Başarısızlıktan korkmayın

CERN’de çalışan Doç. Dr. Bilge Demirköz artık Türkiye’nin uzay çalışmaları için ter döküyor. Gençlere ‘Denemekten vazgeçmeyin, kendinize acımayın’ diyor.

31 Mayıs 2017 Çarşamba, 19:03
Abone Ol google-news

Anti-madde, karanlık madde gibi evrenin en ulaşılmaz görünen sırlarının peşinde koşan bilim insanlarından biri Doç. Dr. Bilge Demirköz, Avrupa Nükleer Araştırmalar Merkezi’nde (CERN) yürüttüğü projelerinin yanında artık Türkiye’nin uzayda söz sahibi olma çabalarına katkı sağlamaya çalışıyor. Bu çalışmalarıyla geçen yıl UNESCO-L’OREAL Uluslararası Yükselen Yetenek ödülünün sahibi olan Demirköz’ün bir amacı daha var. Türk gençlerinin bilime olan ilgilerini artırmak. Demirköz, bu sebeple katıldığı Uluslararası Araştırma Projeleri Yarışması’nda sorularımızı yanıtladı.

Ödül kazandı

-Akademik kariyeriniz nasıl gelişti?

Robert Koleji’nden mezun olduktan sonra MIT’te (Massachussests Teknoloji Enstitüsü) matematik ve müzik yan dallarıyla birlikte fizik okudum. Alfa Manyetik Spektrometresi isimli -şu anda uzay istasyonu üzerinde bulunan- bir deneyde yıllarca çalıştım. Doktoramı Oxford’da Dorothy Hodgkings Bursu’nu alarak üç yılda tamamladım. Ardından CERN’de parçacık fiziğinde ATLAS Deneyi’nin analizinde çalıştım. 2011’de Türkiye’ye döndüm. Şu anda ODTÜ’de UNESCO-L’OREAL Uluslararası Yükselen Yetenek Ödülü’nü kazanmama sebep olan projede çalışıyorum.

Uydular için

-Projeden bahsedebilir misiniz?

Yıllarca uzayda Alfa Manyetik Spektrometresi ile parçacıkları ölçtük. Bu parçacıklar aynı zamanda uzayda radyasyona sebep oluyor. Bizim Göktürk ve Türksat uydularımız da bu parçacıkların içinden geçerken zarar görüyor. Radyasyondan nasıl etkilendiklerini analiz etmek üzere, şu anda Türkiye’deki ilk parçacık radyasyonu oluşturma labaratuvarını kuruyorum. 7 milyon TL tutarında Kalkınma Bakanlığı destekli bir proje bu. On beş kişi çalışıyoruz. 3 buçuk yıllık bir proje, şu an projenin ortasındayız. Önümüzdeki aylarda ilk elektronik malzeme testlerini yapacağız. Son sistemi kurmaya ise ocak ayında başlayacağız.

Kendinize acımayın yeniden deneyin

-Bilim alanında kariyer yapmak isteyen gençlere ne önerirsiniz?

Birinci şart korkmamak. Gençler başta bir şey deniyor, olmuyor ve vazgeçiyor. Siz bana başarılarımı soruyorsunuz, ama başarısızlıklarımı sorsanız, o liste daha uzun. Başarabildiklerim, denediklerimiz yüzde 10’udur belki. Gençler kendilerine acımasın. Bir Türk öğrenci, ABD’li İsviçreli yaşıtından bence üstündür. Daha ilgili, daha zeki. Neden biliyor musunuz? Türk gençliği, sanata, spora, bilime aç. Ancak bizim gençliğimizde, öğretmenimizde bir özgüven sorunu var. Atatürk “Türk milleti zekidir, Türk milleti çalışkandır” diyor ya, abartılı gelebilir ama doğru. Kültürümüzün en kötü tarafı kendimize acımak. Adını koyalım, arabesk kültür. “Abi hep benim başıma geliyor” veya “yaptırtmadılar” anlayışı. Bu bir acımadır aslında. “Acımayın, tekrar başka türlü deneyin” diyorum.

Ne yapmak istediğini sorun

-Bilimde disiplinlerarası eğitimin önemi giderek artıyor. Bu açıdan eğitim sistemimizi nasıl değerlendiriyorsunuz?

MİT’te felsefeden, müzikten ders aldım, bunu engelleyen kurallar yoktu. Bizim sistemimiz ise disiplinlerarası çalışmaya sıcak bakmıyor. Bir dönem TÜBİTAK Bilim Kurulu’ndaydım. O dönemde ortaya attığım ve hayata geçen en önemli fikir çift anadal bursudur. Aileler de çocukları çok yanlış yönlendiriyor. “Sen ne olmak istiyorsun” diye soruyorlar. Bunun yerine çocuğa “ne yapmak istiyorsun” sorusu sorulmalı.