Bir Hayalet Dolaşıyor, Otorite Hayaletİ

Okul Tıraşı, 71. Berlinale’in Panorama bölümünde dünya prömiyerini yaptıktan sonra kazandığı FIBRESCI ödülüyle adından söz ettirmeyi başardı.

20 Mart 2021 Cumartesi, 15:58
Bir Hayalet Dolaşıyor, Otorite Hayaletİ
Abone Ol google-news

Uzak planda, Anadolu’nun ücra bir köşesinde yer alan karlarla kaplı dağın eteğinde, pastoral bir resmi andıran bir okul… Açılış sahnesinde ise seyircisini, soğuğun tüm dehlizlerine işlediği binanın içerisinde kâbusun habercisi planla karşılayan bir hikâye…

Okul Tıraşı, 71. Berlinale’in Panorama bölümünde dünya prömiyerini yaptıktan sonra kazandığı FIBRESCI ödülüyle adından söz ettirmeyi başardı. Ancak yönetmen Ferit Karahan’ın filmi bu başarıdan çok daha fazlasını anlatısını temellendirdiği katmanlar arasındaki çatlaklara gizliyor. Baş karakterimiz ve hikayedeki gözümüz Yusuf’u (Samet Yıldız) sırt planıyla izlediğimiz bir sekansla açılan film, bir grup çocuğun yatılı bir okuldaki banyo gününde yaşanılanları öyküsünün girizgahına yerleştiriyor. Dışarısının soğuğunu hissettiren atmosferi, soluk renkleri ve bu tona hizmet eden gerilim yüklü notaları eşliğinde çocukların aldıkları cezayı hikâyenin katalizörü haline getiren film, Van Bahçeşir’de yer alan küçük bir bölge yatılı okulundan bir Türkiye haritası çıkarmayı başarıyor. 

Cezanın hemen ertesinde rahatsızlanan Memo (Nurullah Alaca), onu doktora götürebilmek için, devletin bile unuttuğu bir yerde boyundan büyük bürokrasiyi, imkansızlıkları, ihmalleri, yoksulluğu ve hatta korkuyu aşmaya çalışan Yusuf ve Stanford deneyinden fırlamış gibi duran otorite aşığı karakterler… Okul Tıraşı’nda hikâye ilerledikçe ve Memo kötüleştikçe, çocuğun neden hastalandığını bulmak için birbirlerine düşen öğretmenler, okul görevlileri ve kraldan çok kralcı öğrenciler öylesine güçlü resmedilmiş ki, öykünün gelişiminden çok karakterlerin dönüşümü ve kırılma anları sizi filme bağlayan asıl unsur haline geliyor. 

Yusuf, otorite hayaletinin kol gezdiği bu okulda ezilen bir çocuk olarak, kaloriferi bozulmuş bina kadar, içinde yaşadığı coğrafya kadar soğuk öğretmenleri ve yozlaşmış bürokrasiyle mücadele ederken hikâyeye bir “vicdan” karakteri eklemleniyor. Memo’nun revirde yattığı sahnelerde diğer öğretmenlerden ahlaki bakımdan ayrılan Selim öğretmen (Ekin Koç), kameranın Yusuf’tan sonraki odak noktasına dönüşüyor ve böylelikle öykünün gizeminin çözüldüğü aşamada bir süreliğine de olsa adalet terazisinin taşıyıcısı haline geliyor. 

Asla açılmayan ve açılsa bile girişindeki buzlanma sebebiyle her bir karakterin düşme tehlikesi atlattığı revir kapısı, dışsal bağlamda filmin durum komedisi ihtiyacını karşılarken, mikro düzeyde bir yandan sorumluluklarını doğru düzgün yerine getiremeyen, yer yer hileye başvuran bürokrasi mensuplarının durumuna, diğer yandan da üzerinde durdukları zeminin kayganlığına işaret ediyor. 

Filmin görünürlük ve görünmezlik meselesi ise klişe siyasi anlatı tuzaklarına asla düşmeyen, basmakalıp cümlelere sırtını yaslamayan bir senaryonun varlığını kanıtlıyor. Ferit Karahan’ın, Gülistan Acet’le birlikte yazdıkları senaryo, her ayrıntısı incelikle düşünülmüş ve yetkin bir sinema diliyle kurgulanmış ustalık eseri… Yönetmenin, siyasi söylem kaygısı içerisine fazlaca düştüğü Cennetten Kovulmak isimli ilk uzun metraj filminin aksine hemen hiçbir siyasal referansa başvurmadan politik olabilen ve dahi otoriteyi hicveden Okul Tıraşı, böylelikle kar altında gizlediği meselelerini de görünür kılmayı başarıyor. Hikâyenin çeperini kaplayan Yusuf’un mücadelesi Türkiye’nin toplumsal ve siyasal yapısına yönelik göstergeler barındırırken; toplum ve birey bilinci, iktidar-birey ilişkisi gibi kavramlarla da bağ kurmamıza olanak tanıyor. Filmin en görünür ve belki de en göze sokulan katmanı coğrafya öğretmeninin söyledikleri olarak kabul edilebilir ki bu da zaten azınlık kavramıyla olan ilişkinin bir ifadesi olarak karşımıza çıkıyor. Benzer bir biçimde filmin finalinde izlediğimiz ve Yusuf’u revirin demir parmaklıkları ardından dışarı bakarken gördüğümüz plan da bu manada filmin en etkili anlatı tercihi oluyor. 

Okul Tıraşı, küçük bir okulun içine hem kavgalı olduğu tüm meseleleri yalın bir üslupla yerleştirebilecek hem de parçası olduğu toplumun tüm dinamiklerini Yusuf’un hikayesine sığdırabilecek kadar etkileyici bir anlatı... Vizyona girdiğinde mutlaka görülmeli…