kapalı "Ergenekon" davasına da değinerek uzun süren tutuklamaları eleştirdi Gerçeker şöyle dedi: "Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinde de ülkemiz yönünden en sıkıntılı konulardan birisi haline gelmiş bulunan, tutukluluk sürelerinin, adeta yargısız infaz sayılabilecek derecede uzaması, bu konuda yasal ve yeterli gerekçe gösterilmeden karar verilmesi, yasal olmayan ya da yasayla öngörülen koşullara tam olarak uyulmadan yapılan iletişimin tespiti, dinlenmesi ve kayda alınması gibi temel hak ve özgürlüklerle doğrudan ilişkili usule aykırı işlemlerde yargıya olan güveni büyük ölçüde zedelemektedir."

Yargıtay Başkanı Hasan Gerçeker, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın "Yargı birilerinin arka bahçesi olmayacak" sözlerine yanıt verdi. Gerçeker, "Yargı kimsenin ne arka bahçesi, ne ön bahçesi, ne de yan bahçesidir. Olmamıştır, olmayacaktır da. Buna, her türlü olanaksızlığı karşın, onuru ile özveri ile meslek saygınlığını her şeyin üzerinde tutarak görev yapan, Türk yargıçları, Cumhuriyet Savcıları, hiçbir zaman izin vermeyecektir" dedi.

 

'Yeter ki hukuk dışı engelleme girişimleri olmasın'

Yargıtay Başkanı Hasan Gerçeker, yüksek yargı mensuplarına ait olduğu iddia edilen ses kayıtlarıyla ilgili olarak, her meslekte olduğu gibi yargıda da "yanlış yapanların" çıkabileceğini savundu. Gerçeker, "Zaman zaman kamuoyuna da yansıdığı gibi, yapılan usule aykırı işlemler, usulsüz iletişimin takip ve tespiti, gözetim altına alma, tutukluluk gibi temel hak ve özgürlüklerle, özel hayatın gizliliği ve adil yargılanma hakkı ile doğrudan ilişkili konularda yapılan yanlışlar, çelişkili uygulamalar, toplum vicdanında büyük yaralar açmakta, yargıya olan güvenin sarsılmasına neden olmaktadır. Yapılan yanlışlar, yargının kendi sistemi içerisinde bulunan denetim mekanizması ile mutlaka düzeltilecektir" dedi.

Gerçeker, Adli Yıl açılışında yaptığı konuşmada, bunların gündeme getirilip eleştirilebileceğini dile getiren Gerçeker, ancak bir kurumun topyekün suçlanamayacağını dile getirdi. Geçeker, şöyle devam etti: "Ancak, hiçbir zaman bir kurumun topyekûn suçlanmasına, yıpratılmasına ve temel ilkelere aykırı bir biçimde yapılandırma girişimlerine gerekçe yapılmamalıdır. Yapılan yanlışlar, yargının kendi sistemi içerisinde bulunan denetim mekanizması ile mutlaka düzeltilecektir. Yeter ki yargı dışı müdahaleler, hukuk dışı engelleme girişimleri olmasın. Yargının verdiği kesinleşmiş kararlara uyulması, hukukun üstünlüğü ve hukuk devleti ilkelerinin gereği olarak, anayasal bir zorunluluktur. Beğenilmese de saygı gösterilmesi, uygulanması gerekir. Eleştiri sınırlarını aşan, kurumsal suçlama niteliğine varan söylemlerden mutlaka kaçınılmalıdır."

 

'Yargılama birliği, güçlü yargının vazgeçilmez bir ilkesidir'

Gerçeker, yargılama birliğinin, güçlü yargının vazgeçilmez bir ilkesi olduğunu belirterek "Bu birliğin sağlandığı ülkelerde güçlü yargıya, güçlü devlet ve bireye, güçlü demokrasiye ulaşılmış, hukukun üstünlüğü ilkesi yasama geçirilebilmiştir. Mevzuatımızda bu ilkeden sapmanın en önemli örneğini Yüce Divan müessesesi oluşturmaktadır" dedi. Yargıtay'ın yıllardan beri baktığı davaların niteliklerinin ve sayılarının, Yargıtay üyelerinin yetişme biçimlerinin dikkate alınması gerektiğini ifade eden Geçeker, "Yüce Divan görevinin, yargılama birliğinin bir gereği olarak, yargılanacak kişiler bakımından oluşturacağı hukuksal güvence de dikkate alınmak suretiyle Yargıtay'a verilmesi zorunlu hale gelmiştir ve doğru olan da budur" değerlendirmesinde bulundu.

Gerçeker, Anayasa Mahkemesi'nin kuruluş amacının Anayasa Yargısı olduğunu vurgulayarak AYM'nin işlevinin de Anayasa Yargısı ile sınırlı olması gerektiğini savundu. Gerçeker, "Yüce Divan yetkisinin daha önce Anayasa Mahkemesine verilmiş olması, yanlışlığın sürdürülmesine gerekçe olamaz. Bu düzenleme Hukuk Devleti ilkelerine uygun düşmemektedir" diye konuştu. Konuşmasında HSYK'nin yapısıdaki değişikliğe sık sık vurgu yapan Gerçeker, "Adalet Bakanı ve müsteşarının kurulda yer almasının 'demokratik meşruiyet' ilkesiyle açıklanması gerçeği yansıtmamaktadır. Türk yargısının 'demokratik meşruiyet' sorunu bulunmamaktadır. Kurulun yapısında, oluşumu konusunda ilgili tüm kesimlerin hemen hemen üzerinde birleştiği temel eleştiri, siyasi irade ve yürütmenin temsilcisi olan Adalet Bakanı ve müsteşarının büyük yetkilerle kurulda yer almasıdır" dedi.
 

AYM'ye bireysel başvuru

Anayasa değişikliğiyle AYM'ye bireysel başvuru hakkı getirilmek istendiğini anımsatan Gerçeker, bunun bazı sakıncaları olacağını vurguladı. Gerçeker, "Bu yetki ile yüksek mahkemelerden verilen kararların değiştirilmesi ya da ortadan kaldırılması gibi bir sonuç ortaya çıkacaktır" eleştirisinde bulundu. Gerçeker, yapılmak istenen düzenlemenin, yüksek mahkeme kararlarının denetlenmesi ve yeniden bir karar oluşturulması sonucunu doğuracağını ileri sürdü. Gerçeker şöyle devam etti: "Hiçbir yüksek mahkeme diğerinin kararını ortadan kaldıramaz, değiştiremez ve kararı uygulanamaz hale getiremez. Yüksek mahkemelerin denkliği esastır. Bu denkliğin bozulması yargıda kaos yaratır, yüksek mahkemelerin çatışması sonucunu doğurur. Yarar yerine zarar getirir. Bireysel başvuru hakkı demokrasinin, temel insan hak ve özgürlüklerinin temel öğesi olarak gösterilmekte ise de; Avrupa Birliği üyesi olan ve olmayan pek çok ülkede Anayasa Mahkemesi olmadığı gibi, Anayasa Mahkemesi olan pek çok ülkede bireysel başvuru hakkı da bulunmamaktadır. Bireysel başvuru hakkının, hukukun temel ilkelerinden olan 'kesin hüküm' kavramı ile de hiçbir şekilde bağdaşamayacağı ortadadır. Bu hakkın tanınması dava açılmasını özendirecek ve teşvik edecektir. Davayı kaybeden herkes bir de bu yolu deneyecektir."
 

'Referanduma ayrı ayrı sunulmalıydı'

Gerçeker, yapılmak istenilen değişikliklerin Avrupa bağımsız yargı kriterlerine de uygun olmasının söz konusu olmadığı söyledi. Birbirleri ile ilgisi olmayan konuların, ayrı ayrı referanduma sunulmasının, çağdaş anayasal demokrasinin ve hukukun gereği olduğunu savunan Gerçeker, "Bu gereklilik de ne yazık ki göz ardı edilmiştir" dedi. Gerçeker, bu değişikliklerle Yüksek Mahkemelerin yok sayılmakta olduğunu ve yargı erkinin içerisindeki etkinliklerinin azaltılmış bulunduğun da sözlerine ekledi. Gerçeker, "Yüksek yargı kurumlarını birbirinden ayrı kurumlar gibi gösterecek bir davranış içine girmek, bu kurumlar arasında bir rekabet ortamı yaratmak, son derece tehlikeli ve vahim bir hatadır. Yargının birlik ve bütünlüğünü, kararlı bir uygulama ortamını yok edecek bu davranış biçimini çok büyük bir üzüntü ile gözlemlemekteyiz. Bu tür davranışların Türk yargısını, dolayısıyla anayasal birer güç olarak demokratik sistemlerde yer almış olan üç ana güç arasındaki dengeli işbirliğini çok olumsuz biçimde etkileyeceği göz ardı edilmemelidir" dedi.

Geçeker, yargı alanında yapılan anayasal değişikliklerle "yüksek mahkemeler ile yürütme arasındaki uzlaşmazlığın daha da artacağını" belirterek, "Zira bu değişikliklerle yüksek mahkemeler yok sayılmakta, yargı erki içerisindeki etkinlikleri yok denecek derecede azaltılmış bulunmaktadır" diye konuştu.
 

Hakim ve savcıların sorumluluğu

Gerçeker, Anayasanın 138'inci maddesinin 1'inci fıkrasında yer alan "Hâkimler
görevlerinde bağımsızdırlar. Anayasaya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdani kanaatlerine göre hüküm verirler"
hükmünü anımsattı. Geçeker, "Bu hüküm, hâkim ve Cumhuriyet Savcılarımıza çok onurlu olduğu kadar çok büyük de bir sorumluluk yüklemektedir" dedi.
 

'Yargı o kadar hassastır ki, incitmeye zedelenmeye gelmez, kırılır, dağılır'

"Çağdaş dünyanın benimsediği, anayasal demokrasi sistemin in en temel kavramı olan kuvvetler ayrılığı ilkesi bizim de en temel değerlerimizden birisidir" diye konuşan Geçeker, "Bunun için de yasama, yürütme ve yargı erklerinin birbirinden bağımsız, ancak birbirleri ile uyum içerisinde çalışmaları gerekmektedir" dedi.

Hukukun üstünlüğü ile hukuk devleti ilkelerinin, anayasal demokrasinin gereği olduğunu bildiren Gerçeker, zaman zaman bu ilkelerden uzaklaşılmasını "çok üzüntü verici" olarak değerlendirdi. Gerçeker, "Böyle bir görüntü toplumsal uyumu da etkilemekte, bireyler kurumsal reflekslerden etkilenmekte ve düşünsel yapısını buna göre düzenlemektedir. Bu ise toplum için bir hastalık virüsü oluşturmaktadır. Adalet ve onu gerçekleştirecek olan yargı o kadar hassastır ki, incitmeye zedelemeye gelmez, kırılır, dağılır, bir daha düzeltmek de çok zor olabilir" dedi. Gerçeker, adalet duygusunun zedelenmesi durumunda bireylerin devlete olan güveninin de kalmayacağı ve devletin çökeceğini savundu.
 

'Başbakan iki kuvvet üzerindeki etkinliğini sürdürüyor'

Anayasa reformunun da, çoğulcu demokrasi anlayışına uygun olarak, seçim sistemi ve siyasi partiler mevzuatını da kapsayacak şekilde yapılması gerekmekte olduğunu dikkat çeken Geçeker, "Bu şekilde yapılacak bir reform siyasi istikrarı güçlendirecek, siyasi partiler arasındaki diyalog ve uzlaşma ortamının oluşmasını da sağlayacaktır" dedi.

"Anayasal demokrasi açısından parlamenter sisteme getirilen en önemli eleştirinin, iktidara gelen partinin üç kuvvet üzerinde de etkinliğini arttırmak istemesi" olduğunu dile getiren Geçeker, Türkiye'de uygulanan seçim sistemi itibariyle siyasal gücü elinde tutan hükümet başkanının, hem yürütme hem de TBMM'deki iktidar grubunun başkanı olarak bu iki kuvvet üzerindeki etkinliğini sürdürdüğünü de dile getirdi.
 

'Yargı tamamen yürütmenin etki alanına giriyor'

Geçeker, yapılmak istenilen anayasa değişiklikleri ile Anayasa Mahkemesi ve Hâkimler Savcılar Yüksek Kurulunun yapısının değiştirileceğini, buralara yapılacak atamalarda da bu kurumların işleyişinde yürütmenin etkinliği çoğaltılmak suretiyle, yargının tamamen yürütmenin etki alanında bulunduğu bir sistem getirilmek istenmekte olduğunu ileri sürdü.
Geçeker, "Bu durum, kuvvetler ayrılığı ilkesini tamamen ortadan kaldırarak adeta kuvvetler birliğine dönüş olacak, yargı bağımsızlığını büyük ölçüde ortadan kaldıracaktır. Siyasal iktidarın kötüye kullanılmaması ve özgürlükçü demokrasinin gerçekleşebilmesi için kuvvetler ayrılığı en baş koşuldur. Bağımsız yargı istiyorsak, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun yapısı bu bakımdan çok büyük önem arz etmektedir" dedi. Gerçeker söz konusu değişikliklerin hukuk devleti ilkelerini "çok büyük ölçüde zedeleyeceğini" savundu.

'İdare yargının bütünlüğünü bozuyor'

Yargının, ilk derece ve yüksek mahkemeleri ile bir bütünlük teşkil ettiğini ifade eden Gerçeker, idareyi bu bütünlüğü bozmakla suçladı. Gerçeker, "Yargının çalışmalarını istikrarsız hale getiren, Anayasa'nın temel ilkelerine aykırı olarak yargıya müdahalede bulunan ne yazık ki idaredir" eleştirisinde bulundu. Yargıyı, "adalet" olarak tanımlayan Gerçeker, adaletin ise devletin temeli, devleti oluşturan kişi ve kurumların en büyük güvencesi olduğunu söyledi. "Yargı bir toplumun en büyük değerini oluşturmaktadır" diyen Gerçeker, "Türk toplumu, hâkimine, savcısına tanıdığı saygınlıkla, verdiği değer ile bunu en iyi şekilde ortaya koymaktadır" diye konuştu.
 

'Türk yargıçları kimseye el açmaz'

"Her insanda, her meslekte olması gerektiği gibi, olduğu gibi Türk yargıçları, savcıları da onurlu insanlardır" diye konuşan Gerçeker, "Kimseden el açıp bir şey talep etmek durumunda değillerdir. Onurlu bir şekilde görev yapmak, onurlu yasamak için bu mesleği seçmişlerdir" diye konuştu. Gerçeker, idarenin görevinin de yargının gereksinimi olan her şeyi, adalet terazisinin sapmaması için gerekli olan her türlü olanağı sağlaması olduğunu anlattı. Gerçeker, "Ama ne yazık ki, yargı bugün anayasal olarak eşit konumda bulunduğu yasama ve yürütmeden çok daha az olanaklara sahip durumdadır. Yüksek Yargı Kurumlarını önemsemezseniz, yok sayarsanız onlara görevlerini en iyi şekilde yerine getirmeleri için gerekli olanakları sağlamazsanız, hukuk gelişip, güçlenemez, güvenli ve çabuk adalet sağlanamaz" dedi.
 

'Makamlar geçicidir'

Makamların ve görevlerin gelip geçici olduğunu dile getiren Gerçeker, "Bu gün biz varız yarın başkaları olacaktır. Geçmişte başkaları vardı. Ama devlet hayatı süreklidir. Gelecek kuşaklara daha iyi bir yasam ortamı, daha güvenli bir yargı sistemi, daha güzel şeyler bırakmalıyız. Bu bizim en büyük zenginliğimiz, gurur kaynağımız olacaktır" değerlendirmesinde bulundu.

 

Yargıtay'daki adli yıl açılış töreni sona erdi

Türkiye Barolar Birliği Başkanı Ahsen Coşar'ın konuşmasının ardından Yargıtay'da düzenlenen Yeni Adli Yıl açılış töreni sona erdi. Yargıtay'da düzenlenen adli yıl açılış törenlerinine Yargıtay Genel Sekreteri Salih Kocalar'ın titiz çalışması damgasını vurdu. Tören için görevlendirilen personelin kostümleri, davetlilerin salona yerleştirilmesi ve basın mensuplarının sorun yaşamaması için alınan önlemler adli yıl açılış törenlerine damgasını vurdu.

Yargıtay Başkanı Hasan Gerçeker, tören sırasında 44 sayfalık konuşma metnini okudu. Adli yıl açılışı dolayısıyla Yargıtay Başkanı Gerçeker başkanlığında yüksek yargıçlar Anıtkabir'i ziyaret ederek, mozoleye çelenk koyacak. Yargıtay konferans Salonu'nda bir önceki adli yıl döneminde emekli olan Yargıtay üyelerine onur ve plaket belgesi sunulacak. Daha sonra TBMM'de adli yıl açılış kokteyli verilecek.

 

Yargıtay Başkanı ve beraberindeki heyet Anıtkabir'i ziyaret etti

Yargıtay Başkanı Hasan Gerçeker ve beraberindeki Yargıtay mensupları, yeni adli yıl açılışı nedeniyle Anıtkabir'i ziyaret etti. Gerçeker ve beraberindeki heyet, Atatürk'ün mozolesine çelenk koyarak saygı duruşunda bulundular. Heyet, Anıtkabir merdivenlerinde fotoğraf çektirmesinden ardından Misak-ı Milli Kulesi'ne geçti. Burada Gerçeker, Anıtkabir Özel Defteri'ne şunları yazdı: "Büyük Önderimiz Yüce Atatürk, 2010-2011 Adli Yılı Açılışı Nedeniyle Yargıtay olarak Anıtkabir'de huzurunuzdayız. Özgürlük mücadelesi veren tüm manzum ülkelere örnek olan eserin Türkiye Cumhuriyeti'nin, değişen dünyada güçlenerek yerini alması için Türk Yargısına düşen görevi her koşulda yerine getirmek bizim en baş sorumluluğumuzdur. Bunun bilincindeyiz. Yurdumuzun stratejik konumu değişen uluslararası dengeler karşısında, hukuk bağlamında da çağdaş özgürlükçü anayasal demokrasiye uygun bağımsız yargının gerçekleşmesi gelişip güçlenmesi için mücadelemiz devam edecektir. Her zaman artan bir sevgi, saygı, şükran ve millet duygusu ile anıyor, özlüyoruz. Çağı değiştiren, dünya tarihine damgasını vuran büyük insan ruhun şad olsun. Huzurunda saygıyla eğiliyoruz."